HomeHome  FAQFAQ  SearchSearch  RegisterRegister  Log in  
Kürd Ulusu'nun Çıkarları; Her Türlü Parti, Kurum, Kuruluş, Örgüt ve Kişilerin Çıkarlarının Üstünde ve Ötesindedir. Her Şey Kürdistan İçin!

Share | 
 

 Millet, Milliyetçilik, Ulus Devlet

View previous topic View next topic Go down 
AuthorMessage
Admin

avatar

Mesaj Sayısı : 129
Kayıt tarihi : 2010-01-12

PostSubject: Millet, Milliyetçilik, Ulus Devlet   26.02.13 0:30

Kürdistan’da Bazı Temel Kavramların (Millet, Milliyetçilik, Ulus Devlet) ve Mücadelenin Yeniden Tanımlanması Gerekir…

İbrahim Güçlü


“Ulus (=Millet)”, “Milliyetçilik”, “Ulus Devlet” kavramları, tarihsel, sosyolojik, siyasi ve toplumsal kavramlardır. İnsan topluluklarının evrimleşmesinin belirli bir aşamasında oluşmuş ve olgunlaşmışlardır.

Bu kavramlar, bilimsel ve evrensel tanımlara sahiptirler.

Bu kavramlara farklı anlamlar yüklemek, bilimsellikten bir sapma, insanlık tarihinden uzaklaşma, vicdan ve adalet duygusunu kaybetme, bilimselliğe karşı bir tutumdur.

Ama ne yazık ki, geçmişte İslam’ın, Sol ve Sosyalist İdeolojinin, Türkçülüğün; günümüzde liberal, muhafazakâr demokrat İslamcı, Türkçü ideologların, Türkiyeci Kürt aydınlarının etkisiyle, Kürtler söz konusu olduğu zaman, bu kavramlar evrensel içeriklerinden koparılıyor; farklı anlamlar kazanıyor.

1999 yılından Öcalan’ın Türkiye’ye gelişi ve her şeyiyle devlete teslim olmasından sonra bu kavramlar daha trajik bir içerik kazandı. “Türkiye Ulusu”, “Türkiye Demokratik Ulusçuluğu” gibi Kemalist ulus tanımı ve ulusçuluğu; bilimsellik kaygısıyla değil, döneme uygun teslimiyet duygusuyla, realize edildi.

Bu tanımlamalara uygun olarak da, Kürtlerin devlet olamayacağı, kendi ülkelerinde hükümran olamayacağı gibi mutlak sonuçlar çıkarıldı. Öcalan’ın Türkiye’ye gelmesinden sonra, “Kürtlerin hiçbir parçada devlet kurma, federe ve otonomi olma hakları yoktur” tezi ile bu yaklaşım tan anlamıyla rotasından çıktı.

Şu gerçeği kabul etmek gerekir ki, Kürde ve Kürdistan’a dair bütün alanlarla ilgili sömürgeci bir kültürel egemenlik ve kuşatmışlık var.

Kürtler okuyanlarının ve aydınlarının Kürdistan’ın Kuzeyinde, 1959’lardan sonra ulusal haklarına sahip çıkmaları, Türk Devletinin inkâr politikasına karşı tutum almalarıyla birlikte;“ulus”, “Kürt ulusu”, “milliyetçilik”, “ulus devlet” kavramları konuşulmaya ve tartışılmaya başlandı.

Türkiye’de 1960 sonrasında bu kavramları tartışma gündemine getiren kesim, sosyalistlerdi. Çünkü sosyalistler, sosyalizm teorisine sonrada da olsa eklenmiş olan “ulusların kendi kaderlerini kendilerinin tayin hakkı” ilkesi ile ilgileniyorlardı.

Kürtlerle bağlantılı olarak bu kavramlar üzerindeki tartışmalar, özellikle 1968-69 yıllarında yoğunlaştı. Türk sosyalistleri, Kürtlerin bir ulus değil, bir milliyet olduğunu savunmaya başladılar.

Bu teorinin ve anlayışın başını da, Milli Demokratik Devrimciler çekiyordu.

Son yıllarda, hem Kürdistan’ın Kuzey parçasında, hem Kürdistan’ın Güney parçasında federalleşme ile birlikte, hem de Kürdistan’ın Güney-Batısında ulusal hakların kazanılması anlamında hızlı bir sürece girilmesinden sonra; “ulus (=millet)”, “milliyetçilik”, “ulus devlet” kavramları üzerinde tartışmalar yeniden ve yoğunca başladı.

Bu tartışmalara, solcular, sosyalistler, ulusal solcular dışında muhafazakâr demokratlar, İslamcılar, liberaller de katılmaya başladılar.

Bu tartışmalar yapılırken de, sözü edilen kavramların bilimsel muhtevalarına, evrensel tanımlarına, tarihsel değerlerine uygun hareket edilmiyor. İdeolojik, siyasi, egemen ulus çıkar kaygılarıyla hareket ediliyor. Bu nedenle de sözü edilen kavramlara ilişkin ucube tanımlar, tarifler yapılıyor; bu kavramlara evrensel içerikten farklı içerikler kazandırılıyor.

İlginç ve ucube bir ulus tanımı yapılıyor. Bu tanımdan yola çıkılarak, Türklerin, Arapların, Farsların ulus olduğu sonucuna; ama Kürtlerin ulus olmadıkları, “milliyet oldukları” sonucuna varılıyor.

PKK/BDP de, Türk ideologlarının bu tarif ve tanımlarını, görüş ve yaklaşımlarını aynen kabul etmektedir.

(I)

Kürtler bir ulustur…
Kürtlerin millet olmadığı, farklı tonlarda da olsa Kemalistlerin, Kemalist Solcuların, Sosyalistlerin, muhafazakârların, liberallerin, sosyal demokratların ortak görüşüdür.

1970’lerde Mihri Belli başta olmak üzere, Darbeci, Askerle ittifakı temel ittifak gören hatta orduya devrimde öncülük tanıyan Milli Demokratik Devrimciler: Kürtlerin millet değil, milliyet olduğunu ileri sürüyorlardı.

Şimdilerde de liberaller, muhafazakârlar, İslamcılar, sosyal-demokratlar Kürtlerin ulus olmadığını savunuyorlar ve hem de mutlak ideolojik bir kabul halinde ileri sürüyorlar.

Kürtlerin millet olmadığı, milliyet olduğu tezi, “Kürtlerin kendi Kaderlerini Kendilerinin Tayin Etme Hakkı” ilkesinin geçersizliğini ortaya koymak ve Kürtlerin de diğer tüm milletler gibi bağımsız devlet olma haklarının önüne set çekmek içindir.

Kürtlerin, millet olduğu tartışmasızdır. Kürtlerin millet olmasının temel tarihsel koşullarının mevcut olduğu da tartışmasızdır. Kürtler, ortak bir dile Kürtçe diline, ortak bir ülke Kürdistan’a, binlerce yıllık ortak bir tarihe, ortak bir kültüre, edebiyata, geleneklere ve göreneklere sahiptirler.

Bu saydığımız temel değerlerin hepsinin sentezi de, bilimsel olarak bir Kürt milletini tanımlar.

Bu nedenle, Kürtlerin millet olmadığı tartışmaları, abesle iştigal olmaktan öteye, Kürtlerin varlığına, kolektif haklarına, kendi kaderini tayin etme hakkına karşı olmaktan kaynaklanan; sömürgeci, ırkçı, inkârcı yaklaşımlardır.

Kürtler de, her millet gibi kendi kaderlerini kendi elleriyle tayin etme, bağımsız ve devlet olma haklarına sahiptir.

Kürdistan’ın sömürgeci devletler tarafından bölünmüş olması da buna engel değildir.

Kürdistan’ın bütün parçalarında Kürtler kendi kaderlerini tayin etme konusunda hızlı bir ilerleme ve şekillenme içindedirler. Bu süreç, tarihsel bir momentte sonuçlanmak zorundadır. Bu momentte, Kürtlerin millet ve Kürdistan’ın ülke olarak bütünleşmesi kaçınılmaz olacaktır.

Milliyetçilik: Türk milliyetçiliğiyle Kürt milliyetçiliği aynı karakterde değildir…
Türk ulusu olduğu için Türk milliyetçiliği, Kürt ulusu olduğu için de Kürt milliyetçiliği tarihsel bir olgudur. Kürt milliyetçiliği de tarihsel bir gelişmedir. 1847 yılında Bedirhan Paşa’nın Osmanlı İmparatorluğuna baş kaldırmasıyla ortaya çıkan, 1880 yılında Şeyh Ubeydullah Nehri’nin Bağımsız Kürdistan mefkuresi ile şekillenen, 20. Yüzyılın başlarında birçok Kürdistan örgütlenmesiyle tanıma kavuşan, Kürdistan’da bağımsızlığı hedefleyen ulusal ayaklanmalarla çerçeve kazanan bir olgudur.

O zaman milliyetçiliği genel olarak tanımlanmak gerekirse: Bir halkın ve ulusun kendi ülkesinde, yaşadığı coğrafyada, egemen, bağımsız, iktidar, hükümran olması isteği, arzusu, duygusu ve talebidir.

Bir ulusun hükümranlığı, bağımsızlığı, egemenliği, iktidarı; bağımsız bir devlet, kon-federal bir devlet, federal bir devlet kapsamında ve şeklinde olur.

Milliyetçilik, bir sınıfa, bir toplumsal kesime ait olmaması anlamında bir ideoloji değildir.

Milliyetçiliğin ideolojileşmesi, bir ulusun milliyetçiliğini, emperyalist ve sömürgeci emelleri için kullanmaya başlaması ve başka milletlerin haklarını gasp etmesiyle gündeme gelir. Bu durumda, milliyetçilik, kendisi için egemen, hükümran, iktidar olmasının sınırlarına aşarak; başka uluslar üzerinde de egemen, iktidar, hükümran olmasıyla şekillenir, içerik ve kapsam kazanır. Böylece milliyetçilikle sömürgecilik ve ırkçılık bütünlük kazanır.

Bu bağlamlarda, Türk egemen/ezen ulus milliyetçiliğinin hedefleriyle, Kürt ezilen ulus milliyetçiliğinin hedefleri aynı değildir. Türk ırkçılığıyla Kürt milliyetçiliğini aynılaştırmak, aynı içerikle tanımlamak en büyük günahtır. Mevcut olan statüyü, sistemi tanımlayamamak, gerekli çözümün sağlanmasını istememektir.

Kürt milliyetçiği, Kürtlerin Kürdistan’da hükümran, iktidar, bağımsız ve iktidar olmasını istiyor. Bunun, bağımsız devlet, kon-federal ve federal devlet şeklinde olmasını koşullara göre tayin ediyor.

Kürt milliyetçiliği, başka bir milletin, örneğin komşusu olan Türk, Arap, Fars ve diğer milletlerin haklarını gasp etmek istemiyor; onların ülkelerini işgal ve ilhak etme, sömürgeleştirme amaçlarını taşımıyor. Komşu halkların, ulusların hükümranlık, bağımsızlık, egemenlik, iktidar hakları başta olmak üzere tüm haklarına saygı duyuyor, kendisiyle onları eşit görüyor. O milletlerle kon-federal ve federal bir devlet içinde birlikte de yaşayabileceğini tasarımlıyor.

Oysa Türk milliyetçiliği, Kürtlerin ulusal haklarının gaspını savunan, Kürtleri halk ve millet olarak yok sayan; Kürtlerin ülkesi Kürdistan’ı parçalayan; Kürdistan’ı sömürgeleştiren; Kürtlerin egemenlik, hükümranlık, iktidarına karşı olan bir milliyetçiliktir.

Bu bağlamıyla da Türk milliyetçiliği sömürgeci ve ırkçı bir olgudur.

Ulus Devlet ve Ulus Devletin aşılması…
Eğer bir ulus varsa yukarıdaki satırlarda da belirttiğim gibi, hükümranlık, bağımsızlık, egemenlik, iktidar hakkı da vardır.

Uluslar bu haklarını, bağımsız devlet, kon-federal, federal devlet içinde gerçekleştirebilirler.

Dünyada da böyle oldu. Bütün uluslar, 1789 Fransız Devriminden sonra, ulus devletlerini kurdular. Türk Devleti, Fransız Devleti, Alman Devleti ve diğer ulusların devletleri bunun somut örneklerini oluşturuyorlar.

Ulus devletler, tarihsel gelişmeler, dünyadaki tarihsel kırılma noktalarından sonra farklılaştılar.

Bu ulus devletlerin bir kısmı, federal devletler oldular; Almanya, İsviçre, Belçika, Sovyetler birliği, Yugoslavya, Çekoslovakya gibi.

Bu tam anlamıyla ulus devletin aşılması anlamına gelir. Yani devlet tek ulusun devleti olmaktan çıktı, ulus üstü, federal bir devlet olarak tüm milletlerin eşit bir devleti oldu.

Bazı ulus devletleri, ademi merkeziyetçi bir yapı kazandılar. Devletler kendi içlerinde özerk ve otonom bir yapı kazandı. Ama ulus ve üniter devlet yapılarını da genel olarak korudular. Fransa, İspanya, diğer birçok Avrupa ve Uzak Doğu Devleti böyle devletler.

Bu gelişme ve yapılanma da, tam anlamıyla olmazsa da bir ölçüde ulus devletin aşılması anlamına gelir.

Birde otoriter, sömürgeci, ırkçı karakterlerini koruyan ulus devletler var. Türk Devleti bunun en somut örneğidir. Türk Devleti, aslında bir Türk ulus devleti değil. Devlet ulus devlettir. Yani Kemalist bir devlettir. Türklerin bile devleti değildir.

Türk Devleti’nin üniter ulus devletini aşması için, federal bir devlet olması gerekir. Türk Devleti federal bir devlet olmadan kendisini aşan bir devlet olamaz. O zaman da Kürtlerinde devleti hiç olamaz.

Bütün bu gerçeklere rağmen, yeni devletlerin kurulmayacağı anlamına gelmez. “Son yirmi yılda 30’a yakın devlet oluşmuştur. Sovyetler Birliği dağılmıştır 15 devlet ortaya çıkmıştır. (Estonya, Letonya, Litvanya, Belarus, Moldavya, Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Rusya Federasyonu)

“Yugoslavya dağılmıştır. 7 devlet ortaya çıkmıştır. (Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Makedonya, Kosova, Karadağ, Sırbistan)

“Çekoslovakya kendi içinde ikiye ayrılmıştır. (Slovakya, Çek)

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Cibuti, Eritre, Yeni Kaledonya, Güney Sudan, Filistin Arap Devleti…

“Birleşmiş Milletler, iki ay kadar önce, 30 Kasım 2012 de, Birleşmiş Milletler Filistin için, “üye olmayan gözlemci devlet” statüsü verdi. Bunu, Türkiye’de, sağcılar, solcular, liberaller, herkes alkışladı. PKK/BDP de. Kürdler için devlet istemeyenlerin, bu anlayışa karşı duranların, Filistin Arap Devleti’ni alkışlarla selamlamaları dikkate değer bir durumdur. Türk basınının, Türk yazarlarının, Türk solunun bu anlayışı savunması doğaldır.

“Sınırlar kalkıyor, yeni sınır yapmak anlamsızdır” görüşü Kürdlerin kafasını bulandırmak için ortaya atılan bir görüştür. Kaldı ki, ulus üstü birliklere herkes, kendi kimliği ile katılmaktadır. Henüz bir kimlik sahibi olamayan, kendisi olamayan Kürdler bu birliklerde nasıl yer alacaktır? (İsmail Beşikçi)

Ayrıca ulus devletlerin aşılması ezilen Ulusların, Kürt ulusunun kendi devletini kurmayacağı anlamına hiç gelmez.

Elbette yeni kurulan devlet, eski otoriter, sömürgeci, anti-demokratik devletler olmayacaklar. Çok uluslu ve etnik guruba sahip olanlar, ona göre çoğulcu ve federal bir tarzda yapılanacaklardır. Bu bağlamda, ulus devletin aşılmasından bahsetmek anlaşılır bir konudur.

Özcesi, ulus devleti aşmak, A) Emperyalist-sömürgeci olan devletlerin ya federal devlet şekilde yapılanması B) Ya da ezilen ulusun emperyalist ve sömürgeci devletten ayrılarak bağımsız devletini kurması, C) Tek başına devlet kuran ulusun da ulus devlet normlarının ötesinde çoğulcu devlet yapılanmasına gitmesidir.

(II)

Kürtlerin mücadelesi anti-sömürgeci ulusal/milli ve demokratik (Türkiye içinde ve asıl olarak Kürdistan’da) bir mücadeledir…
Son yıllarda yukarıdaki bölümde dile getirdiğim kavramsal tanım ve yaklaşımlardan dolayı Kürtlerin mücadelesi, özellikle de Kürdistan’ın Kuzeyindeki mücadelenin karakteri yanlış tanımlanmaya, özünden koparılmaya, evrensel standartların ve modellerin, ulusların kendi kaderlerini kendilerinin tayin hakkı formatının dışına çıkarıldı; yoz ve kozmopolit bir tanımlamaya kavuşturuldu.

Öcalan’ın Türkiye’ye gelişinden sonra, Kürdistan’ın Kuzeyinden mücadele karakteri konusundaki tanımlama ve içerik, çok tehlikeli ve trajik bir hal aldı. Öcalan, PKK’nın Bağımsız Birleşik Kürdistan hedefinden vazgeçmekle kalmadı. Kürtlerim mutlak anlamda devlet kuramayacaklarını ileri sürdü. Kürtlerin özerk ve otonom bir yapıya sahip olmalarına bile karşı çıktı. Kemalist Devletin demokratikleşmesini, Kürtlerin devlet olmayan içeriği belli olmayan kon-federalizm ve benzeri Kürt milletinin ulusal mücadelesini sulandıracak kavramlar ortaya attı.

Son dönemlerde, hükümetle görüşmelere başlamasından sonra, bu konuyla ilgili iş çığırından çıkmış durumda.

Bu nedenle Kuzey Kürdistan’daki mücadelenin yeninde tanımlanması büyük önem ve değer kazanmış durumda.

Bilinen tarihi bir gerçek var ki Kürtler, Ortadoğu’nun en eski topluluklarından, halklarından, uluslarından biridir. Ortadoğu’nun yerleşik, medeniyetler yaratan, imparatorluklar kuran topluluğudur, halkıdır, milletidir.

Kürdistan ne yazık ki, 1639’da Kasrı Şirin Antlaşmasıyla Osmanlı ve Fars İmparatorluğu arasında bölünen bir ülke oldu. Kürtler de bölünen bir topluluk, halk, ulus oldu. Ama Kürdistan ülke olarak bölündüğü zaman da, bu imparatorlukların bünyesinde parçalı statülerini, otonom ve özerk yapılarını korudu ve yaşattı.

Kürtlerde her halk gibi gelişerek, dönüşerek ve evrimleşerek uluslaşma sürecini de tamamladı. Bir ulus yapısına kavuştu.

Ama ne yazık ki, 20 Yüzyılın başlarında, Birinci Dünya Savaşından sonra dünya ve Ortadoğu’da statü yeniden tespit edilirken, Kürtler birçok diğer millet gibi devlet olma şansını elde etmedi; aksine Kürtler ve Kürdistan Lozan Antlaşması sonucu bölündü.

Kürdistan, dört devletin (Türkiye, Irak, İran ve Suriye) egemenliği altına girdi. Sömürgeden daha geri bir yapı ve statü kazandı. Kürtler, ulus olarak bölündü.

Kürtler, bölünmüş bir sömürge ulus; Kürdistan, bölünmüş sömürge ülke oldu. Kürtlerin bütün ulusal hakları gasp edildi. Kürdistan işgal ve ihlal edildi.

Bulunduğumuz aşamada, Kürdistan’ın Güney parçası hariç, diğer parçaların bu tarihi trajedisi ve statüsü devam ediyor.

Kürtler, Kürdistan’ın Kuzeyinde ve diğer parçalarında, diğer milletler gibi kendi kaderlerini kendi elleriyle tayin etme, Kürdistan’da hükümran olma haklarına sahiptir.

Kürtlerin kendi ülkelerinde hükümran olmaları, bağımsız devlet kurmaları, komşu milletlerle federal ve kon-federal ortak devlet kurmalarıyla olanaklı olacaktır.

Ancak bu durumda Kürdistan’daki sömürgecilik, işgal ve ilhak, tarihi haksızlık son bulacaktır.

Kürtlerin Kendi ülkelerinde hükümranlığı sağlamaları, anti-sömürgeci ulusal/milli bir mücadele karakterindedir. Günümüzde de bütün hızıyla bu mücadele devam ediyor.

Daha açık bir ifadeyle, Kürtlerin mücadelesi milli bir mücadeledir.

Kürtlerin komşu halklarla, milletlerle federal ve kon-federal bir devlet kuracaksa, demokratik mücadele diye bir mücadelesi vardır, olacaktır. Çünkü federal ve kon-federal devlet, çağdaş, katılımcı, çoğulcu, hak ve özgürlükleri garanti altına alan, özgürlükleri genişçe benimseyen, kurumlaşmış bir demokrasilerde gerçekleşir ve yaşama olanağı bulur.

Bulunduğumuz aşamada da en azından Türk milletiyle federal bir devlet kurma amacına sahip olan Kürtlerin, çetin ve açık bir demokratik mücadele yürütmeleri, o demokratik içinde her boyutuyla var olmaları gerekir. Kürtlerin, parçalı bir şekilde ulusal haklarının teslim edilmesi de, güçlü, kapsamlı bir demokratik mücadeleyi öngörür.

Fakat Kürtlerin asıl demokratik mücadelesi, içyapıdaki, Kürdistan’daki demokratik mücadeledir. Gelinen aşamada ve Kürdistan’ın Kuzeyindeki verili durumda bu demokratik ve özgürlükler mücadelesi daha anlamlı mücadele karakterini kazanmış durumdadır.

Kürdistan’daki demokratik mücadele, PKK’nın hegemonik, otoriter, militarist yapısına; tek lider, tek parti, tek ideoloji anlayışına; ölüm ve şiddet üzerinden yürüttüğü siyasetine; iç ve dış infazlarına; Kürdistan’daki sol ve dinsel otoriter ve teokratik anlayışlara ve kurumlaşmalara karşı bir mücadeledir.

Kürdistan’daki bu demokratik mücadele konusunda Kürt yurtsever demokrat aydınlarının ve siyasetçilerinin duyarlı olduğunu; kararlı olduklarını söyleyebilmek zordur.

Kürt yurtsever demokrat aydınlarının ve siyasetçilerinin, PKK’nın sıraladığım özelliklerini görmemezlikten gelmesi söz konusu olduğu gibi, buna eklemlenmeleri daha tehlikeli bir durum/vaziyet yaratmaktadır.

Kürt yurtsever demokrat aydınlarının ve siyasetçilerinin bu aymazlıktan kurtulmaları, asıl tarihi görevlerini yerine getirmeleri gerekmektedir.

Amed, 18 Şubat 2013






Back to top Go down
http://serxwebun.forumieren.com
 
Millet, Milliyetçilik, Ulus Devlet
View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1
 Similar topics
-
» İsmet İnönü Hakkında Bilinmeyenler
» Bahar Şenbahar
» bunu nasıl yapabilirim

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Bixêr û bi Ehla! * Welcome! * Hos Geldiniz! :: Peşarî | Politika-
Jump to: