HomeHome  FAQFAQ  SearchSearch  RegisterRegister  Log in  
Kürd Ulusu'nun Çıkarları; Her Türlü Parti, Kurum, Kuruluş, Örgüt ve Kişilerin Çıkarlarının Üstünde ve Ötesindedir. Her Şey Kürdistan İçin!

Share | 
 

 Milletlerin Ontolojik Sosyolojileri ve Kürdistan Milleti

View previous topic View next topic Go down 
AuthorMessage
Admin



Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 2010-01-12

PostSubject: Milletlerin Ontolojik Sosyolojileri ve Kürdistan Milleti    03.08.14 18:41

Milletlerin Ontolojik Sosyolojileri ve Kürdistan Milleti

Kadir Amaç

Milli kimlik-milli bilinç ve milli devlet nosyonları 18.19. ve 20. Yüzyılın başlarında itibaren  popülerleşti. Milliyetçilik post modern zamanlarda popülaritesinden hiç bir şey kaybetmeden daha aşkın olan türlerini İspanya’da Basklılar, Galiçyalılar, Katalanlar, Belçika’da Flamanlar, İngiltere’de İskoçlar, Galliler ve Kanada’da Quebeckliler göstermiştir.

Bu anlamda milli kimlik, milli bilinç ve milli devlet nosyonlarını analatik disiplin olarak ilk inceleyen ve milliyetçi ideolojinin çekirdek kozasını cisimleştiren şahıslar; Rousseau, Herder, Zimmerman, Burke, Jefferson, Fichte Mazzini gibi düşünürlerdir.

Milliyetçilik bir ideolojik hareket olmakla birlikte; temel referanslarını dil, kültür, toprak,  mit ve  toplumsal refleslerden alır. Dolayısıyla bu kaçınılmaz olarak millet- milli hafıza- milli kimlik- milli devlet-milli üretim benzeri kavramların kullanılmasına yol açar.

Milliyet ideolojisinin anşılması için   tarih, dinler tarihi, sosyoloji, siyaset bilimi ve uluslararasi ilişkiler biliminden mutlaka  yararlanmak gerekiyor. Tam bu noktada “Milliyetçilik-Kuram-İdeoloji-Tarih”  adlı eserin yazarı Anthony  D.Smith “ Milletler dünyası küresel bakış açılarımızı ve simgesel sistemlerimizi yapılandırdığı için milliyetçilik aynı zamanda kültürel ve düşünseldir” demektedir.

D.Smith, milliyetçilik  ideolojisinin çok  büyük düşünürlere ve  milliyetçilik ideolojisi liberalizim ve sosyalizim gibi felsefik bir karektere  sahip olmadığını söylese  bile Roussseau, Max Weber, Dostoyevski, Herder, Burke ve Muhammed İkbal gibi düşünürlerin bütün enerjilerini milliyetlerinin kimliklerini ve imgelerini keşfetmek için yoğun bir çaba harcadıklarını söylemektedir.

İnsanın fıtri ve tabi olan  milliyet ruh halinin  siyasi ve düşünsel faktörlerden çok daha muhim olduğunu  ve bu ruh halini dinlerdeki ilham’a benzetiğini söyleyen D. Smith, sözlerine şöyle devam eder: “ Millet-milliyetçiliğin kültürel ve ruhbilimsel önemi çok daha derindir. Milliyetçiliğin aynı anda her yerde bulunması ve bugün her kıtadan milyarlarca insanı kendisine bağlaması, onun daha önce yanlızca dinlerin sahip olduğu halka ilham verebilme ve halktan karşılık alabilme yeteneğıne sahip olduğunu kanıtlamaktadır.”( 1)

 Anthony D. Smith, milliyetçi kavramın aslında çok çetrefelli bir sorun olduğunu söyler. Ona göre birinci sorun millet teriminin farklı modern anlamlara sahip olması, çok fazla çeşitli olması ve çoğunlukla millet kavramının muğlak olmasına  ve aynı zamanda  milletlerin farklı tarihi  ve modern anakronizmlerine  vurgu yapar. İkincisi ise, millet kavramının düşünürler arasında siyasi unsurlar arasında ve dünyanın farklı noktalarında yaşayan insanlar arasında millet kavramının aynı ölçülerde tanımlanmadığına ve millet kavramının Ortaçağ dönemindeki anlamların modern anlamlarından  bu denli büyük  farklılık gösterdiğini nasıl anlayacağımızı soruyor.

Bu bağlamda,  John Milton 1644 tarihli “Areopagitica” adlı yapıtında o dönemin millet terimini şöyle tarif eder: “Zihnimde uykunun ardından güçlü bir insan gibi ayağa dikilen soylu ve kudretli bir millet hayal ediyorum.” Samuel Johnson ise, 1755 tarihli “Dictionary” adlı yapıtında “milletin diğerlerinden genelde dilleriyle, kökenleriyle ve yönetimleriyle ayrılan insan toplulukları olarak tanımlar.” (2)  Modern dönemlerde ise milliyet tanımını Kedouire’ye göre,”milliyetçilik bir irade” öğretisiyken  Gellner’e  göre ise “sanayiciliğin ve kapitalizmin aldığı kültürel” biçimdir.  Gene modern milliyetçilik sosyolojisi üzerinde uzman olan Walker Conner’a  göre Millet ataları yoluyla akraba olduklarına inanan bir grup insandır”Ve Joshua Fishman’e göre ise “millet kısmen kemiklerinden olma, kendi etlerinden olma, kendi kanlarında olma şeklinde tarif eder.   Bana göre ise miliyetçilik,  teritoryal ve  siyasal egemenlikten başka hiç bir şey değildir. İkincisi, Fishman’ın tanımından hareketle bir milletin ontolojik  tezahürü kanında, kemiklerinde ve etinde vücud bulduğunu söyleyebiliriz.

Emmanuel Joseph 1789 yılında “ Abbé Siéyés, Qu’est-ce que le Tiers-Etat” ( Üçüncü Sınıf Nedir?) adlı eserinde modern milliyetin tanımlamasını şöyle yapar: Millet her şeyden önce vardır ve hepsinin kökenidir. Onun iradesi her zaman meşrudur ve o, kanunun kendisidir...”  Ernest Renan ise milliyetçiliği ata kültürü  ve kahramanlıklarla dolu olan geçmişe tarihsel ve siyasal  düzlemde bakarak miliyetçiliği övgüler yağdırmıştır. Max Weber bir Alman milliyetçisi olarak Ernest Renan’la  benzeri düşünmekle birlikte, aslında daha çok “Alman romantizim geleneğin” merkezinde  yer alan “etnik-dilsel millet ölçütünden”  çokça etkilenmiştir.

Benedict Anderson, neden “ çok insanın milli bir  kimlik duygusunu yaratmak, onu korumak ya da onun için ölmek için uğraştığını” söylerken  bu soruya şöyle karşılık veriyordu: “Bütün insanlar, her zaman için ya da aslında benlik için aynı milli kimlik duygusu etrafında kenetlendikleri, yoğunlaştıkları ve tatminkar bir sayıya ulaşmalarıyla birlikte milli kimlik kavramının kullanılmasını kaçınılmaz olacaktır.” Bu bağlamda  Anthony  D. Smıth’ın “  çoklu kimlikler” kavramsallaşması çalışmamız acısından çok önemlidir.  Smith’in,  milli kimlik- milli bilinç -milli devlet nosyonları postmodern zamanlarda “çoklu kimlikler” dünyasına benzemediğini söyler. Post moden zamanlarda kimlik kavramının toplumun farklı kompartmanları için  abartılı bir moda olarak kullandığıni söyler. Bu Post modern modacı kimlikler daha çok insan ve toplum ilişkilerinde aile kimliği,  evlilik kimliği,  sivil örgütler kimliği, siyasi parti kimliği, mezhep ve cemaat kimliği, cinsiyet kimliği...

Yukarıdaki saydığımız kimlik çeşitleri modern zamanlarda modern bir insanın sahip olduğu çoklu kimliklerdir. Modern insanın sahip olduğu bu çoklu kimliklerin büyük bir bölümü çıkarlara dayalı kimlikler olduğu gerçeğidir. Yani  modern insan sosyolojik  çıkarları gereği, düşüncesini ve inancını bu çoklu kimliklerin büyük bir bölümüyle ilişkilerini boşayabilir, o kimliklerle ontolojik  varlığını tanıtma gereği duymayabilir. Ancak milli kimlikler öyle değildir. Çünkü Anthony D. Smith dedigi gibi;” kültürel toplumların kimlikleri daha kalıcıdır. Çünkü , ortak anılara,  ortak mitlere, ortak senbollere, ve geleneklere sahiptirler. “(3)

Bu bağlamda, Ontolojik olarak her insan özgür ve hür olmak için kendini mutlaka  milli bir kimliğe bağlı kılmak zorunda his eder.  Dolayısıyla, her milletin gönül ve ruh atlasında mutlaka kendini ontolojik varlığıyla ifade etme ve  yönetme melekesi  vardır. İkincisi,  her insanın gönül  ve ruh atlasında dalgalanmayan bir milliyetçilik bayrağı  vardır. İnsanın gönül  ve ruh atlasındaki bu milliyet bayrağını dalgalandıran  milletler dünyası arasında yaşanan siyasi,  kültürel,  ekonomik, spor  ve benzeri  ruhi  ve  duygusal refleksler birlikte dalgalanmaya geçtiği gerçeğidir.

Bu anlamda, Milletlerin ruh ve gönül atlasında yer alan  milliyetçi ruh ve duygunun  en somut ve en muşahhas halinin  milletlerde  belirdiği o ana... Bakınız  dünyaca ünlü İsrail’li düşünür Elie Kedourie “Milliyetçilik” adlı kitabında şöyle açıklar: “  milletyetçilik yanlızca geçici olarak-millet kurma, dış tehdit, tartışmalı topraklar ya da düşman bir etnik ya da kültür grbunun içerde algılanan tahakkümü gibi bunalım anlarında önem kazanır.”   (4)
Bu anlamda etni sitelerin milli karekterlerinin değişmesi veya kaybolması ve tekrar modern milliyetçi ideolojinin gayretleriyle yeniden semboller aracılığıyla güncellenerek  canlandıklarının en somut örneklerini Ermeniler ve Yahudiler olarak gösterebiliriz . Kürd siyaseti tam da bu noktada kaybolan, eskiyen, hareketsiz kalan, zayıf duran, organize olmayan veya değişen milli değerlerini tıpkı Yahudi ve Ermeni etnisiteleri gibi modern milliyetçi düşünce-hareketleri okuyarak ve kendi tarihi sembollerini yeniden günceleyerek eskimiş olan Kürd’ün milli ruhunu ve duygusunu yenileyerek Kürt halkının bağımsızlık mahşerine taşıyabilirler.

Sanırsam Kürd milletinin Tür-Arap-Fars unsurların tahakkümlerine karşı ruh ve gönül atlasında tezahür eden milliyetçilik türü milli kimlik, milli bilinç ve milli devlet diyebiliriz.  Yoksa Kürd milletinin sahip olduğu milliyetçilik Türk-Arap Fars milliyetçiliği gibi renk üstünlüğüne,  dil üstünlüğüne,  kültür    üstünlüğüne ve siyasal egemenlik üstünlüğüne  dayanmıyor.

Kürtlerin çekirdek milliyetçi öğretisi demirci kava ve Nevroz bayramı iken bu anlamda Kürtlerin milli tarihi hafizası Ahmedé Xanî’dir. Ben Ahmedé Xanî’nin milli düşüncesini Peygamberce ve filozofca buluyorum  ve onu şöyle tarif ediyorum:

Ahmedé Xanî bir milletin ontolojik kitabını yazdı. Kitabın adi “Mem ù Zîn”
Sonra  yazdığı bu kitabı Tanrı’nın görüşlerine sundu.

Tanrı, “mem ù Zîn”  kitabını eline aldı ve ışık hızıyla okumaya başladı.    
Derken Tanrı, Kitabın 221-225 ‘bölümlerinde şu beyti okumaya devam etti:

“Bu Rom ve Farslar Kürtleri kuşatmışlar
Kürtlerin tümü dört tarafa dağılmışlar
Kürt kabilelerini bu ikili cepheler
İmha okları için hedef seçmişler
Sınırların tespitinde anahtar olan Kürtlerdir
Aşiretleri sınırlar üzerinde sağlam setlerdir
Birer denizi andıran Romlar ve Acemler
Ne zaman ortaya çıkıp harekete geçseler
Kürtler her taraftan kızıl kana bulanırlar
Berzah gibi onları birbirinden ayırırlar”(5)  

Tanrı, sonra Kitabı usulca “Sıdretül Münteha”Meleklerine uzatt, sonra Tanrı, ağlamaya başladı!
Sıdretül Münteha’nın Melekleri Tanrının ağladığını görünce  şöyle dediler: Sevgili Tanrımız seni ağlatan şey nedir dediler!      
Tanrı onlara ışık hızıyla yeniden ”Mem ù Zîn’ ın” kitabını okudu ve bu kez birlikte ağladılar!
Biz Kürtler  önce her millet gibi devlet olmak istiyoruz, sonra yüreğimizi,  sınırlarımızı, ekmeğimizi ve suyumuzu dünyanın yalın ayaklı mustazaflarıyla kardeşçe paylaşmak istiyoruz. Sahih ve özgün Kuran düşüncsine göre ise Allah her insanı önce  kendi ailesinden, kendi  akrabalarından, kendi  milletinden ve  kendi ülkesinden sorumlu tutmuş. Bu konuyla ilgili Kuran’da geçen  onlarca ayetten sadece 2 tanesi (Casiye 28, Bakara 134)  ayetleridir. (6)
       
Dolayısıyla  Sömürgecilerin tarif ettiği anlamda  Kürtler için halkların kardeşliği sadece fantastik bir hikayedir. Hakeza İslam kardeşliği de  fantastik bir hikaye olur!

Biz hiç bir millete düşman değiliz, hiç bir milletten üstün değiliz, hiç bir milleti kendimizden üstün görmüyoruz. Biz de her millet gibi semalarımızda dalgalanan milli bir bayrağımızın ve öz topraklarımız üzerinde  siyasal egemenliğimizin olmasını istiyoruz.

Eğer devletsizlik (adalet ve bilim devleti) halimiz, halkımızın yalın ayaklı hali, ekonomik fakirliğimiz,  bilim ve teknolojik imkanlardan mahrumiyetimiz  böyle devam ederse bırakın  bir milletin veya bir  devletin Kürdelere değer vermesini sıradan bir insan bile Kürd milletine saygı ve sempatiyle bakmayacaktır.

Gün gelecek bu yazdıklarımızı dünyanın en saygın bilim adamları ve siyasetçilerin okuyacağını bildiğim için onlarla şöyle bir anımı paylaşmak  istiyorum:  Belçika’ya henüz yeni gelmiştim, çalışmam gerekiyordu ve Kürdistanlı bir ailenin çalıştırdığı bir  Restorantta işe başlamıştım.  Restorantın bar bölümünde çalışan Mekodonyalı bir arkadaş ile Kuzey Kürdistanlı genç bir garson arkadaş her gün istisnasız birbirleriyle laf savaşı yapıyordu. Bir gün  bizim bu genç Kürd garson , Mekodonyalı arkadaşa şöyle dedi: “Siz Mekodonya’nın  çingeneleri kültürsüz bir milletsiniz” Mekodanyalı arkadaş yüzünü bana çevirerek şöyle cevap verdi: “Bu arkadaşınız her gün Kürdistan- Kürdistan Kürdistan diyor lakin bahsettiği bu Kürdistan ne dünya haritası üzerinde bir yeri  var ne de Birleşmiş Milletler binasının semalarında dalgalanan bir Kürdistan bayrağı var! Oysaki, Mekodonyalı Çingenelerin dünya haritasi üzerinde yer alan  bir ülkeleri ve Birleşmiş Milletler binasının göklerinde dalgalanan bir bayrakları var.  şimdi söyler misiniz bana? Dedi.

Toparlayacak olursak: bilim, teknik, demokrasi, özgürlük, adalet, hak, hukuk,  ekonomi, kültür, sanat, edebiyat, spor ve diğer alanlarda dünyanın en gelişmiş devleti  ve milleti olan Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, Kanada, Avusturalya, Hollanda, Belçika, İsveç Lüksemburg, Danimarka, Vahşi Ortadoğu toplumlarını ve devletlerini demokratikleştirmek ve insani olarak her gün bu coğrafyada  yaşanan vahşet manzaralarını  protesto etmek için neden tek bir söz ve tek  bir adım atmıyor? Acaba bunun bilimsel bir nedeni ve teolojik  bir hikmeti mi var?

Sanırsam Kürdlerden hariç dünyadaki tüm devletler, milletler ve düşünceler Ortadoğu’yu kan ve vahşet çöplüğüne çeviren Türk-Arap-Fars unsurların insanileşeceğinden ve uygarlaşacağından umudunu kestikleri  için barış, adalet, özgürlük, kardeşlik ve demokrasi adına tek bir söz ve tek bir adım atmanın bulutlara yumruk sallamaya benzediğini düşünüyorlar...

Son olarak şunu belirtmek istiyorum: Ben öyle bir Kürdistan istiyorumki  her bir  caddesinde yanyana duran Camii, Kilise, Havra, Cem Evi, Zerduşlük ve Yezidilik mabedlerinde insanlarımız, barış ve kardeşlik içinde ibadetlerini özgürce yapsınlar.    

kadiramac@hotmail.com
twitter.com/KADIRAMAC

KAYNAKÇA:

1-     Anthony D.Smith, Milliyetçilik-Kuram-İdeoloji-Tarih, Atif Yayınları, S. 11.
2-     Anthony D.Smith age, s. 47.
3-     Anthony D.Smith age, s. 30-60-67.
4-     Elie Kedourie, Milliyetçilik, Milli Eğitim Yayınları, s.43.
5-     Ehmedê Xanî,  Mem û Zîn, Avesta Yayınları, Beyt. 221-225
6-     Elmalılı Hamdi Yazır, Kuran Meali, Casiye 28, Bakara 134)

http://www.kurdistan-post.eu/tr/analiz/milletlerin-ontolojik-sosyolojileri-ve-kurdistan-milleti-kadir-amac
Back to top Go down
http://serxwebun.forumieren.com
 
Milletlerin Ontolojik Sosyolojileri ve Kürdistan Milleti
View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Bixêr û bi Ehla! * Welcome! * Hos Geldiniz! :: Peşarî | Politika-
Jump to: