HomeHome  FAQFAQ  SearchSearch  RegisterRegister  Log in  
Kürd Ulusu'nun Çıkarları; Her Türlü Parti, Kurum, Kuruluş, Örgüt ve Kişilerin Çıkarlarının Üstünde ve Ötesindedir. Her Şey Kürdistan İçin!

Share | 
 

 Yeni Soğuk Savaş ve Yenidünya Düzeni Dönemi…

View previous topic View next topic Go down 
AuthorMessage
Admin



Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 2010-01-12

PostSubject: Yeni Soğuk Savaş ve Yenidünya Düzeni Dönemi…    25.11.15 13:40

Yeni Soğuk Savaş ve Yenidünya Düzeni Dönemi…
İbrahim Güçlü

Rusya, Sovyetler Birliği döneminde, Orta Doğu Bölgesinde önemli bir nüfuz ve egemenlik sahibiydi.  Irak, Suriye ve Mısır’da önceleri Komünist Partileri kanalıyla muhalefet içinde etkin ve nüfuz sahibi oldu. Baas Partilerinin Irak ve Suriye’de, Nasır’ın Mısır’da iktidar olmasından sonra da, devletler ve rejimler üzerinde nüfuz sahibi oldu. Kendi rejimini de o ülkelere ihraç etmeye başladı.

Rusya, Sovyetler Birliğinin dağılmasından ve dişi çekilmiş bir dev haline gelmesinden sonra, dünyanın tümünde olduğu gibi Orta Doğu’da de nüfuzunu ve egemenlik alanlarını kaybetti.  Ama Irak ve Suriye’de Baas rejimleri, Sovyetler birliğinin birer peyki ve uydusu ülkeler olmasına rağmen, yıkılmadılar. Rusya’nın o devletlerle ilişkisi, Sovyetler Birliği dağılmasına rağmen, zayıfta olsa, devam etti.  Suriye’de askeri üslerini korudu. Irak ve Suriye ordunsun donatmayı da sürdürdü.  

Ama Dünyadaki gelişmelerin hiçbirinde tayin edici ve müdahil olamadı. Bu nedenle, Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesinden sonra, BM Güvenlik Konseyinde ABD öncülüğündeki NATO’nun Irak’a karşı savaşına destek verdi. 2003 yılında ABD öcülüğündeki müttefik güçlerinin Irak’ta Saddam ve Baas Rejimini yıkmaya karar vermesine itirazları olsa da, sıkı ve güçlü bir tepki göstermedi ve sorunu müdahil olmadı. ABD’nin ona sağladığı ekonomik tavizler ve olanaklardan dolayı sesini kestiği de ayrıca ahlaki olmayan bir durumdu.

Arap Dünyasında, “Arap Baharı” başladığı zaman, bu hareketin nedenleri/dinamikleri üzerinde yapılan tartışmalarda, bahar hareketinin başladığı ülkelerdeki iç dinamikler, demokrasi, hak ve özgürlük talepleri tayin edici de olsa; ABD ve AB’nin bu hareketlerdeki etkisinden bahsetmek de söz konusu oldu. Bu dönemde de Rusya’nın esamesi okunmadı ve Rusya’nın duruma müdahil olması söz konusu olmadı.

Ne zaman ki,  2011 yılında, “Arap Baharı’nın”  etkisiyle Suriye’de halk direnişleri, sivil itaatsizlik hareketleri demokratik ve barışçıl yoldan yürürlerken, demokrasi, özgürlükler talep ederken; buna karşı Esad ve Baas Rejiminin şiddete başvurmasından, muhalefetin ve özellikle de Baas ordusundan ayrılan askerlerin de devletin/rejimin bu şiddetine mukabil silahlı hareketi başlatmasıyla, Rusya sahneye çıkmaya başladı. Suriye’yi İran’la birlikte koruyan İslam olmayan devlet Rusya zaman içinde öne çıktı ve Suriye’deki gelişmelere doğrudan müdahil olmaya başladı. Suriye’deki askeri üslerini tahkim etti, füze yerleştirme yoluna gitti. Askeri uzmanlarını gönderdi. Askeri uzmanlar kanalıyla Baas ordusunu eğitmeye başladı.

Ama Suriye’ye doğrudan müdahale etmedi ve edemedi. Suriye’deki ayaklanmanın başladığı günden itibaren ABD ve müttefiklerinin Libya’daki gibi bir müdahalesinden bahsedildi. İstendi. Rusya’nın bu dönemde de hiçbir zaman doğrudan müdahalesi söz konusu olmadı. Ama ne zaman ki süreçte ABD ve müttefiklerinin müdahale etmeyeceği kesinlik kazandı, Rusya tankları, topları, füzeleri, askerleriyle Suriye’ye girdi.

Rusya’nın Suriye’ye girmesi, muhalefet tarafından haklı olarak Afganistan işgaline benzetiliyor. Afganistan’da da Baas Sosyalizmine benzer bir rejim vardı. Lideri de Babrak Karmal’dı. O Rusya’yı çağırmıştı. Beşar Esat da Suriye Devlet Başkanı olarak Rusya’yı çağırdı.

Rusya meşruiyetini çoktan kaybetmiş bir rejimin çağrısıyla, kendi işgal ve gelişini gerekçelendirmekte ve meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Bu doğru bir yaklaşım değildir.

Rusya’nın, bu tarzda Suriye’ye gelmesi, soğuk savaştan ve soğuk savaş sonrası kurulan tek sistemli “dünya evi” ve “yeni dünya düzeninden” bir kırılmadır.

Bu nedenle, Rusya’nın Suriye’ye gelmesinden sonra, Orta Doğu’da ve dünyada yeni bir durumdan ve düzenden bahsetmek doğru olacaktır.

Rusya’nın gelişinden sonra neden yeni bir durum ve düzenden bahsettiğimizi anlamak için, sorunu tarihsel bağlamda ele almak gerekir.

                                       
1917 yılına kadar dünyaya iki üretim tarzı egemendi. Bunlardan biri, kapitalist üretim tarzıydı: ABD ve Batı Avrupa Ülkelerinde egemen üretim tarzıydı.. Diğer üretim tarzı: Feodal, yarı-feodal ve yarı-kapitalist, Asya Tipi üretim tarzıydı. Bu üretim tarzı da, Orta Doğu’daki, Uzak Doğu’daki, Asya’daki toplumlarda egemen üretim tarzıydı.

Çarlık Rusya’sı, kapitalist üretim tarzına geçiş yapmakta olan bir imparatorluktu. Çarlık Rusya’sı haklı olarak “halklar ve milletler hapishanesi” olarak nitelendiriliyordu. Bu nedenle Çarlık Rusya’sında büyük bir muhalefet vardı. Bu muhalefet burjuvazinin ve komünistlerin muhalefetiydi. Burjuvazi evrimci bir tarzda Şubat 1917 bir toplumsal dönüşüm hareketi gerçekleştirerek, iktidar oldular. Ama hareket, Çarlığın yıkılmasını öngörmüyordu.

Çarlık Rusya’sı ile Almanya arasında büyük bir rekabet vardı. Almanya Çarlığım yıkılmasını istiyordu. Bundan dolayı, Lenin’in öncülüğündeki Bolşevik Hareketini destekliyorlardı. Çünkü Bolşevikler Çarlığın yıkılmasından ve Çar’ın gitmesinden yanaydılar. Bu koşullarda Rusya’da Bolşeviklerin ihtilali/darbesi/devrimi gerçekleşti. Çarlık Rusya’sı yıkıldı. Bolşevikler, kapitalizme alternatif olan sosyalist üretim tarzını, demokrasiye alternatif olan sosyalizmi ve hem de Bolşeviklerin diktatörlüğünü rejim olarak benimsediler.  

Bolşevikler, dünyayı tümden sosyalist yapmak gibi bir strateji benimsediler. Bunun için de, bütün ülkelerdeki sosyalist-komünist, işçi sınıfı hareketlerini, her türlü toplumsal muhalefeti, ulusal kurtuluş/bağımsızlık hareketlerini desteklediklerini açıkladılar.

Bolşeviklerin bu tutumu, özellikle kapitalist ve demokratik dünyaya karşı bir ideolojik savaş ve bir egemenlik savaşıydı. Bolşeviklerin bu tutumu, Bolşeviklerin Rusya gibi çok büyük bir ülkede etkin olmaları dünyaya korku saldı. 1917’den itibaren tüm dünyada yeni bir süreç başladı. Kapitalist dünya, o zaman bu dünyanın liderliğini Büyük Britanya İmparatorluğu yapıyordu: 1917 Ekim’inde sahneye çıkan gelişmeye göre konumlanmaya, tavır belirlemeye, ittifaklarını tespit etmeye başladı.

Bolşeviklerin,  Birinci Dünya Savaşından çekilmeye karar vermeleri ciddi bir ideolojik hamle oldu. Bu gelişme, Bolşeviklerin savaş yandaşı olmadığı algısının yaygınlaşmasına yol açtı.

Bolşevikler, öncelikle Rusya’da yeni bir sistem, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sistemini kurdu. Bu sistem, Çarlık Rusya’sı halklarına daha cazip geldi. Böylece de değişik milletlerden kolaylıkla ve yeni bir muhteva ve modelle Rusların egemenliğini kabul eden işbirlikçi güçlü bir kategori oluştu.

Bağımsızlıktan yana olanlar ve Bolşevik sistemini benimsemeyenler, ayaklanmış olmalarına rağmen, kolaylıkla devlet eliyle bastırıldılar. Katliamlarla karşı karşıya kaldılar.

Sovyetler Birliği, aynı zamanda Kemalistlerin iktidar mücadelesini açıkça desteklediler. Kemalistlerin hareketini, Doğu Dünyasında ilk ulusal kurtuluş kıvılcımı olarak nitelendirdiler. İttihat Terakkinin içinden gelen Kemalistleri desteklemesinin nedeni ideolojik benzerlik içinde olmaları ve ikisinin de jakoben olmalarıydı. Bunun yanında, Osmanlı İmparatorluğuyla hesaplaşma ve yıkma refleksi ve hareket tarzıydı.

Eğer sorun sadece Türk ulusal kurtuluş hareketini desteklemek olsaydı, 0 tarihlerde Koçgiri’de başlayan, Piran, Ağrı’da devam eden bir Kürt ulusal kurtuluş hareketi var. O hareketi de desteklemesi gerekirdi. Oysa Kürt ulusal kurtuluş hareketine; şeyhler, beyler, ağalar, aşiret reisleri, muhafazakâr demokrat aydınlar, din adamları öncülük ettikleri için gerici bir hareket olarak nitelendirip, karşı mücadele ettiler.

Batı Kapitalist-Demokrat Dünya da ve en başta da İngiltere, Türkiye’yi kaybetmemek için Kemalistlere stratejik yakınlık içine girdiler.

Sovyet Sisteminin, Batı sistemi ile rekabeti İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar devam etti.

İkinci Dünya Savaşından sonra, bir yanda Çin’de Sosyalistler iktidarı aldılar ve bir yanda da Batı Devletlerinin Sovyetlerle İttifakı sonucu, Doğu Avrupa’da birçok ülke (Polonya, Çekoslovakya, Macaristan, Romanya, Yugoslavya), Baltık Ülkeleri Letonya, Estonya ve Litvanta) Sovyetler Birliğinin işgali altına girdi. O ülkelerde sosyalistler yönetim oldular, Sovyet Rejimini benimsediler.

Sovyetler Birliği,  bu ülkelerin hepsine Rus vatandaşları uzmanları göndererek, kontrolü ele geçirdiler. Sovyetler Birliği yeni tarz bir sömürgecilik ve egemenlik, kapitalist klasik sömürgeciğinden farklı bir sistem yarattı. Bu sistemin olumluluğuyla ilgili beyin yıkamayı ve manipülasyon yapmayı çok iyi becerdiler.

İkinci Dünya Savaşından sonra, dünya tam anlamıyla iki sisteme bölündü. Bir yanda kapitalist-demokratik sistem, diğer yanda sosyalist sistem yapılandı. Kapitalist-Demokratik sisteminin öncülüğünü ABD, Sosyalist Sistemin öncülüğünü Sovyetler Birliği yaptı.

İkinci Dünya Savaşından sonra İran’ın işgal edilmesinden sonra, Sovyetler Birliği Batı karşısında elini güçlendirmek için Kürdistan Mehabad Cumhuriyeti’nin ve Azeri demokratik Cumhuriyeti’nin kuruluşuna destek oldu.

Ama ne yazık ki dünyada birinci dünya savaşı sonrası bozulan statüko yeni bir statüye evrilince, iki süper devletin dünyayı yeniden paylaşım konusunda anlaşmalarıyla Sovyetler Birliği her iki cumhuriyeti feda etti. İran silahlı güçleri gelip iki cumhuriyeti yıktılar, liderlerini ve yöneticilerini askeri mahkemede yargılayıp cezalandırdılar.
Sovyetler Birliği ile ABD böylece iki süper devlet olarak dünya sahnesine çıktılar. 1917 Ekim Bolşevik İktidarıyla başlayan dünyanın bölünmesi tam bir gerçeğe dönüştü.

Sovyetler birliği dünyada bütün Batı ülkelerinde (Fransa, İtalya, Almanya, İsveç) kendi yandaşı Komünist partileriyle de bölünme yarattılar. Batı Avrupa’da birçok ülkede Komünist Partileri iktidara alternatif hale geldiler.
Sovyetler Birliği dört strateji ile kendi nüfuz ve egemenlik alanı genişletiyordu.

Birinci strateji: Ülkelerde sosyalist yandaş rejimler yaratmaktı. Doğu Avrupa (Polonya, Macaristan, Çekoslovakya, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya) ve Baltık Ülkeleri Estonya, Letonya, Litvanya), Çin, Küba, Kuzey Kore, Vietnam, Laos, Kamboçya, Arnavutluk’ta sosyalist rejimler gerçekleşti.

İkinci strateji: Bütün ülkelerdeki sosyalist ve işçi hareketlerine egemen olmak ve iktidar alternatifini oluşturmaktı. Bu strateji, ülkeleri, Sosyalist Sistem lehine tam anlamıyla bölen, zaman-zaman da silahlı ayaklanmalara yol açan bir stratejiydi.

Üçüncü strateji: Ulusal kurtuluş hareketlerini desteklemekti. Bilindiği gibi İkinci Dünya Savaşından sonra daha bağımsızlığı elde etmeyen çok ulus vardı. Bunları desteklemek, Sosyalist Sisteme ve Sovyetler Birliğine hem prestij kazandırıyordu, hem de Sosyalist Sistemin dünya çapında nüfuz ve egemenlik alanını genişletiyordu. Sovyetler Birliği’nin Afrika’da nüfuz sahibi olması, bu ulusal kurtuluş hareketlerine verdiği destekle oldu. Angola, Mozambik, Gine Biseo, Eritre, Kongo ulusal kurtuluş hareketleri bunların belli başlı örnekleridir. Bu ülkelerde de sosyalizm benzeri rejimler kuruldu.

Sovyetler Birliği bu stratejisine rağmen, Kürt ulusal kurtuluş hareketini desteklemedi.
Dördüncü Strateji: Üçüncü dünya ülkelerinde “kapitalist olmayan yoldan kalkınma stratejisi” kanalıyla o ülkelerde nüfuz ve egemenlik sahibi olması. Bu ilkelerdeki yönetimlerin çoğu da askerlerin darbeleri sonucunda gerçekleşmişti. Sovyetler Birliği’nin Irak ve Suriye’de Baas Rejimleri vasıtasıyla nüfuz ve egemenlik sahibi olması bunun en somut örneğiydi.

Sovyetler Birliği, Baas Rejimi ile Irak’ta sağladığı nüfuz ve egemenlik karşılığında, 11 Mart 1970 yılında oluşan Kürdistan Otonomisini feda etti. Irak, Sovyetler birliğinin uçakları, silahlarıyla Kürt halkını ezdi.
Aynı zamanda İran üzerinden Kürdistan Otonomisi yönetimine destek vererek ABD, İran Irak’la Cezayir’de anlaşıp, Irak’tan toprak koparınca, ABD’de de Kürt Otonom yönetiminden desteğini çekti. Kürdistan Otonomi yönetimi savaşı bırakmak zorunda kaldı.

Sovyetler Birliğinin üç strateji üzerinden yürüttüğü nüfuz ve egemenlik savaşı, etik ve ahlaki görünmesine rağmen hiç de öyle olmadığı, asıl stratejinin, Sovyetler Birliği’nin devlet çıkarları olduğu açıkça görülmektedir.
Bu iki sistem rekabetinin, nüfuz ve egemenlik savaşının NATO ve VARŞOVA Paktları gibi sistemsel ortak güvenlik örgütü yarattığı da bilinmektedir. Bu iki Pakt, 1. Soğuk Savaş bitene kadar (1990), silahları birbirlerine doğrultular. ABD ve Sovyetler Birliği, kendi toplumlarının emeğinden ve rızkından keserek en güçlü silahlar ürettiler ve bu alanda da büyük bir rekabete girdiler.

İki sistemin varlığı, iki sistem arasındaki rekabet, nüfuz ve egemenlik savaşı, büyük bir Soğuk Savaşa yol açtı.
Bu Soğuk Savaş, kapitalist-demokrat dünyanın bile değerlerini aşındıran bir savaş oldu. Batı Kapitalist-Demokrat dünya da faşist sağ askeri ve yarı-sivil diktatörlükleri desteklemek durumunda kaldı. Halen de bu trajedi devam ediyor. En son Mısır’da Askeri Cuntanın desteklenmesi, ya da bu cuntaya karşı sesiz kalınması bunun en somut örneğidir.  

Orta Doğu’da Irak ve Suriye dışındaki ülkelerin hepsi, 1. Soğuk Savaş Döneminde Batı Kapitalist-Demokrat Dünya sisteminin yanında ve bağımlılık ilişkisi içindeydiler. Bu devletlerin hepsinin de demokrasi ile alakası yoktu. İran ve Türkiye, Orta Doğu’da Batı Kapitalist-Demokrat sistemin en önemli müttefikleri, hatta öncü karakolları konumundaydı.

Birinci Soğuk Savaş’tan, ABD’nin süper devlet olarak öncülük ettiği Batı Kapitalist-Demokrat Dünya galip geldi.
Sovyetler Birliğinin öncülük ettiği Sosyalist Sistemde: 1970 yılında Çin Halk Cumhuriyeti sistemden ayrıldı ve Sovyetler Birliğiyle savaş konumuna geldi. Arnavutluk’ta Enver Hoca da sistemden ayrıldı. Romanya ve Yugoslavya’da da bağımsız sosyalizm harekeleri sistemden yarı boşanmayı getirdi. Macaristan ve Çekoslovakya’daki ayaklanmalar oldu. Bu ayaklanmalar, bu ayaklanmalar kanla ve tanklarla bastırıldı. Bu Macaristan ve Çekoslovakya’daki halkların öfkesini biriktirdi. Polonya’da işçi sendikası öncülüğündeki ayaklanma başladı. Bütün bu gelişmeler, sosyalist sistemi idari anlamda işlemez hale getirmişti. Ayrıca, ekonomik kalkınmayı sağlayacak bir sistem olmadı. Demokrat, insan hak ve özgürlüklerine, ulusların kendi kendisini özgürce ve demokratça yönetmesine izin vermedi. Böylece içerden de çökmeye ve dağılmaya başladı.

Buna gören Sovyetler Birliği liderlerinden Kosigin değişim politikasını benimsedi. Ama sisteme asıl neşteri Gorbaçov Devlet Başkanı olarak vurdu. Glasnost ve perestroilka (Demokratikleşme ve yeniden yapılandırma) projesini benimsedi.

Bu proje, Sovyetler Birliğinin dağılmasına yol açtı. Sovyetler Birliğinin peyki olan ülkelerin hepsi bağımsızlaşarak demokrasiyi benimsediler. Bu devletler: Letonya, Estonya, Litvanya, Polonya, Macaristan, Bulgaristan, Arnavutluk. Romanya, Yugoslavya devletleridir.

Sovyetler birliği kendi içinde parçalanarak, 11 ulusun kendi devletlerini kurmalarına yol açtı. Bu devletlerin hepsi de (Ukrayna, Beyaz Rusya, Gürcistan, Azerbeycan ve diğerleri) demokrasiyi benimseyerek Batı Kapitalist Demokratik Dünya ile ilişki geliştirmeye başladı. Bir kesimi de Avrupa Birliği üyesi oldular. Kendilerini Rusya’dan korumak için NATO’ya yakın durdular. Bu nedenle, NATO’da genişleme stratejisini gündeme soktu.
Yugoslavya bölündü. Yugoslavya’nın bünyesinden yeni 6 ulus devlet çıktı.
VARŞOVA Paktı dağıldı.
                                                    *****
Sovyetler Birliği’nin rejim ve sistem olarak çökmesinden sonra, Rusya, süper devlet olmanın yaratığı kompleksi yaşadı.

Rusya’nın çevresindeki Devletler ve Cumhuriyetlerde de, ABD ve AB’nin etkin nüfuz sahibi olması onu çıldırttı. Bu nedenle Gürcistan’da ve Ukrayna’da silahlı müdahalede bulundu. Kırım’ı ilhak etti.

Rusya, Suriye’de halk ayaklanmasının başlaması ve bu ayaklanmanın iç savaşa dönüşmesinden sonra, bir blok olarak (Rusya+İran+Çin+Irak Şiileri+Hizbullah+PKK/PYD) Suriye rejimini destekledi.

ABD ve AB’nin, Libya ve diğer Arap Baharı yaşayan ülkelerdeki gibi Suriye’de bir müdahale beklendi. Obama bunu yapmadı. Giderek radikal İslamcı örgütler çok güçlendiler. Bu da mevcut Esat ve Baas rejiminin tercih edilmesi sonucunu doğurdu.

ABD ve müttefikleri, IŞİD, devlet kapsamında Suriye ve Irak’ta toprak ele geçirince ve devletini ilan edince,  IŞİD’e karşı bir koalisyon oluşturdu. Uçaklarla sadece bombalama yaptı. Bundan da başarılı olduğu söylenemez. Rusya’nın geliş gerekçelerinden birinin de bu olması, ABD ve koalisyonu için ciddi bir sorunsal oluşturuyor.
Rusya’da Putin devlet Başkanı olduktan sonra, Rus Çarlığı ve Sovyetler birliğinin ruh hali ve refleksiyle hareket etmeye başladı. Dünya çapında nüfuz ve egemenlik arayışı içine girdi. Bunun için fırsatlar kolladı.

Rusya, ABD ve müttefiklerinin Suriye’ye müdahale etmeyeceğini anladığı, Obama öncülüğündeki ABD’nin bölgeden çekilmeye başladığını, kendi içine döndüğünü saptadığı noktada, bir hamle yaptı.

Rusya her zaman Suriye’deydi. Ama bu yeni hamlesi ile Suriye’deki mevcut varlığından farklı bir konumda olmak istedi. Rusya, Askerleri, uçakları ve tanklarıyla Suriye’ye girdi. Operasyonları başlattı. Hazar Denizindeki gemilerinden füzeler atması da ABD koalisyonuna bir gözdağı değilse, tam bir gösteri olduğu tartışmasız.

Rusya, IŞİD’e karşı mücadele için geldiğini söylüyor. Bu doğru bir görüş değildir. Rusya, Baas ve Esat Diktatörlüğünü korumak ve kollamak, Suriye’den hareketle Orta Doğu’da egemenlik ve nüfuz alanını genişletmek, kurumlaştırmak için Suriye’ye geldi.

Rusya’nın bu hamlesi yeni bir soğuk savaşın ilanı ve başlaması anlamına geliyor. Bu yeni soğuk savaş, dünyaya kaçınılmaz olarak yeni bir düzen ve statü kazandıracaktır. Bu yeni soğuk savaşın ve yenidünya düzeninin güçlü emarelerini önümüzdeki günlerde görmeye başlayacağız.

Sovyetler Birliği, Baas Rejimleriyle yaptığı işbirlikleriyle Orta Doğu’da söz sahibi olmuştu. Rusya, şimdilerde, Şiiler üzerinden; İran,  Suriye, Irak Şiileri kanalıyla Orta Doğu’da egemen ve etkin bir güç olmak istiyor.

Sovyetler Birliği’nin Irak ve Suriye Devletleri üzerindeki nüfuz ve egemenliğinin enstrümanları daha ahlakiydi. Sosyalizme ve sosyalist düşünceye dayanıyordu. Rusya’nın şimdiki egemenlik ve nüfuz enstrümanı: Şiilik. Bu Rusya için ahlaki olmayan bir durum ortaya çıkarıyor. Çünkü Rusya, bir İslamcı devlet değil. Buna karşılık, başta İran için ahlaki anlamda bir sorun yaratmış olması gerekir.

Dünyadaki bölünmeyi Orta Doğu’dan rahatlıkla ve verisel olarak izlemek olanaklıdır.

Bölgemizdeki gelişmeler oluşan iki kampın ve dünyanın somut verilerini sunuyor:

Birinci dünya, Batı Kapitalist-Demokrat Dünyanın başını çektiği kamptır. ABD, Avrupa Birliği ülkeleri, Türkiye, Kürdistan Federe Devleti, Katar, Yemen, Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkeleri. Bu kampta, İran’la ilişkili olan Almanya gibi kararsızlar da var. Türkiye’nin Batı Dünyası ile ilişkileri iyi sayılmazdı. Rusya’nın Suriye’yi işgali ve yeni soğuk savaşın başlamış olması, onun yıldızını 1. Soğuk Savaş dönemindeki gibi parlatabilir.

İkinci kamp ve dünya: Rusya’nın öncülüğünde, İran, Suriye, Irak Şiileri, Çin, Lübnan Hizbullahı, PKK/PYD, bu devletlerin yönettiği radikal İslamcı örgütlerden oluşuyor. IŞİD’de bu kampa hizmet eden bir örgüt. İran, Batı Kapitalist-Demokrat Kamptaydı. 1979’da Şah yönetiminin yıkılması, İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla bu kamptan ayrıldı. O zaman Sovyetler Birliğini ve daha sona Rusya’yı da karşı alan bir devlet. Şimdilerde Rusya ile hareket ediyor.
                                                *****
Rusya’nın Suriye’deki üslerini ve uzaktan desteğini yeterli görmeyip fiilen gelmesi, ABD, AB ve Türkiye’nin hesaplarını alt-üst etti. Onların gelecekte Suriye üzerindeki hesaplarını sınırlandırdı. Böylece Yeni Soğuk Savaşın birinci raundunu Rusya kazanmış durumda.

Rusya, Suriye’de Baas ve Esat Diktatörlüğünü vesayetine alarak, Suriye’deki rejim değişikliğini şimdilerde engellemiş görünüyor. Mevcut otoriter rejim temelinde, çözümden yana görünüyor. ABD ile anlaştıkları proje de bunu bize anlatıyor.

Rusya, bu hamlesiyle Batı’nın Orta Doğu’daki nüfuzunu da kırmakla kalmıyor, egemenlik alanını fazlasıyla daraltıyor.

Türkiye’nin “güvenlik bölge oluşturma”, Suriye’nin gelecek yapılanmasında söz sahibi olma isteğini ortadan kaldırdı.

Ama soğuk savaş döneminde olduğu gibi, Türkiye’nin Batı Dünyası karşısındaki önemini de arttırdığını daha önceki satırlarda da belirtmiştim. Türkiye hava sahasının Rusya savaş uçakları tarafından ihlal edilmesinden sonra, NATO’nun gösterdiği refleks ve ortaya koyduğu tutum, bunun bir göstergesi olarak görülebilinir.

                                           
Kürtlerin, Sovyetler Birliği ve Rusya ile ilişkileri, tarih boyunca, Kürdistan Mehabad Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki kısa bir dönem hariç, olumlu sayılmaz.

Sovyetler Birliği, Kürt ulusal Ayaklanmalarına karşı Türkiye’de Kemalist Diktatörlüğü destekledi. Kemalistleri, ulusal kurtuluş savaşlarının ilk öncüleri olarak görerek, Kürdistan’ın parçalanmasını, uluslararası sömürge altı statüsüne karşı sesiz kaldı. Kürt ulusal hareketini, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını anayasal bir hüküm olarak benimsemesine rağmen, sadece sessiz kalmadı, Sömürgeci Devletleri destekledi. Kürdistan’daki katliamlara göz yumdu.

Şeyh Mahmut Berzenci, İngilizlere karşı mücadele ederken destek istediğinde, bu destek isteği karşılanmadı. Şeyh Mahmut Berzenci’nin Lenin’e yazdığı mektubuna cevap bile verilmedi.

Kürdistan Mehabad Cumhuriyeti’nin kuruluşuna, kendi emperyal çıkarları gereği açıkça destek verdi. ABD ve Batılı güçlerden gerekli tavizleri aldıktan sonra desteğini kesti. Kürdistan Mehabad Cumhuriyeti’nin yıkılmasına ve liderlerinin katledilmesine göz yumdu.

Irak ve Suriye’de Baas Rejimlerine destek vererek, Kürt ulusal hareketine karşı bazen açıkça ve bazen de de facto karşı tutum takındı.

Sovyetler Birliğindeki Kürtleri farklı cumhuriyetlere sürgün ederek, onların asimilasyonunu sağladı.
Şimdilerde de Suriye’de Baas ve Esat Diktatörlüğünün değişmesine karşı. Bu diktatörlüğü ayakta tutmak için savaşmaktadır.

Kürtlerde verili koşullarda bilindiği gibi iki eğilim var.

Bir eğilim, PKK/PYD eğilimidir. Bu eğilim, Baas ve Esat Rejiminin yıkılmasından yana değil. Bu nedenle, Baas ve Esat Diktatörlüğünün güdümünde bağımlı bir PKK/PYD egemenlik ve diktatörlük alanı yaratılmış durumda.
Rusya’nın gelmesinden sonra da bu eğilimde bir değişiklik olacağını düşünmüyorum. Bu eğilim aynen devam edecektir. Çünkü Baas ve Esat Rejimin korumak demek, Suriye güdümündeki PKK/PYD egemenlik alanını ve diktatörlüğünü de korumak anlamına gelmektedir.

Bu statü oluşumu, Irak’ta 1975 sonrasında Kürdistan’daki Kürtlerin yönettiği Otonominin yıkılmasından sonra oluşturulan, KDP ve YNK’nin “Sahte Otonomi” dediği statüye benzemektedir.

İkinci eğilim, PYD dışındaki Kürdistan parti ve örgütlerinin, onların birlik örgütü olan ENKS’nin eğilimidir. Bu eğilim, Baas ve Esat Rejiminin son bulmasını, Baas Partisinin hayatına son verilmesini, demokratik çoğulcu parlamenter bir rejimin, federal bir devletin oluşmasını savunuyor.

Suriye’de bu iki eğilim devam edecektir. Bu iki eğilim, düşüncelerine uygun olarak ABD’nin başını çektiği koalisyon ve Rusya karşısında pozisyonlarını belirleyeceklerdir.

Bu eğilimin, Esat ve Baas Rejimine karşı düşmanlığı devam edecek. Bu eğilimin, Rusya ile ilişkileri nasıl bir konsept kazanacağı zamanla netlik kazanacaktır.

Ama PKK/PYD, Esat Rejimi taraftarı olarak ibresi Rusya’dan yana olacaktır. ABD’nin PKK/PYD’yi kazanma çabası boşunadır. Birçok nedeni var: PKK/PYD bir rejim örgütüdür. İkincisi, Baas’a benzemektedir. Aynı toplum ve rejim tasavvuruna sahiptir.

Bu nedenle PKK/PYD Rusya’ya yakın duracaktır. Birkaç gün önce Rusya’da yapılan konferansa sadece PYD’nin çağrılması, Putin’in PYD’nin Esat/Baasa rejimiyle birleşmesini istemesi ve projelendirmesi de bunun en somut örneğidir.

Amed, 26 Kasım 2015
Back to top Go down
http://serxwebun.forumieren.com
 
Yeni Soğuk Savaş ve Yenidünya Düzeni Dönemi…
View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1
 Similar topics
-
» yeni smiyle eklemek
» AY SAVAŞCISINI İZLEYEBİLCEZZZ
» Lev Tolstoy - Savaş Ve Barış
» Kendi Savaşçını oluştur!
» foruma yeni smıleyler

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Bixêr û bi Ehla! * Welcome! * Hos Geldiniz! :: Peşarî | Politika-
Jump to: