HomeHome  FAQFAQ  SearchSearch  RegisterRegister  Log in  
Kürd Ulusu'nun Çıkarları; Her Türlü Parti, Kurum, Kuruluş, Örgüt ve Kişilerin Çıkarlarının Üstünde ve Ötesindedir. Her Şey Kürdistan İçin!

Share | 
 

 Diyasporada yaşam

View previous topic View next topic Go down 
AuthorMessage
Admin

avatar

Mesaj Sayısı : 128
Kayıt tarihi : 2010-01-12

PostSubject: Diyasporada yaşam   05.10.10 1:27

Diyasporada yaşam

Ali Erdoğan

Gurbette, yıllar önce karşılaşıp çok sevdiğim, sonradan kaybettiğim birini arıyormuş sanısına kapılıyorum. Çarşıda, pazarda gezerken ve ya bir mecliste otururken hep onu arar oluyorum.

Sevme ve sevilme duygum erazyona uğruyor. İnsan ruhu ve insan vucudu onu artık ürkütmeye başlamıştır... O artık dalgalanmış ruhlara, karanlık rüzgarların esiri oluyor. Okyanusta fırtınaya yakalanmış kaptansız gemi misali akıntının girdabında buluyorum kendimi. İçimdeki yangın gittikçe alevleniyor, tüm bedenimi kaplıyor.. Yüreğim buza kesiliyor.

Sürgünlüğün en acısı, kendinden uzak düşmektir. Bundan kurtulmak için neler verilmez ki... Yüreğinin her an saf duygularla çarptığı çocukluk yıllarına dönmek için çok şey verirdim...

Her gün inancımdan, güvenimden bir parça alıp götürüryor gurbet... Çocuksu sevinçlerimi, o sonsuz sandığım umutlarım erazyona uğruyor. Kendimi bu gösterişli Londra’nın parçası sanıyorum. Ve en acısı kaybolduğumun ayırımında değilim. Sen kara kafalısın, sen yabancısın, sen ötekisin ve sen mültecisin onların gözünde. Üzerimize çöreklenen çürümüşlük kokusunu duyamıyoruz. İçim acıyla ürperiyor. Bir bara giriyorum. Niçin girdiğimide bilmiyorum. İçkiyi sevmem. Etrafa bir göz gezdiriyorum. Her kes içiyor. Benim gibi bir şeyler arar gibi gözleri uzaklara bakıyor. Bu ortamda bile bana bakışları ötekimsi, yabancı, burayada geliyorlar dercesine yüzünü başka yöne çeviriyorlar.

İçimde kalmış bir umut kırıntısıyla ısınıyorum. Bu insanları bu duyguyla sarıp sarmalamak istiyorum. Kaybolmuş gece adamlarından bir kaçıyla sohbet etmek istiyorum. Yeterince dillerini bilmediğimi anımsıyorum. Girdiğim gibi yalnız çıkıyorum. Kollarıma, ellerime ve yüzüme dokunuyorum. Bir yabancıya dokunur gibi oluyorum. Anlıyorum ki, bu yad elde kayboluşumun acısı, amansız olunca bir başkası oluyorum. Her sürgün, bir başka olan kişi değil mi? Yıllar önce karşılaşıp sevdiğim, sonradan yetirdiğim birilerini arıyorum hissine yeniden kapılıyorum.

Ülkedeyken, bulunduğum ortamda maskesiz, saklamaksızın, rollara ve beklentilere uymaksızın bir konu hakkında duygularımı dile getirmişsem, orda gerginlik bir ortam yaratmışımdır. Bunun faturası da sürgünlük olmuştur.

İçimdeki başkaldıran o asi acıyla mücadele ediyorum. O sinsi toplumsal gerçeklerin soğuk duvarlarına çarpıyor. Özgür kişiliklerin ve giderek soğuyan bir toplumda yaşıyoruz....

Kimselerin bilmediği, insanlardan sakladığım, gizlediğim duygu ve düşüncelerle dolup taşan bir arka bahçem vardır. Orada düşler ve hayallar vardır. Koşulsuz sevilme isteği ve burada sakalanan anlar, sözler, resimler vardır. Şimdi Sonbahar’ını yaşıyor. Bu sürgün yaprak dökümü ve bağbozumu oluyor.

Mutluluk uğramaz sürdündekine. Acılarımıza ortak olmak kültürümüz filizlenmemiştir henüz. Hep uzağa düşeriz umutsuzca. Mutsuzluk oyunlarla hayattan zaman çalarız. Mutsuzluğumuzu her gittiğimiz yere götürdük. Belki de, gölgemiz gibi o takip ederdi bizi... Hayatta, felaketin kıyısında körebe oynamak düşer payımıza. Mutluluğu kendimize yasak etmişiz sanırım. Hep yolculukta imişiz sanısını taşırız gurbet ellerde... Zaman ileriye doğru değil, yüreklere, içeri, derinlere doğru işlemeye başlar. Çoğu kez mazide yaşarsın... Hep kendinle hesaplaşırsın... Çıldırıcı bir yalnızlık sarar seni, esir alır adeta... Bazen ilkel bir acıya da bırakır yerini...

Gözüme uyku girmez geceleri, yanaklarımda bir ıslaklık; bütün gece sokaklarda dolaşasım gelir sabahlara dek... İçimdeki acıyı paylaşacak birini ararım gece boyu. Tan yeri ağarırken eli boş dönerim yalnızlığıma... Hatıralarımı karıştırırım. Kendimce, şen şakrak geçirdiğim çocukluk anılarım oyalar beni...

Birazdan sabah olacak. Herkes yeni güne hazırlanacak. Benim için değişen bir şey olmayacak. Günlük gazeteleri alacağım. Sayfaları karıştıkça ülkede olup biten haksızlıkları okudukça yaralarım katmerleşir, acılarıma acılar ve özlemler eklenecek... Yine de bir gün, içimdeki o derin susuzluğun, o zehirleyici kanamanın, özlemin dineceğini umut ediyorum. Bu beni hayata bağlayan tek dal. Düşler, uçsuz bucaksız özlem okyanusuna yelken açıyor.

Ülkedeki ağacı ve dalı, kuşların sesini, göğün o yağan yüzünü, bir inciyi hayatın yarası gibi kalbime yerleştırıyorum.

Bazen rüyasızlığın tabirine yürürüm, yeşil, sarı ve kırmızının dudağıma kondurduğu zambak tazeliğiyle...

İnceydik, kırılgandık, vurdum duymazlık ve bakar kördük; bir tay gibi acemi rüzgardık. Savrulduk dünyanın dört bir yanına ve varoşlara darı misali...

Ülkeyi Anımsadıkça, kalbim şarkı mırıldar gibi üşüyor...

Düşümde umut... Yürekte hasret ve ülke sevgisi, daldım hayal dünyasına...

Ülkeye uçmak için, katar olmuş kuşlara benziyorum.

Hayret, sanki bir lodos rüzgarında sallanıyorum şimdi. Alabora olmak üzere olan bir kayıkta debeleniyorum...

Derin bir boşlukta kurtulmaya çalışıyorum. Umut, sevinç, korku, özlem, hasret, tutunacak bir dal arıyorum. “Denize düşen yılana sarılır” misali...

Hayatın tüm değişkenliğine ve geleceğin belirsizliğine meydan okurcasına... Yüreğim, sonsuz bir sonbahar ovasında imişçesine üzgün ve vatan hasretiyle dopdolu...

elbistanliali@fsmail.net
http://www.kurdistan-post.com/Niviskar-op-viewarticle-artid-1977.html
Back to top Go down
http://serxwebun.forumieren.com
 
Diyasporada yaşam
View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Bixêr û bi Ehla! * Welcome! * Hos Geldiniz! :: Nihêrîne Raman | Bakış Açıları-
Jump to: