HomeHome  FAQFAQ  SearchSearch  RegisterRegister  Log in  
Kürd Ulusu'nun Çıkarları; Her Türlü Parti, Kurum, Kuruluş, Örgüt ve Kişilerin Çıkarlarının Üstünde ve Ötesindedir. Her Şey Kürdistan İçin!

Share | 
 

 Alevilik Nedir?

View previous topic View next topic Go down 
AuthorMessage
Admin

avatar

Mesaj Sayısı : 129
Kayıt tarihi : 2010-01-12

PostSubject: Alevilik Nedir?   22.06.15 17:18

Alevilik nedir?

Cemal Özel

Eski İraniler Ateş ve Güneş’e ilahi bir önem atfederdi. Tanrısallığın kaynağı-özünü bununla izah ederlerdi.

En büyük Tanrı olarak Zurvan`i ( Zervan) bilirlerdi, ki bildiğimiz "zaman" kelimesinin kökenidir. Tanri Zurvan`in iki oğlu olduğu, biri bembeyaz saf ışıktandır, etrafına aydınlık saçar. Diğer oğlu ise karanlık ve ürkütücüdür. Zurvani anlatımda görüleceği üzere "ortada iki Tanrı" bulunmaktadır. Yani biri Ahura Mazda olarak adlandırılan "iyilik" Tanrısı, bir diğeri ismi Ahriman olan karanlık yani "kötülük" Tanrısı’dır. İnsan, dünyayı bu iki "Tanrı karşıtlığında" tahayyül etmiştir ve buna düalizm denmektedir. Bu anlayış İrani inanç sisteminin omurgasını oluşturur. Eski İranilerde "büyük Tanrı olan Zurvan" daha çok gerilerde bir yerde durur. Ön planda daha çok "bereket tanrıçası veya toprak ana " olarak bilinen Anahita ve güneş olarak betimlenen Mitra bulunur. Mitra indo-aryan dilinde, arkadaş, mukavele anlamındadır. Çok sonraları özellikle Partlar döneminde kral anlamında da kullanılmıştır.  Bu krallık, dünyevi bir krallık olmayıp aslında "gökseldir".

Part krallarında bütün bir evrenin "sahibi" olduğuna inanılan Mitra Tanrısının yeryüzündeki, tanrısal kuralların uygulanması için, bir nevi "temsilci olarak kendilerini görürdü... Anahita ise, bereket tanrıçası olarak insanların, hayatta kalabilmesi, yani yaşamın sürebilmesi için "beslenme ihtiyacını" karşılayandır. Bir diğer deyişle, hayatın devinimi ya da "üreyebilmesini" sağlayan Tanrıçadır.  Yine bir kısım İranilerde, Anahita, Ahura Mazda’nin eşi Mitranın annesidir. Ahura Mazda Ahriman ile mücadele ederken Dünya’ya oğlu Mitra’yı kurtarıcı diye yollar. Oda dünyayı Ahriman taraftarlarından ( kötülerden) kurtarır. Bu kurtarış tabi ki, "barışçıl" değildir, tam tersine elindeki " ışıktan" kargı ile bütün kötüleri öldürür ve dünya kan denizine döner. Böylece iyilik kazanmış olur ve iyiliğin hüküm sürdüğü sonsuz bir hayat baslar. Bu kısa anlatımda fark edileceği üzere bir "teslis" (üçleme) vardır. İlki Zurvan ve oğulları Ahura Mazda ve Ahriman, ikincisin de, Ahura Mazda, Anahita ve Mitra’dır. Bu üçleme inancı Hristiyanlığa Baba, oğul, kutsal ruh olarak, Aleviliğe de, Hak (Tanri) Muhammed, Ali diye geçmiştir. Burdaki Muhammed sanki "emanet" gibi durmaktadır aslında bu üçlemede, Muhammed`in gölgesi-ardındaki ana Fatma’dır... Zurvani yorumda, Ahura Mazda’nın ışıktan olduğunu, ayni zamanda Mitra’nın da Güneş ile betimlendiğini yazdık. Anlaşılacağı gibi her ikisinde dikkat çekilen "ışık" elementidir. Alevilerde insan ruhu ve Tanrı’nın "ışıktan" olduğuna inanılır…

Med dönemi ve öncesi İraniler için "Ateş ve Güneş" kutsal idi bu iki element, Tanrı ve insanın özü olduğuna inanırlardı. Dolayısıyla Mitra-Anahita tapımı vardı ki, arka planda çokta her şeye müdahale etmeyen "büyük/baba” Tanrı Zurvan bulunurdu...

Iran coğrafyasında çokça Mitra-Anahita tapınakları bulunurdu ve bunları Magiler (Rahipler) yönetirdi.  Mitra-Anahita inancı Bati İran merkezlidir. Medlerin son döneminde yine bir "Ateş-Güneş" Magi`si  olan Zerdüşt, eski inancı baz alarak yeni bir din kurup, Mitra-Anahita’yi bunun dışında tutmuş ve karşıt olmuştur. Bu yeni ve "atak" din çok geçmeden, Medler içindeki hanedan değişikliği olmuş Zerdüşt’ü olan Ahamenid hanedanlığı iktidar dümenine oturmuş ve Zerdüştlük devletin resmi dini olmuştur. Böylece eski olan Mitra-Anahita inancına baskılar başlamıştır. Ahamenid  Artaxerxes ise, eski Mitra-Anahita inancını Zerdüştlüğün  içine sokmuştur.

Kimi eski İrani anlatımlarda Anahita, Ahura Mazda’nın eşi veya kız kardeşi, Mitra  ise oğul Tanrı olarak geçmektedir. Büyük İskender, Ahamenid devletini İÖ. 330 yilinda ortadan kaldırınca Zerdüşt’ü metinlerin önemli bir kısmini yakmış ve bu dine baskılar başlamıştır....

Kuzey Bati İrani kökenli Partlar büyük İskender ardıllarını ortadan kaldırıp yeni bir devlet kurmuşlardır. Egemenliği altında yasayan insanların etnik kökeni ne olursa olsun dini herhangi bir dayatmada bulunmamışlardır. Bir diğer deyişle birçok farklı dine inanan insanlar Part yönetiminden gayet memnundu. Buradan anlaşılacağı gibi Patların her hangi bir resmi-devlet dini yoktu. Sadece hanedanın ( sarayın) eski Mitra-Anahita dininden idiler. Hanedan üyeleri, genelde bu dini ifade eden isimler almışlardır. Mesela “Midradad” gibi...

İsa’dan sonra 200 yıllarında Partları ortadan kaldıran Pābak, Sasani dinastisini kurdu ki, kendisi iştahardaki  Zerdüşt’ü Ateşgah`in yöneticisi idi. Kurulan bu yeni devletin resmi dini Zerdüştlüğün reforma edilmiş hali olan Mazdaizm oldu.  Sasaniler bu resmi devlet dini üzerinden diğer din-inançlara baskı yapmaya, onları kendi dinlerine çekmeye çalışmışlardır. Bundan Mitra-Anahita inanç sahipleride nasibini almışlardır.

Burada dinsel- tarihsel olarak önemli bir şahsiyet ve kurduğu din için bir parantez açmak gerekiyor. Bu önemli şahıs Mani peygamber ve dini Maniciliktir.  Mani; omurgasında eski Batı İran kökenli inanç olan Zerdüştlük, Hristiyanlık, Budizm gibi dinleri de içine alarak yeni bir din ortaya çıkartmıştır. Dualist bir olan bu inançta, iyi Tanrı (aydınlık olan) Ohrmazd (Ahura Mazda’nın Partça ve Pehlevicedeki değişmiş hali)  ve kötü ( karanlık olan) Tanrı, Ahriman bulunmaktaydı.  Manicilikte Ormazd saf-ari "Işık’tandır". Yani bu dinin "özünde Işık" vardır.  

Zerdüştlükte iyilik ve kötülük karışım halinde değil, aksine karşıttırlar. Mani ise bu anlayışı; Karanlık  aydınlığa  saldırır   ve aydınlığı esir alır, böylece karanlık ve aydınlık iç içe geçer. Buna Gumejişn (karışım) denir. Böylece iyilik ve kötülük iç içe geçmiştir (beraberdir). Dolayısıyla, her duyu veya düşüncenin bir iyi birde kötü tarafı oluşmuş olur. "ışığı" esir alan "karanlık" onu bir beden içinde hapseder. Yani canlılar oluşmuş olur. Bir diğer deyişle "yaratılışın" kaynağında-mayasında "kötülük" vardır. Burada kısaca anlaşılacağı üzere insan bedeni "kötülük Tanrısını,"  insan "ruhuda ışıktan" olduğundan iyilik Tanrı’sını ifade eder.  Bu durum, üçüncü moment olan "viçārişn" denilen zamanda aydınlık ve karanlık  ayrılır. Karanlık cahil (bilgisiz, düşüncesiz), akılsız ve plansızdır bu yüzden yenilmeye mahkûmdur. Dolayısıyla sonunda aydınlık karanlığa karşı "zafer" kazanır  diye anlatır...

Mani’ci Ortodoxiye göre; "ışık bilgelik ve bilgeliği yönetmektir, oysa karanlık kör ve cahildir". Dolayısıyla ışık değerlidir. Işığın ilk saldırısında karanlık tamamen yenilmez, çünkü aydınlık ve karanlık iç içedir,  yani karışım halindedir. Her manevi caba insandaki sinerjiyi ışık elementini yöneten kudreti ileriye taşır, böylece sonsuz kurtuluşa ulaşılır... İbi Mani inancında insan ruhu "saf-ari olan ışıktandır. Ruh bedenden kurtulunca göğe yükselir ve özgürlüğüne kavuşmuş olur. Böylece ait olduğu ışık merkezine (iyilik Tanri’si Ormazd) gidip Tanrı ile birleşir.

Mani peygamber Sasani devlet yöneticileri ve Zerdüşt’ü Mobatlarin ( Magi`nin Partcadaki değişmiş hali) hışmına uğrar ve korkunç işkenceler gördükten sonra şehrin girişindeki bir ağaca, kimi  tarihi kaynaklara göre şehrin giriş kapsına ibreti âleme ders olsun diye asılmıştır. Bu yüzden buraya "Dar-i Mani" denmiştir. Türkçedeki "Manidar" kelimesi buradan gelmektedir...

Mani Dini hiyerarşisinde ondan sonra sırasıyla, 12 Havarisi ( Bunlara Partça; Amojag, Pehlevi; Hamoçāg denir, öğretmen anlamındadır), onların altında 72 Piskopos ve son olarak bölgelerdeki 360 tane Mabet yöneticisi bulunur. En alt kısımda dini herhangi bir görevi olmayan Mümin (inananlar) bulunurdu. Mani öldürüldükten sonra yerine Sissinios M.S 292 yılına kadar Cemaate liderlik etmiş onun yerine de Jannaeus (innaios) geçmiş ve bu liderlere (günümüzdeki Papa ya da Pir-i Piran gibi) "Ra`is" denmiştir. Çok sonraları Müslüman Arapların işgaline uğrayan İran coğrafyasında hâkim dil olan Arapçanın kullanılmasından dolayı bu "Ra`is`lere"  İmam`da denirmiş... Mani dininden olanlar kendilerini  "Hamag ram roşn (ışık, cemaati/toplumu) olarak tanımlarlardı. Kimi bölgelerde ise Partça, Padgös, Pehlevi; Paygös derlerdi… İbadetleri āfrinsarān denilen Pir önderliğinde kadın ve erkek, Mahri dedikleri ilahileri müzik eşliğinde okuyarak beraberce yaparlardı... Mani dininde Tanrı’nın isimlerinden biride "Şahryar Egdēn`dir" (inananların Şahı). Dindaşlarına da "dost" derlerdi. Alevilerde bir birilerine "dost" der ve çokça Alevi şiir ve deyişlerinde geçer...

Rahatlıkla görülebileceği gibi Alevilik ve Manicilik arasında birçok benzerlik bulunmaktadır...
Manicilik İran merkezli bir din olmasına rağmen Doğu’da, Çin ve Batı’da ise İtalya hatta İspanya’ya kadar yayılmıştır. Anadolu’da ise Manici bir mezhep olan Pavlikianlar bulunmaktaydı. Merkezleri günümüzdeki Divrigidir. Sivas ve çevresinden, Maraş, Malatya, Dersim, Erzincan bölgesinde çok yoğun bir şekilde yasamakta idiler. Sürekli olarak Bizans tarafından baskı ve katliamlara uğramışlardır. 9. yy da hatırı sayılır bir kısım Pavlekian Bizans tarafından Balkanlara yoğunlukla Bulgaristan’a sürgün edilmişlerdir. Burada Bogomil önderliğinde varlıklarını sürdürmüşlerdir ve bu yüzden "Bogomili" diye tanınmışlardır. Günümüzde Bosna olarak bilinen ülke Bogomili isminden gelmedir, çünkü İslam’a geçmeden önce Manici Bogomili idiler.
Selçuklular Anadolu’yu ele geçirip İslam’ı bu bölgede yaymışlardır. Daha sonraları Bektaşilik çıkmış ve Balkanlarda yayılmaya başlamış, kendilerine yakın olan ve Hristiyanlarca baskı ve zulüm gören Bogomililer büyük oranda Bektaşiliğe  geçmiştir. Artta kalan küçük bir kısım Bogomili belli bir süre varlığını sürdürmüş sonra Hristiyanlar içinde erimişlerdir.

Sasanilerin 500. yıllarda  Kava yönetimindeki dönemde, yüksek bir Mobat (Rahip) olan Mazdek yeni bir din ortaya çıkartır. Peygamber Mazdek, dini, teolojik olarak Mani dininin reforme ve radikalize  edilmiş halidir.   Mazdek, Mani’nin "Nihai kurtuluş" inancının tersini düşünür. Çünkü Mani din`i anlayışında "ebedi kurtuluş" ancak tesadüfen olur, bilinçli bir tercih sonucunda oluşmaz. Peki, öyleyse karışım halinde olan (iyi ve kötünün iç içte olması) "dünya" nasıl bu durumda, bu karışımdan kurtulacaktır?  "Tesadüfü", insanların çok uzun bir süre beklemesi mi gerekecek ya da başka bir yolu yöntemi olamaz mı?  İnsanlar dünyevi yaşamı nasıl daha çekilebilir (yaşanılabilinir) hale getirebilir sorularını sorar ve bunun cevaplarını arar...
Tanrısal "ışığın karanlığın elinden kurtulmasını beklemenin gereksiz olduğuna karar verir". İnsanlar kurtuluşu beklememeli, "ebedi kurtuluş" için Ahura Mazda’nın "yanında" kötülük ile savaşılmalı (mücadele edilmeli) Tamda bu noktada önceli olan Mani’den radikal bir şekilde ayrılmaktadır. Yani pasifist/barışçıl olan Mani inancının savaşçı ve radikal bir inanca dönüştürülmesidir.

Mazdek felsefesinde dört "kudret" vardır. Bunlar; 1. Yüksek Mobād ayırt etme, farklı olmayı, 2. büyük Hirbat inceleme idrak algı işlemini yapan, 3. Işbahbad hafiza`yi. 4. Ramişkār ise mutluluk islerine bakandır. Bunun Rae Haq`taki karşılığı dört kapıdır.

Bu dört anlayış dünyayı yönetir ama yalnız değildirler, yedi Vesir üzerinden uygulamayı yaparlar. Bunlar ise; 1. Sālār (lider, Reis,Bas) 2. Pēşkar (Başkan) 3. Bārvar (yükü çeken) 4. Parvān (Elçi) 5. Kārdan (bilirkişi)  6. Dastvar (danışman) 7.  Kōdek`dir (usak, hizmetli). Bu "yedi rütbeliler" on iki tinsel varlık içindeki dairede dönerler. Bunlar ise: 1. Xānandak (seslenen) 2. Dahandak (veren) 3. Standak (alan)  4. Barandak (getirip, getiren)5. Varandak (yiyen) 6.  Davandak (yürüyen) 7.  Xēzandak (ayağa kalkan) 8.  Kuşandak (öldüren) 9. Zanandak (yenen,muzaffer) 10. Kanandak (kazan açan) 11. āyandak (gelen) 12. Şavandak`tir (giden). Bu yedi ve on iki güç dünyadaki aşağı, hafif, sıradan isleri yapar ve "kanuni" islerden mahrum bırakılmışlardır. Burada rahatlıkla görülebileceği gibi Rae Haq`taki karşılığı Yedi (7) iklim/Cağ olarak yedi "ulu ozan" ile ifade edilen, on iki ise 12 imamı ifade etmektedir...

Yine Mazdek dini inancında, Iranolog Arthur Christensen`e göre ilk yedi, eski astronomik gezegeni, on iki ise, Zodiak Burc isaretine ve Manici Äon`u (zaman, yaşam süresi) anlattır.
Mazdek’e göre ruhun dört yaşam yönü vardır, ayırt etme, idrak-algı, hafıza-bellek ve histir...
Mazdek dünyada bulunan şeylerin insanlar arasında paylaşılması gerektiğini, bunun Tanrısal bir destur olduğunu ve böylece ayni zamanda kötülüklerin azalacağına ve iyiliğin (ışık-aydınlık) kötülük (karanlığa) galip geleceğini düşünür. Taraftarları bu yüzden büyük toprak sahiplerinin mallarına el koyar, köleleri ve cariyeleri salıverirler. Kadınların istediği erkek ile evlenme hakları olduğunu savunmuşlardır.

Mazdek tuzağa düşürülüp önemli yandaşları ile beraber katledilir. Geri kalan yönetici konumundaki Mazdekiler ya öldürülür ya da dinlerinden geri döndürülür, çok az kurtulan yöneticiler ise Bati İran bölgesine sığınır. Bu arada kızı Xürrem ( Türkce Hürrem) Rai (Rey) şehrine giderek orda Mazdekiligi yaymaya devam eder....

Mazdekci bir mezhep olan Xürremiler Kuzey Bati İran’da Mazdek dinini devam ettirmiştir.

Xhorrami, persi= خرمدینان, Türkcesiyle: Hürremiler, Persi Xhorram=hoş, memnun olmak-oldum demektir, su anlamda kullanılmıştır: Kanuni olarak eşit ayni düzeyde olma. Ayni zamanda Erdebil yakınlarında bir yer-bölgenin adidir. Xurremi ise; güzel dine mensubiyet anlamına gelir...

Xürremiler kendilerine baskı uygulayan Sasaniler ile sürekli mücadele etmiş ve bas bu yüzden baş düşmanları olmuştur.

Zerdüştçü Sasaniler 7. yy  ilk çeyreğinden sonra, İslam ideolojisini kuşanmış Müslüman Araplara yenildikten sonra Araplar İran coğrafyasını talan ve işgal etmişlerdir. Böylece Xürremiler için yeni düşman, Zerdüştçü sasanilerin yerini almış olan Müslüman Araplardır.

Xürremiler Müslüman Arap işgaline kati bir şekilde karşı gelmiş ve onları tamamen İran coğrafyasından kovmak istemişlerdir. Özellikle Bati İran’da İslam’a karşı sürekli savaş vermişlerdir...

800 yılların ilk çeyreğinde Babek önderliğinde Xürremiler, (ki bu harekete Babek hareketimde denmiştir) Müslüman Arap Abbasilere karşı, Manici, Ebu Müslüm Xorosani taraftarları, Zerdüştler, Araplarca küçümsenen mevalilerin ( İranlı Müslümanlar) desteğini de alarak büyük savaşlar vermiştir. Babek`in  Bati İran başta olmak üzere, Hamedan, Basra, Bagdat ve Xorosan’da taraftarları ve destekçileri vardı...

Babek Xürremilerin lideri olduktan sonra bu hareketi çok çok yukarılara çekmiştir, birçok alanı kontrol altına almış, 20 yıl boyunca Abbasilerin korkulu rüyası olmuşlardır. Üzerine gönderilen birçok Abbasi ordusunu yenmişlerdir. En sonunda gizli bir Manici olan Afsin Hidir Ibn Kavus adlı Abbasi komutanına hile ile yenilmiş ve yakalanmış, 838 yılında Samarra’da, önce elleri kesilmiş daha sonra  idam edilip cesedi ibreti aleme ders olsun diye haftalarca bir ağaca asili olarak tutulmuştur.

Xürremiligin Aleviliğin bir alt evresi olduğunu söylemek kanımca isabetli bir tespit olacaktır, çünkü birçok ortak ritüeli günümüzdeki Alevilerde bulmak mümkündür...

Xürremi hareketine atılan çirkin iftiralardan biri şöyledir; Belirli bir gece Xürremiler kadınlı erkekli bir araya gelip, şarap içip, şarkı söylerler, daha sonra "ışığı" söndürüp ellerine gecen kadınlar ile cinsel ilişki kurarlardı. Burada; Xürremiler’de "ışığın" kutsal olduğunu ve bu kutsallığa hakaret etmek için Müslümanlarca uydurulduğunu görmekteyiz...

Babek hareketi yenildikten sonra, İslam yoğun bir şekilde Bati İran’daki eski İrani inançların içine girmeye başlamıştır. Büyük bir ihtimal ile Yarsan ( Kakai, Ehl-i hak) dininin temelleri bu dönemde atılmıştır...

Alevi ; ˁalawī علوى= Ali'ye mensup olan  anlaminda Arapca bir kelimedir.   Tam ismi Abū l-Hasan ʿAlī ibn Abī Tālib  (Arapca; ‏أبو الحسن علي بن أبي طالب‎),  ( Dogum; 600  Mekka, ölümü; 28. Ocak 661 in Kufa ) olan  İslam’in 4. Halifesinden ismini almaktadır "Alevilik". Yani Ali "taraftarı-yanlısı" olan kişileri ifade-tanımlamak için kullanılmıştır.

Muhammed öldükten sonra geride erkek evlat bırakmamış ve yerine geçecek her hangi birinin ismini  işaret etmemiştir.  Muhammed’in ölümünün hemen ardında yeni olan İslam devletinin yöneticiligine Abū Bakr ʿAbdallāh ibn Abī Quhāfa as-Siddīq (Arapca;  ‏أبو بكر عبد الله بن أبي قحافة الصديق‎ (Dogum; 573  Mekka, ölüm; 23.  Ağustos  634  Medina) daha Muhammed`in cenazesi defnedilmeden Halife olarak seçilmiştir. O ölünce yerine sırasıyla; ʿUmar ibn al-Hattāb (Arapca; ‏عمر بن الخطاب‎, Dogumu; 592 in Mekka, ölüm; 3.Kasım 644  Türkçede "Ömer diye bilinir.) Ve Uthmān ibn ʿAffān (Arapca ‏عثمان بن عفان‎, Doğumu; 574  Mekka, ölümü; 17. Haziran 656  Medina. Türkcede Osman diye bilinir) geçmiştir. Osman’ın ölümünden sonra Ali Halifelik makamına geçmiş ama kimi Müslümanlarca kabul görmemiştir. Ali Halifeliğini kabul etmeyenlerin başını çeken Muhammed’in genç karısı Ayşe idi. Onun etrafında toplanan muhalefet ile Ali arasında savaş olmuş, Ayşe ve taraftarları yenilmişlerdir. Daha sonra Sam valisi Muaviye Ali`nin Halifeliğine biat etmemiş ve savaşa tutuşmuş yenişememişlerdir. Aralarında; Ali`nin Halifeliğini diğer taraf kabul etmiş ve ondan sonra Muaviye`nin Halifeliği olacağı üzerine anlaşmışlardır... Daha sonra Ali Hariciler tarafından Cami dışında suikasta uğramış ve öldürülmüştür. Halifelik siyasi böylece Muaviye’ye geçmiştir. Böylece sonradan Emevi hanedanlığı denilen şey başlamıştır.  Ali’nin oğlu Al-Hasan ibn ʿAlī ibn Abī Tālib (Arapca  ‏الحسن بن علي بن أبي طالب‎, Doğum; 1. Mart 625, Ölüm; 670) yeni Halifeye biat etmemiş ve başkaldırmış sonucunda iki taraf savaşa tutuşmuş, sonucunda yenen-yenilen olmadığından uzlaşmaya taraflar gitmiş, Hasan Muaviye’nin Halifeliğini ondan sonra kendisinin Halife olması koşulu ile kabul etmiştir. Ama Muaviye daha ölmeden yerine oğlu Yezid`i hazırlamıştır, yani antlaşmaya uymamıştır. Bu durum ayni zamanda, Arap tarihi acısında, hanedanlık sisteminin kurulması anlamına gelmektedir. Bu duruma itiraz eden Hasan karısına zehirletilip öldürtülmüştür. Muaviye öldükten sonra yerine oğlu Yezid geçmiştir. Ali’nin diğer bir oğlu olan Al-Husain ibn Ali (Arapca; ‏الحسين بن  علي‎, Dogum; Ocak 626  Medina, Ölüm;13. Ekim 680  Kerbala) Yezid`in halifeliğini kabul etmemiş, aksine kendisi Halife olmak için diretmiştir. Babası Ali`nin halifelik merkezi ve  bir hayli taraftarı olduğu Kufe`ye gitmek için ailesinden Hüseyin’i kimi yakın akrabalarını yanına alarak, güç toplamak için günümüzdeki Irak bölgesine hareket etmiştir. Bunu duyan halife Yezid rakibini engellemek için üzerine ordu yollamış ve Hüseyin Karbala (Kerbela) yakınlarında kestirilmiştir. İki taraf arasında küçük çaplı bir savaş olmuştur. Bu savaşta büyük bir güç dengesi farkı vardı ve Emevi ordusunca orantısız güç kullanılmıştır. Sonuçta Hüseyin ve yandaşları öldürülmüş, kadınlar ise tutuklanıp Şam`a Yezid`in yanına götürülmüştür...

Bu trajik olay daha sonraları Müslümanlar arasında, iktidar çekişmesi için kullanılan bir malzeme haline getirilmiştir. Özellikle "Acem palavralarıyla" dozajı arttırılmıştır. Müslüman Ehl-i Sünnet (sunni) kesimi, İslam’ın varlığından kaynaklanan sorunları, Kerbala olayında kullanarak, İslam’daki olumsuzlukları, hanedanlık sistemine gecen Emevilere bağlamıştır.

Aslında, bedevi Arap ideolojisi olan İslam’dan nefret ettikleri halde "paradoksal bir şekilde" Ali taraftarlığı yapan Müslüman İraniler, Sasaniler ile Araplara kaybettikleri iktidarı, "Alevi  ideolojisi" ile Kerbela katliamını "mistik bir şekilde kullanarak" ve bunun üzerinden kendi mezheplerini yaratmış, böylece iktidara yeniden oynamışlardır. Bu mezhebe sonraları "takipçi" anlamında Arapça "Şiî" çoğulu "Şia" denmiştir. Çok üzün bir süre sonra İslam’ın bir mezhebi olarak kabul edilmiştir.. Hüseyin’in öldürülmesinden sonra Kerbela‘da Zeynel Abidin hasta olduğundan öldürülmemiş ve Şam’a Yezid’in yanına götürülmüştür. Zeynel Abidin burada Yezide biat etmiş, Yezid’de onu koruması altına almış maddi ve manevi olarak desteklemiştir. Ali taraftarı olanlar Hüseyin’den sonra sırasıyla, Zeynel Abidin, Muhammed el- Bakir, Cafer-i Sadık. Musa el-Kazım, Ali er Rıza, Muhammed el-Cevad, Ali Naki, Hasan el-Askeri, Muhammed Mehdi`yi imam olarak görmüştür. Bu imamların toplam sayısı 12`dir. On ikinci imam Mehdi çok küçükken ortadan kaybolmuştur. Bu taraftarınca saklandığı ve belli bir süre sonra tekrar geri gelip tüm taraftarlarını kurtaracağını düşünmüş-inanmışlardır. Bunlar on iki imancı Şiilerdir... Burada bir parantez açalım, Zeynel Abidin’den sonra Muhammed el-Bakir`i imam olarak kabul etmeyip yerine son imam olarak Zeyd bin Ali el Abidin bin Hüseyin`i kabul eden beş (5) imancı olan Zeydiler ve Cafer-i Sadıktan sonra oğlu İsmail’i son imam olarak kabul eden yedi (7) imancı İsmailliler vardır...

Kabaca, günümüzde Müslümanların bir kısmının tarihsel olarak İslam peygamberi Muhammed öldükten sonra onun temsilcisi (Halifelik ) makamının Ali’nin hakki olduğuna inanan insanların serüveni böyledir...

İslam İran coğrafyasına yerleştikten sonra artık kalıcı olacağı bu coğrafyada yasayan İrani halklarca kabul edilmeye başlandı. Bundan dolayı  bedevi olan, Arap kültürüne göre şekillenmiş İslam; " kimi gelenek ve görenekler ile harmanlayıp, İrani medeniyet içine çekilmiştir. Farklı bir ifade ile  İslam İranileştirilmiştir. Bu "mantık" daha çok persis, orta ve doğu İran’da başlamıştır. Böylece "İslam”  İrani halklar içinde kalıcı olmuş ve uluslararası bir din halini almıştır.
Babek isyanının bastırılmasından sonra, Bati İran coğrafyasında İslam’ın ideolojik-teolojik etkisi altına girmiştir.

Bu durum,  Doğu İran’dan gelen tasavvuf ve sonradan ortaya çıkan  Hurufilik üzerinden "inançtaki İslamileşme"  artarak devam etmiştir.  
       
9. yy. beri Bati İran’da ve Anadolu’nun ortasına kadar olan bölgede; Eski İrani inançlar, İslam cilası ile bezenmiş bir şekilde yasamaktaydı... Erdebil ocağının Seyhi Safī ad-Dīn Is'haq Ardabilī`nin soyundan gelenlerce kurulan Safavi devleti, Batı İran ve Anadolu’daki bir hayli değişmiş  eski İrani inançları, İslam içinde eriterek yeni bir İslam mezhebinin  resmi olarak vücut bulmasını sağladılar. Bir diğer deyişle "İslamin İranileşme serüveni" tamamlanmıştır. Bu "tamamlanmış inanç" İslam’ın 12 imamci Şii mezhebidir.

İslam’in Şiilik dairesi içinde olmak istemeyen, eski İrani inançlarını yaşayan kesimler ise; İslam’ın son halifesi Ali basta olmak üzeri kimi İslami figürü tahkiye olarak kullanmış ve varlıklarını günümüze kadar sürdürmüştür...

Bu kesimler günümüzde Bati İran ve Anadolu’da yaşayan, Türkçe Alevi, Kürdçe "Rae haq-Rae heqi" denilen inanç, Irak ve İran’da yaşayan ve Rae haq’e yakin olan Yarsan (ahl-i haq, Kakai), Şabek inançlarıdır.

Her ne kadar "bir şekilde İslam’dan etkilenmiş" olsalar da, ismini zikrettigimiz dinler basli başına birer farklı dinlerdir...

Rae haq; Rae veya raye diyede söylenir, "yol" demektir. Burdaki kast edilen yol; Tanriya ulasmak icin kat edilmesi gereken "süre-sürectir". Haq; Arapca bir kelime olup adalet, hukuk anlamindadir. Islamda Allah’in sifatlarindan biridir. Yukarida Mitra tanrisini anlatirken, Mitra`nin, adalet anlamina geldigini ve "sonsuz adaleti" tecelli eden oldugunu yazmistik...

Rae Haq ve İslam arasındaki farklar ise şöyledir;

İslam’da; insanlar Adem ve Havva’dan gelmedir yani 72 millettin kökenidir.

Rae haq`ta; Havva ve Şeytan Adem’den gizli çiftleşir, böylece 72 millet oluşur. Sonra Tanrı bu duruma müdahale edip, Şit peygamberi Âdem’in nefesi ile küpün içinde  " yaratılmasını sağlar". Sonra cennetten yollanılmış olan Naciye ile evlenir ve böylece 73. millet olan "güruh’u Naci" soyu oluşur. Rae haq inananları bu soydan geldiğine inanırlar.

İslam’da; Kelimeyi şahadet getiren her insan Müslüman olabilir.

Rae haq`ta; Bu dine geçilmez yalnızca doğulur. Yukarıda anlatılan 73. millet inancından dolayı.
İslam’da; Bu dünyada "Allah’ın emir ve buyruklarına" göre yaşanması gerekir. Kişi öldükten sonra Ahirette yargılanır, buyruklara uyanlar cennete gider, uymayanlar cehenneme…

Rae haq`ta; Kişi ölmez, ruh beden değiştirir. Buna "tenasüh" ( reenkarnasyon, ruh göçü) denir. Ruh bin bir defa, yedi iklim (cağ) boyunca beden değiştirir. Bu süreç tamamlanınca ruh "özü olan Tanrı ile birleşir. Tenasüh’ün olduğu yerde, ahiret inancı, dolayısıyla cennet cehennem yoktur. Aksine cennet ve cehennemin bu dünyada olduğuna inanılır.
İslam’da; Namaz, Hac, v.s gibi ritüeller vardır.
Rae haq`te bunlar yoktur.
İslam’da; musahiplik, kirvelik, kutsal ziyaretler, ruhban sınıfı, ocak sistemi yoktur.
Rae haq`ta vardır.
İslam’da; dört defa evlenme, boşanma, kölelik vardır.
Rae haq`ta; Tek evlilik vardır, boşanma ve kölelik yoktur.
İslam’da; ibadet müzik eşliğinde, klam ( ilahi) söylenerek yapılmaz. Semah dönülmez.
Rae haq`ta; Bunlar vardır.
İslam’da; kıyamet günü geldiğinde bu dünyadaki yaşam biter.
Rae haq`ta; kıyamet günü yoktur. Aksine Mehdi olarak adlandırılan peygamber/ilahi güç gelir ve kötüleri yok eder. Böylece sonsuz bir yaşam başlar.
İslam’da; Cihat vardır.
Rae haq`ta; Yoktur.
Islam`da; Ramazan orucu vardir.
Rae haq`da; Xizir (Hizir) ve roze des u di imam (an) u ( on iki imam orucu) vardır.
Islamda, Dört kapi, kirk makam yoktur. Rae haq`ta; vardir ve olmazsa olmazdir.
İslam’da; Kible Kabe`dir.
Rae haq`da; Kible Güneş`tir.
İslam’da; Ölü Tabutsuz gömülür.
Rae haq`da; Ölü Tabut ile gömülür basi Kible olan doguya Güneş`e dogru gömülür.
İslam’da; Ibadet yeri Mesciddir. ( İrani dillerde Cami) Kadinlar ile beraber Mescidde ibadet yapilmaz.
Rae haq`ta; Ibadet yeri Cemxanedir. ( Cemevi) Kadin erkek beraber ibadet eder.
Rae haq`da; Sabah Güneş dogdumu kişi yönünü Güneş`e (doguya)  döner ve dua eder. Akşam Güneş battimi yönünü batiya dogru döner ve dua ederek Güneş`i ugurlar.
İslam’da, Bu ibadet sekli yoktur ve şirk ( Allaha esit kosmak, ki en büyük günahtir islamda) olarak addedilir.

İslam ve Rae haq arasındaki diger farklar yazılarak liste uzatılabilinir...
Bu  kısaca yazdıklarımızda İslam ve Rae Haq`in birer farklı din olduğu gayet acık bir şekilde görülmektedir.
Bundan dolayi islam ve Rae haq din`i farkli inanclardir...

Cemal özel

Kaynakca;

Tessa Hofmann, Die Armenier.
Geo Widengren, Iranische Geisterwelt
Geo Widengren, Die Rligionen Irans
Heinrich Hubschmann, Armenische Grammatik
Armenische Behauptung und historische tatsachen
Spuler, Bertold, Iran in früh-islamischer Zeit
Spuler, Bertold, Die Mongolen in Iran
Felakeddin Kakai, Avasin sitesi
Otakar Klima, Ruhm und Untergang des alten Iran
Claude Cahen, Der islam I, Vom Ursprung bis zu den Anfängen des
Osmanenreiches
Josef wiesehöfer, Das Antike persien
Paul Horn, Geschichte irans in islamischer zeit
Ferdinand Justi, Geschichte irans
Die Eroberung iran durch die Müslime in der islamischen oberlieferung nach
Tabaris Tarh ar-Resul wal-Mulük
Maxime Rodinson, Muhammed.
Werner Ende, Udo Steinbach, Der islam in der gegenwart
Heinz Helm, Kosmologie und heilslehre der frühen Isma`iliya
R. Strothmann, Gnosis-Texte der Ismailiten
Eduard Meyer, Geschichte des Alterthums
A. Jackson, Zarathustra und seine Lehre
Behrouz Geranpayeh, Yārıstān – die Freunde der Wahrheit: Religion und Texte
einer vorderasiatischen Glaubensgemeinschaft
Prof. Dr. Celîlê Celîl, Mythologie, Kult und zwei heilige Bücher der Yazidi*
Yezidilerin Tarihi Tarihi, John S. Guest.
Nesimi Kilagöz ile yaratilis üzerine Erdal Gezik, Munzur, Dersim entrografya
dergisi Sayi: 32
Otokar Klima, Mazdak
Peyman Jafari, Der Andere Iran
Monika Gronke, Geschichte Irans
Werner Sundermann, Turfanforschung
Simaschko Moris, Mazdak roman
Theodor Nöldeke, Geschichte der Perser und Araber zur Zeit der Sasaniden. Aus der arabischen Chronik des Tabari überset
ferdinand Justi, Geschichte des alten Persiens
Dr. Michael Lütge, Der Himmel als Heimat der Seele. Visionäre Himmelfahrtspraktiken und Konstrukte göttlicher Welten.
Theodor Nöldeke ,Das iranische Nationalepos
Eduard Meyer, Geschichte des altertums
K. F. Geldner Awestalitteratur.
A. V. Williams Jackson, Die iranische religion.
Back to top Go down
http://serxwebun.forumieren.com
 
Alevilik Nedir?
View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1
 Similar topics
-
» sevinç nedir?
» Tecktonik nedir ?
» Anime nedir..........(Tarihi gelişimi)
» Uprock Nedir?
» Buyruk nedir?

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Bixêr û bi Ehla! * Welcome! * Hos Geldiniz! :: Dine Kurdistane | Kürdistan'da Dinler-
Jump to: