HomeHome  FAQFAQ  SearchSearch  RegisterRegister  Log in  
Kürd Ulusu'nun Çıkarları; Her Türlü Parti, Kurum, Kuruluş, Örgüt ve Kişilerin Çıkarlarının Üstünde ve Ötesindedir. Her Şey Kürdistan İçin!

Share | 
 

 Tarihte Kürt Devletleri

View previous topic View next topic Go down 
AuthorMessage
Jandil

avatar

Mesaj Sayısı : 80
Kayıt tarihi : 2010-01-13

PostSubject: Tarihte Kürt Devletleri   13.01.10 18:41

Tarihte Kürt Devletleri


TARIHTE GUTILER

Zagros daglari ve asagi Zap nehrinin kiyilarinda yasayan ve bu günkü Kürdlerin atalarindan biri olan Gutiler, M.Ô. 2700 yillarinda müstakil bir devlet kurar, Mezopotamya ve cevresindeki verimli topraklara yerlesirler.
Mezopotamya kuzeyindeki Akad memleketlerini MÔ. 2649 yillarinda isgal edip tam iki asra yakin, Sümer ve Akadlari idare eden Gutiler, MÖ. 2400 yillarinda Lololarla birleserek güclü bir devlet kurar ve büyük bir medeniyeti gelistirirler. Tekrar Akatlara karsi yenik düsen Gotiler eski vatanlari olan Zagros daglarina cekilmek zorunda kalirlar ancak M.Ö. 2700 yillarin Asur Imparatoru 1. Salmanasarla kanli bir savasa giren Gotiler tarihi bir direnis ve basari gösterdiler.


LOLLOLAR KIMDIR ?

Lololar, eski tarihte Süleymaniye bölgesinde oturan büyük Zagros Halk Toplulugu’ndan biridir. Bu günkü Kürdlerin atalarindan olan Lollolar, tarihin degisik dönemlerinde, devletler kurmus, bagimsizlik ve özgürlüklerini sürdürmüs, ilim, sanat ve kültürde br hayli ilerlemis, vatanlarini korumak icin komsulari olan Asur ve Akadlarla bir cok savaslara girmislerdir. Zehave bölgesinde kesf edilen milattan önce 2800 yillarinda Lolo kraligi dönemine ait olan bir antik levhaya göre Halman (bu günkü Hilvan) bölgesiyle Zehave bölgesi o dönemlerde Lollo kraligina bagliydi. Lololarin devleti, Süleymaniye, Sêxan, Zehav, Sehrizor ve Kerküke kadar genis bir sinir vardi. Devletin baskenti Zimri sehriydi.

LOLLO DEVLETI

Lollolarin kurduklari devlet, yaklasik bin yil devam ettikten sonra milattan 18. yüzyilda Akad krali Naram-Sin´in saldirisina ugrar ve Akatlarin yönetimine gecer. Gotilerin Akat topraklarini isgal hareketi sirasinda, Lollolar, tekrar bagimsizliklarini kavusurlar ve Gotilerle iyi dostluk iliskilerini kurarlar. Milattan önce 10. yüzyilda Asurlarin saldirilarina maruz kalan Lollo krali (Amixa) Süleymaniye yakininda bulunan “Pirmigro” kalesine kacmak zorunda kalir ve baskent Zimri kenti, Asurilerin denetimine girer. Sonra Asurlarin kendi aralarindaki anlasmazliklarindan ötürü Lollo bölgesi bir cok huzursuzluk, baskaldiri ve kavgalara sahne olur. Bu durum Asur hükümetin yikilis ve Med Imparatorlugunun kurulusuna kadar devam eder.


MİTANNÎ KRALLIĞI [M.Ö. 1500]

Mitannî Krallığı, milattan önce 1500’lü yılların başında Kürdistan coğrafyasının kuzeybatısında bir üst medeniyet olan Hurriler tarafından kuruldu. Hititlerin belgelerinde geçtiği haliyle isimlendirilen bu ülkenin kendi dilinde hangi adla anıldığı henüz tespit edilmemiş olmakla birlikte; büyük kanı onların da çağdaşları Asurîler gibi ülkelerine HaniGalbad adını verdikleri yönündedir. Mitannî Krallığı, Fırat kıyısındaki Qarqamiş (Karkamış) kentinden başlayarak Bêlih ve Xabûr’u da çevreleyip Nisibis’e (Nusaybin) kadar uzanıyor ve doğuda Bitlis, kuzeyde Elazığ ve Malatya’yı içine alarak güneyde Aleppo (Halep) ve Nuzzi (Kerkük) kentlerini kapsıyordu. Kuzey ve batısında Hattilerin bulunduğu ülkenin güneyinde Asurîler, doğusunda ise diğer Hurrî kabilelerinin oluşturduğu küçük krallıklar bulunmaktaydı. Mitannî Krallığının başkenti, bugün Mardin olarak bilinen ovada kurulu Waşukkannî’ydi. Asurîlerle girdikleri savaşlar sonrası zayıflayarak M.Ö 1200’lere doğru dağılan; fakat M.Ö 900’lü yıllara kadar Asurîlerin bir eyaleti olarak devam eden krallık, tek hanedanlık olmak üzere 14 kral tarafından yönetildi (Kirta 1500-1490, I. Shuttarna 1490-1470, Barattarna 14701450, Parshatatar 1450-1440, Shaushtatar 1440-1410, I. Artatama 1410-1400, II. Shuttarna 1400-1385, Artashumara 1385-1380, Tushratta 1380-1350, Shuttarna III 1350, Mattivaza 1350-1320, I. Shattuara 1320-1300, Wasashatta 1300-1280, II. Shattuara 1280-1270). Güçlü dönemlerinde Asur ve diğer komşularının topraklarına el koyarak vergi alan Mitannîler, Mısır hanedanlıklarıyla sağlam bir bağ oluşturmuş ve kral eşlerinin firavun soyundan olmasına dikkat etmişlerdi. Ülke kralının, halkın babası olarak görüldüğü ve çoktanrılı inancın geliştiği ülkede, inanç sistemi ve tanrı isimleri Wedîk Hindî inancının tanrı isimleriyle aynıydı. Hindo-Aryen oldukları kabul edilen Mitannîlerin kral isimleri, tanrı adları, at yetiştiricilikleri, iki tekerlekli savaş arabaları, işleme ve çömleklerde kullandıkları motif ve teknikleri, sahip oldukları coğrafya ve diğer kültürel terimler ile halen Kürtçede yaşayan kimi sözcük ve Kürtler tarafından halen kullanılan kimi coğrafî adlar onların bugünkü Kürtlerin ataları oldukları savını kuvvetlendirmiştir.Çanak-çömlekçiliğin ilk başlarda gelişmekte olduğu ülke zamanla halı dokumacılığının icat edildiği bir merkez oldu. Mezopotamya, Mısır ve Agyan (Ege) sanatlarından etkilerin bulunduğu Mitannî sanatı, bazalt taşlar üzerine yapılmış işlemelerle günümüze kadar ulaşabilmiştir. Kanatlı güneş, tilki, yıldız ve insan başı figürlerinin yer aldığı işlemelerin büyük bir kısmı Fransa’daki Louvre Müzesi’nde bulunmaktadır. Sosyal hayatın ve mülk edinme kavramlarının gelişmiş olduğu Mitannî halkında bütün önasya toplulukları gibi evlilik, hukukî bir akit olarak kabul ediliyordu. Medenî hukukun temelini şahsî mülkiyet kavramı oluşturuyordu. Mitannîlere ait veraset, vekalet ve yargılanma ile ilgili bir takım çivi yazılı tabletler Kerkük ve Musul yöresindeki kazılarda bulunmuştur. Bu tabletler, ülkenin ne denli bir sosyal yapıda olduğunu çok iyi yansıtmıştır.

Kürt sözcüğünün ilk hali olarak kabul edilen ve ilk kez bu dönemde Asurlular ile yapılan ve Mittanîlerin kaybettiği bir savaş sonrası, Asur Kralı I. Tiglath-Pileser adına hazırlanan zafer silindirinde (M.Ö. 1125) geçen Kurtie / Qurti halkının ismi bu döneme denk gelmektedir. Asurluların bu yazıtta bahsettiği ve Azu Dağı’nda yer aldığı söylenen Kurtie, arkeologların belirlemesine göre Hizan Dağı dolaylarındaki Kurtî bölgesi ile aynıdır. Nitekim ünlü Kürt tarihçisi Şerefxan, 1597 yılında yazdığı Şerefname’de bu bölgeden Kürt yöneticilerin ikametgahı olarak bahsetmektedir. Yazıktır ki, 25 Aralık 1935’te Türkiye Cumhuriyeti’nin bazı Kürt yerleşim birimlerinin ismini değiştirmesinden nasibini alan Kurtî nahiyesinin adı Aksar olarak değiştirilmiştir. M. Izady’ye göre, 3100 yılı aşkın bir zaman dilimi yaşayan ve Kürt isminin doğum yeri olan bu isim çok yakın bir dönemde tarihe karışmış olmaktadır. Tarihçi Gernord Wilhelm ve Prof. Ephraim Avigdor Speiser, Kral I. Tiglath-Pileser’in bu tabletinde geçen Kurtie / Qurti sözcüğünün evrim geçirerek klasik Yunan ve Roma metinleriyle İslam öncesi Farsça kaynaklarda Kurtî (Latincede Cyrti) halini aldığını söylerken, M. A. Morrison ve D. Owen ise bilinen ilk Mitanni kralının isminin Kirta olmasını ve bunun Kurtie sözcüğüyle olan etimolojik bağını vurgularlar. Mitannilerin kalıntılarıyla ilgili olarak ilki 1880’de olmak üzere, Qazanê (Urfa – Konuklu köyü), Qarqamiş (Antep - Karkamış), Kelazan (Elaziz Kalesi), Sêgir (Diyarbakır – Üçtepe), Xawuştran (Diyarbakır’ın Bismil ilçesine başlı Kavuşturan Höyük Köyü), Tirban (SiirTürbehöyük), Gircafer (Malatya - Cafer Höyük), İzollu (Malatya), Pirotan (Pirotlu – Malatya), Gundê Şêran (Malatya – Aslanlı Köyü), İsahöyük (Malatya) Halep, Rassulayn (Suriye) Musul (Ninewe) ve Kerkük (Nuzzi) kazıları yapılmıştır. Türkiye sınırları içerisindeki kazıların çoğu baraj alanı kurtarma kazıları olarak yapılmış ve kalıntıların çoğu kurtarılamamıştır. 1979 yılında başlayan Karakaya Barajı alan kurtarma kazılarının İsahöyük ve İzollu’dan sonraki ayakları başlamadan sona erdirilmiştir.

HAMDANÎ DEVLETİ [890]

Merkezi Güney Kürdistan olan Büyük Hamdanî Kürt Devleti (‫ - حمدانيون‬Hamdanid), 890 yılında Abbasi Halifeliğine bağlı olarak Musul ve Halep çevresinde Hamdan kurê Hamdûn taraf‎ndan kuruldu. ضnceleri küçük bir egemenlik alan‎na sahip olan emîrlik, 906 y‎l‎nda topraklar‎na Musul, 914 y‎l‎ndaysa Baًdat’‎ katt‎. Halifenin desteًiyle k‎sa sürede egemenlik alanlar‎ geli‏ti ve s‎ras‎yla Halep, Mardin, Cizre, Diyarbekir ve Kerkük’e sahip oldular. S‎ras‎yla, Hamdan kurê Hamdûn (868-874), Husêyn kurê Hamdan (895-916), Evdillah kurê Hamdan (906-929), Nasir ed-Dewle (929-967), Edîd ed-Dewla (967-980), Bavê Tahir فbrahim kurê El Hesen (989-997), Bavê Evdillah el-Husêyn kurê el-Hesen (989-997) taraf‎ndan yِnetilen ülke taht anla‏mazl‎klar‎ sonucu 945 y‎l‎nda yِnetimini ikiye ay‎rd‎ysa da devlet, daha çok Halep merkezli ya‏amaya devam etti. Seyf El Dewle taraf‎ndan 945 y‎l‎nda Halep’teki merkezînden yِnetilmeye ba‏layan devlet ayn‎ y‎l Bizans Kral‎ Romanas’la Ruha’da (Urfa) yapt‎ً‎ sava‏‎ kazan‎nca Suriye ve

Yukar‎ Mezopotamya’n‎n büyük bir bِlümüne egemen oldu. K‎sa sürede s‎n‎rlar‎ geni‏lemesine raًmen Büveyhilerle sürekli olarak çat‎‏ma halinde bulunan devlet ilerleyen zamanlarda Araplar‎n da sald‎r‎s‎na uًramaya ba‏lad‎. Merwanîlerin tarih sahnesine ç‎kmas‎yla bِlgedeki etkinliًi giderek zay‎flamaya ba‏layan devlet Harput’ta bulunan Kürt a‏iretleriyle dü‏tüًü anla‏mazl‎k sonras‎ topraklar‎n‎n büyük bir bِlümünü yine Kürtlere kapt‎rd‎ ve 1004′te Arap Ukalî Devleti taraf‎ndan ortadan kald‎r‎ld‎. Halep merkezlî yِneticileri s‎ras‎yla, Sayf el-Dewle (945-967), Saad el-Dewle (967-991), Said el-Dewle (991-1002), Bavê Hasan Elîyê kurê Said (1002-1004) ve Ebul Ma’ali قerif (1004-1004) olan devletin s‎n‎rlar‎ içerisinde El Mutanabi, Ebu Farizê Mala ve El Ferabî gibi ِnemli ‏air ve bilim adamlar‎ yeti‏ti.


Islamiyetten sonra kurulan Kürt devletlerinden biriside Hasnevi Kürt Devleti’dir. Bu devletin temeli, Hicri 330 yilinda berzekan asiret reisi Hüseyin Aga’nin eliyle atilir. Bütün Hemedan Bölgesi’ni icine alan bu devlet, kurucusu Hüseyin Aga’nin vefatiyla dirayetli olan oglu Hasan Veyh’in denetimine gecer. Babasindan sonra hükümeti cok iyi yöneten Hasan veyh, halkin sevgisini kazanir ve devlete de isimini verir. Günden güne güclenen bu devlet, Nehavent, Semgan ve Dinur kentleriyle bazi Azarbaycan sehirlerini de icine alir. Devletin baskenti, Hasan Veyh tarafindan kurulan Sermac sehri idi. Dirayetli devlet reisi Hasan Veyh, Hicri 369 yilinda Sermac kentinde vefat eder.

kururlar. Sonra yavas yavas Asurilerin saldirilarina ugrayan Mitani hükümetleri kiral Asur Nasir Pal döneminde temamen Asurilerin eline gecer ve sona erer.

ALAMUT ZIYAR´I DEVLETI

Ziyar Devleti 1011 yilinda Alamut devletinin kurucusu Hasan El Sabah tarafindan yikildi. Ziyar Devleti, Kürd Dailam Asireti’ne mensup Ziyar´i oglu Merdavic tarafindan 930′da Kürd yurdunun Kuzeyi’nde kuruldu. Egemenlik alani Taberistan ve Cürcan’i da icine alarak Güney’de Isfahan´a, batida El Cezire ve Irak´a, kuzeyde Kafkaslar´a kadar uzaniyirdu. Dailam asireti, 9. yüzyilin sonlarina dogru, Abbasi halifeligi döneminde Müslüman oldu. Hazar Gölünün güneybati kesiminde yasayan bu asiret, büyük bir askeri güce sahipti. Varligini 141.yil sürdürebilen bu devlet, 8 hükümdar tarafindan yönetildi. Eski edebi eserler arasinda yer alan “Kábusname “ bu dönemde, Ziyarlarin son emiri Keykawes´in amcasi tarafindan yazildi.

SEDDADI KÛRT DEVLETI

Miladi 951 Hicri 340 yilinda Eran bölgesinde Kürd Seddadi ogullari tarafindan kurulan bu devlet, Islam döneminde kurulan Kürd Devletleri’nin en uzun ömürlüsü ve en kuvetlilerinden biridir. Nahcivan, Gence, Tiflis, Demirkapi, Karabag, Ani, Duvin gibi bölgenin büyük kentlerini icine alan bu devletin sinirlari bir ara Malatya’ya kadar uzanir. O tarihte güneyinde Mervani Kürt devleti de vardi.
Azarbaycan hükümdari Salarmerzubanin esir düsmesi üzerine bölgede bagimsizlik ilan eden Seddadinoglu Muhammed’in Gence kentinde tahta oturmasiyla kurulan ve on dört Kürd Hükümdari tarafindan yönetilen bu devlet, her ne kadar Selcuklu sultani Meliksahin bölgeye 1075 yilinda girmeyisle sona ermissede bölgenin bazi yöreleri Gence kenti gibi miladi 1091 tarihine kadar bu süllalenin egemenligi altinda kalmistir


BÜVEYOGULLARI DEVLETI

Kürt Büveyhogullari devleti, 1050′de Selcuklu Sultani Tugrul Bey tarafindan yikildi. Büveyhogullari devleti 934 yilinda Ali Hasan ve Hüseyin Ahmet kardesler tarafinda Güney-Bati Iran’da kuruldu. Deylem Daglarinda yasayan Bercenkiaver Kürt Asireti’ne mensup üc kardes kisa bir süre icinde devletin egemenlik alanini Güney’de Isfahan- Siraz, Kuzey’de ise Hamedan´akadar genislettiler. Babalari ebu Suce Büveyh´ten dolayi devleti “Büveyhogullari Devleti” denildi. Abbasi Halifesi Halife Kahir Billah, bu devletin egemenligini tanimak zorunda kaldi. Sürekli ic ve dis catismalarla ugrastigi icin kültür ve sanat bu devlet sinirlari icinde fazla gelismedi. Yalniz Abudüd Devleti’nin hükümdarligi sirasinda pek cok cami, hastane, imarathane, yollar ve kuyular yapildi. Mogol istilalari sirasinda bu bölgelerde her sey yakilip yikildigi icin bu devlet hakkinda daha ayrintili bilgi bulunmamaktadir.

HASANVEYH DEVLETI

Son hükümdari Ebul Mansur’un ölümü ile icerden bir hayli zayiflanmis olan Hasanveyh Devleti 1121′de kendiliginden dagildi. Bu devletin hükümranlik dönemi toplam olarak 171 yil sürdü. Devlet, Barzikan- Baruni asireti lideri Hasanveyh bin Hüseyin tarafindan 959 yilinda kuruldu. Egemenlik sahasi Sehrezor, Dinaver, Hamedan ve Nihavend bölgeleriydi. Devletin baskenti, Bisulun Dagi’nin güneyine düsen Sermac sehriydi. Hasanveyh’in 979 yilinda ölmesi üzerine, yerine oglu Bedir gecti. Devletin sinirlari Bedir döneminde Ahvaz, Huristan, Berucerd ve Esadabad’in katilmasi ile genisledi. Bedir’e Abbasi halifesi tarafindan “Nasruddin” unvani verildi. Bedir 1015 yilinda öldïrülünce yerine oglu Hilal gecti. Hilal da ölünce yerini oglu Tahir aldi. Hasanveyh hanedanligi Tahir´in ölümü üzerine gücünü yitirdi. Baruni asiretinin basina Iyarlar gecti. Iyarlar dönemi 989 yilinda baslamak üzerine 130 yil sürdü.


EYYUBI HANEDANLIGI DEVLETI

Selahaddin Eyyubi´nin 4 Mart 1193′te Sam’da ölmezi üzerine Kürt Eyyubi Imparatorlugu ayni yil parcalandi. Eyyubi Imparatorlugu, Selahaddin Eyyubi tarafindan Mayis 1175′te kuruldu. Cik iyi bir dini ve askeri egitim alan Selahaddin, 1165 yilinda Misir’a vezir secildi. Yönetimin cesitli kademelerine yakin akrabalarini yerlestiren Selahaddin Misir’daki durumunu saglamlastirdi. Fransiz ve Bizans ordularinin müsterek saldirilarina karsi büyük basarilar elde eden Selahaddin, Islam dünyasinda kendisini büyük sempati duyulan, tam anlami ile güclü bir vezir ve önder durumuna geldi. 10 Aralik 1171′de, varligini 200 yil sürdürmüs olan Misir Fatimi halifeligine son verdi. Kardesi Turan Sah yönetimdeki bir orduyla kisa bir süre icerisinde Hicaz, Yemen, Aden ve Mekke’yi aldi. Eyyubilerin buralardaki hakimiyeti 50 yildan fazla sürdü. Suriye Krali Nureddin’in 13 Mayiz 1174′te ölmesi üzerine Selahaddin bir ordu ile Suriye’yi dönerek orayida hakimiyeti altina aldi. Bagdat’taki Abbasi halifesi, Mayis 1174′te Selahaddin Eyyubi’nin kralligini kabul ederk fethettigi topraklardaki otorutesini tanidi. Musul sehrini de alarak Musul Atabeklerine son veren Selahaddin, ülkesinin sinirlarini Firat Nehri’ne kadar genisletti. Yukari Mezopotamya’daki kücük beylikleri de hakimiyeti altina alan Eyyubi Imparatorlugu’nun sinirlari Dogu’da Dicle Nehri’ne, Kuzey’de Ermenistan hudutlarina, Güney’de Yemen’e, Bati’da ise Tunus’a dayaniyordu. 1187′de Jeruzalem sehrini Hiristiyanlarin elinden aldi ve bu, Islam dünyasinda ona büyük bir sayginlik kazandirdi. Islam’in Sünni ögretisiyle yetisen Selahhadin, kurdugu devletin resmi mezhebinin de Sünni oldugunu ilan etti. Dinde yaptigi reformlardan dolayi, adi Yusuf iken, dini islah eden anlaminda “Selahhadin ” olarak degistirildi. Eyyubiler döneminde pek cok Kürd yazar, sair, bilim adami ve aydin yetisti. Izzeddin Ali, Mecdeddin Ebu saadet, Ibnul Esir el Cezeri ( Nasrullah ) bunlardan bir kacidir.

ALAMUT DEVLETI

Alamut Kürd Devleti Mogol Hükümdari Hulagu Han tarafindan 1256′da yikilarak ortadan kaldirildi. Alamut Devleti Hasan El Sabah tarafindan 1011′de kuruldu. Hasan El Sabah, Ismailiye mezhebi dini ögretisi temelinde güclü bir örgütlenme yaratip, Kürt asiretlerini harekete gecirecek bir ic ayaklamayla Ziyar devletine son verdikten sonra, ayni topraklarda dini esaslara dayali bu devleti kurdu. Bagimsiz varligini 179 yil sürdüren bu devlet, 8 hükümdar tarafindan yönetildi. Devletin son hükümdari olan Hür Sah, Mogollar tarafindan idam edildi. 1124 yilinda ölen, etkileyici dini ilder ve basarili bir devlet yöneticisi olan Hasan El Sbah icin Marko Polo söyle diyor: ” Bu kisi yüksek daglik bölgede bir sevgi Cenneti kurdu. Cok zengin bir hazineye sahip idi. Kurmus oldugu bu Cennet nedeniyle Islamiyet icerisinde kisa zamanda genis bir taraftar kitlesi buldu. Islam ülkelerinin her tarafindan binlerce genc, bu cennete girmek icin akin ediyordu.



BÛWÊYHAN KÜRT DEVLETİ [934]

934 yılında Elî Hesen ve kardeşleri Hûsên ile Ehmed tarafından Güneydoğu Kurdistan’da kurulan Bûwyehan Kürt Devleti’ne (Büveyhoğulları, Buyids, Bowyiyun, ‫ ),آل بویه‬Selçuklu emîri Tuğrul Bey tarafından 1050 son verildi. Babaları Buwê Bavê Şûce’den dolayı bu devlete Bûwêyhan adı verilen devlet Şiilik mezhebinin merkezlerinden biri olan devletin kurucuları Şahênşah adıyla bilinmektedirler. Deylem dağlarında yaşayan bir Kürt aşireti olan Bercenkiaver’e mensup bu kardeşler, kısa bir süre içinde devletin egemenlik alanını güneyde İsfahan ve Şiraz’a, kuzeyde ise Hamedan ve Hazar Denizi’ne kadar genişlettiler. Abbasi halifesi, Ebu Mansur Muhammed El Qahir Billah devletin kısa süre içerisinde büyümesi üzerine bu devletin egemenliğini tanımak zorunda kaldı. Nitekim ilerleyen zamanlarda halifeliğin merkezi Bağdat da Kürt eğemenliğine girdi. 1062′de devlet yönetiminde Şahbankara Kürt aşiretinden Lorî Fedlawî’lerin (1156-1424 yılları arasında kurulan Fedlawî Kürt Devleti’nin atalarıdırlar) de söz sahibi olması yönetim biçimi olarak üçlü bir bölgelendirmeyi uygun gören Bûwêyhanlar Deylem, Rey ve Güney Kürdistan merkezli bir yapı kurdular. Sürekli iç ve dış çatışmalarla uğraştığı için sınırları değiştiği için kültür ve sanatın pek gelişmediği bu devlette savaş kültürü ve silahlanma gelişmişti. Yalnız, Adud üd-Dewle Fana Xusrew’in hükümdarlığı sırasında pek çok cami, hastane, imarathane, yol ve kuyu yapıldı. Bûweyhanlar sırasıyla şu hükümdarlar tarafından yönetildi. Ali kurê Buwê (’Imad ed-Dewle) 934-949 Fana Xusrew (’Adud ad-Dewle) 949-983 Şêrzil kurê Fana Xusrew (Şeref ed-Dewle) 983-989 Merzuban kurê Fana Xusrew (Semsam ed-Dewle) 989-998 Fêroz kurê Fana Xusrew (Baha’ ed-Dewle) 998-1012 Bavê Şûce kurê Fêroz (Sultan ed-Dewle) 1012-1024 Bavê Kelcar Merzuban kurê Şûce (Imad el-Din) 1024-1048 Xusrew Fêroz kurê Merzuban (Ebu Nasr el-Melîk el-Rehîm) 1048-1055 Fulad Sultan b. Marzuban (Abu Mansur) 1055-1062

MERWANÎ DEVLETİ [981]

Harputtaki Kürt aşiretlerinden Dostkî’lere mensup Ebu Abdullah Şa Baz Bin Dostik tarafından 981 yılında Meya Farqin’de (Diyarbekir-Sîlwan) kurulan Merwanî Kürt Devleti’nin varlığına, 1085′te Selçuklu Emîri Melikşah tarafından son verildi. 990 yılında Hamdanîlerle yapılan bir savaşta Baz ölünce, yerine yeğeni, Merwan’ın oğlu Ali Hasan geçti. Babasına atfen, devlet Merwanî olarak adlandırıldı. Devletin egemenlik alanı kısa bir sürede gelişti. Güneyde Cudî eteklerinden başlayıp Cizre ve Hasankeyf’e, batıda Harput, kuzeyde Malazgirt ve doğuda Hakkâri’ye kadar uzandı. Çoğu tarihçiye göre, Merwanîlerin zenginliğine göz koyan Melikşah, devletin hükümdarlarından Nasır Nizam ElDewle’ye memleketi paylaşma teklifinde bulundu; fakat bu teklif reddedilince, Melikşah veziri Fahrüldevle yönetiminde büyük bir ordu göndererek Diyarbakır ve Silvan’ı ele geçirirerek hazinedeki 1 milyon altına el koydu. Mervanî ailesini de Bağdat’ın kuzeyinde bulunan Harbe köyüne sürgüne gönderdi. Merwanîler döneminde Kurdistan’da birçok cami, medrese, kervansaray, köprü, hamam, su kanalı yapıldı. Meyafarqîn bu dönemde büyük bir ticaret merkezi haline geldi. Emir Ebu Nasr döneminde kültürel ve edebî çalışmalara önem verildi. Devlete sığınan şairler ve bilim adamları himaye edildi. Bu nedenle El Dela, Tihamî, Ebu Riza, Siman El Hotaci gibi birçok yerli ve yabancı şair, şiirlerinde Emir Ebu Nasr’dan övgü ile söz ederler.


FEDLAWÎ DEVLETİ [1148-1424]

1100′lü yılların ortalarına doğru bölgenin hakim devleti Selçuklular’da (Selçûkîyan / 10371157) merkezî otoritenin zayıflaması ve taht kavgalarının başlaması üzerine, birçok eyalet valisi, kendi bölgelerinde etkinliklerini arttırarak bağımsızlık ilan etti. Atabeg adı verilen ve asıl görevleri şehzadeleri yönetim konusunda eğitmek olan bu devlet adamları (Osmanlı’da bunlara lala denirdi) kısa sürede güçlenmiş ve geniş sınırları olan eğemenlikler kurmuşlardı. Sembolik olarak Halife’ye bağlı bu yönetimler içinde en büyük devlet elbette ki Zengî Kürt Devleti’ydi (1127-1250). Yine bu dönemde Kürdistan’da irili ufaklı bir çok atabeyliğe rastlanmaktaydı. Bunlardan biri de Kürdistan’ın Lor mıntıkasında bulunan Şîraz merkezli ve ancak Atabeg Sungur döneminde parlak bir süreç geçirmiş olan Fars Salguran Atabeyliği’ydi (Salxuran, Salghurid). Atabeg Sungur’un (bütün Farsça metinlerde Sonqor) ölümünden sonra zayıflayan ve daha sonra Fedlawî Kürt Devleti’nin eğemenliğine giren bu atabeylik, Moğol İlhanlılar tarafından tamamen ortadan kaldırılacaktı. Salguranların önemli devlet adamlarından biri Mihemed kurê Elîyê kurê Hesnê Fedlawî adlı bir Kürttü. İyi bir eğitimden geçmemiş olmasına rağmen devlet ve yönetim felsefesi üzerine görüşleri ve keskin zekasıyla takdir toplamış olan bu adam Fedlawî ailesinin de lideriydi. Lorîstan’da meskûn bu aile, Hicri 500. yılda Ebûl Hesenê Fedlawî önderliğinde Çîyayê Simaqê mıntıkasından buraya göç etmiş ve kısa sürede bu bölgede güç toplamışlardı. Mihemed’ın ölümünden sonra oğlu Ebû Tahîr (Tahîr ê Mihemed ê Elîyê kurê Ebûl Hesen), Salguranlılar ile iyi ilişkiler kurmuş ve devlet yönetiminde söz sahibi olmuştu. Salguranlar ile Şahbankaran Kürt Emîrliği arasında çıkan bir savaşta gösterdiği üstün başarı sonrası kendisine Atabegê Çîya (dağların atabeyi) ünvanı verildi. Daha sonra Atabeg Sungur’a yaptığı teklif üzerine Lorîstan’ın fethi için görevlendirildi. Çoğunluğu sulh yoluyla olmak üzere Kürdistan’ın Lor mıntıkasının tümünü kendisine bağladı ve Şehrê Kurd’a yerleşti. Kısa bir süre sonra Atabeg Sungur’a gönderdiği bir elçiyle Atabeg sıfatını kullanarak bağımsızlığını ilan ettiğini haber verdi. Böylece Kürtler atabeylikler döneminin ikinci büyük devleti olan Fedlawî Kürt Devleti’ni (Fedlawîyan, Fedlawids, Hazarhaspids), aşağı Kürdistan’da kurmuş oldular.

Devletin kurucusu Ebû Tahîr, 1161 yılında hayata gözlerini yumduğunda geride Hezar Esp, Behmen, Îmadeddîn Pêlewan, Nesreddîn Ilwakuş ve Qizil adlı oğullarıyla Şîraz ile Hamedan arasında hüküm süren bir devlet bırakmış oldu. Babalarının vasiyeti ve kardeşlerin ortak kararı ile devletin başına Hezar Esp geçti ve kendisine Melîk ünvanı verildi. Kimi Türk kaynaklarında Binatlı adıyla da anılan bu Kürt kahraman, kısa bir süre içerisinde bütün Lor Kürdistanı’na hakim oldu. Melîk ünvanını kullanan Hezar Esp, Çîyayê Simaq’taki akrabalarından başlayarak buraya çeşitli Kürt aşiretlerini topladı ve bazı yarı göçebe Kürt aşiretlerine toprak vererek yerleşik hayata geçmelerini sağladı. Hezar Esp tarafından Fedlawî topraklarına davet edilen Kürt aşiretlerinden isimleri kayıtlara geçmiş olanlar şunlardı: Istêrkî, Memakoyî, Bextîyarî, Ciwankî, Bêdanyan, Zamedyan, Alanî, Lotond, Bêtond, Bewazkî, Şunwend, Rakî, Xakî, Harûnî, Eşkî, Koyî, Lîrawî, Mûyî, Behsewfî, Kemankeşî, Memastî, Omekî, Tewabî, Kedawî, Medîhe, Kurdanî ve Kulard. Kısa bir süre içerisinde kardeşleriyle birlikte devlet yönetimlerini güçlendiren Hezar Esp, bölgedeki yarıbağımsız Kürt aşiretleri üzerine seferler düzenleyerek bunların meskun oldukları yerleri topraklarına kattı. Şolîstan Eyaleti’ne (Wosman yakınlarındaki bu bölge Şolî adlı Kürt aşiretinden dolayı Şolîstan olarak adlandırılmıştı) düzenlenen seferin de başarılı olması üzerine Fedlawîler, Fars’ın büyük bir kısmını alarak Hazar Denizi ile Basra Körfezi arasında kalan bölgeye hükmetmeye başlamış oldular. Melîk Hezar Esp’in 1248′de (Şerefname’ye göre 1258) vefatından sonra tahta sırasıyla kardeşleri Îmadeddîn Pêlewan (1248-1251) ve Nesreddîn Ilwakuş (1252-1257) geçti. 1258′de tahta, Hezar Esp’in annesi Salguran ailesinden olan oğlu Tekleyê Hezar Esp oturdu. Bu sırada Hezar Esp’in ölümünü ve Tekle ile amcasının oğlu Cemaleddîn Omer’in taht kavgasını fırsat bilen Fedlawîlerin komşuları, bu güçlü devleti yıkmak için seferber oldular. Atabeg Seîd Salguran, Fedlawî topraklarına güçlü bir orduyla üç kere saldırdıysa da başarılı olamadı. Bağdat Halifesi’nin orduları da Xuzîstan’dan destek alarak Şehrê Kurd üzerine yürümüş, Tekle’yi yerinden edememişti fakat Tekle’nin kardeşini esir alarak Lahuc Kalesi’nde zindana atmışlardı. Daha sonra Tekle, Küçük Lor mıntıkasından destek için gelen Kürt aşiretleri ile birlikte Lahuc Kalesi’ni kuşatarak Bağdat Halifesi’ne ve Salguranlara boyun eğdirmişti. Bu sırada doğudan büyük bir hücum ile Moğol saldırıları gelmekteydi. 1243′te Kösedağ savaşıyla bölgede varlıklarını pekiştiren Moğollar, Ötüken’deki merkeze bağlı kalarak başkent Tebrîz’de İlhanlılar (Îlxanîyan) Devleti’ni kurmuşlardı. Bölge devletlerini tek tek tarih sahnesine gömen bu devlet, birçok Kürt hakimiyetine de son verecekti. İlhanlılar, 1256 yılında Alamut Kürt Devleti’ni ortadan kaldırmış ve tahta Hülagü Han’ın geçmesiyle Azerbaycan’a saldırarak burayı da topraklarına katmışlardı. 1258′de Bağdat’ı almak üzere büyük bir ordu hazırlayan Hülagü Han, çevresindeki hakimiyetlerle sorun yaşayan Tekle ile görüşmüş ve onu yanına almayı başarmıştı. Nitekim Tekle, Hülagü Han’ın Abbasi Devleti’ne son verdiği ve halifeyi öldürdüğü sefere 2.000 atlıdan oluşan ordusuyla katıldı. Bağdat’ın talan edilmesi üzerine İlhanlılar ile fikir ayrılığına düşen Tekle, Hülagü Han’dan izin almadan Lorîstan’a döndü ve bunun üzerine Keytemu Qanubîn komutasındaki bir tümenlik orduyu da üzerine çekmiş oldu. Bu ordu, kendilerini karşılayan Tekle’nin kardeşi Şemseddîn Alp Erxûn’u yakalayarak Lorîstan’a girmiş ve Tekle ile bir türlü karşılaşamamıştı. Bu sırada Tekle, toparlayabildiği küçük bir orduyla Canbexş Kalesi’ne çekilecek ve bütün saldırılara rağmen teslim olmayacaktı. Durum Hülagü Han’a bildirildiğinde sultan, Tekle’ye yüzüğünü göndererek kendisini affettiğini bildirmişti. Bunun üzerein teslim olan Tekle, tutuklanarak Tebrîz’e gönderilmişti. Burada Hülagü Han tarafından sorgulanmış ve başı kesilerek şehîd edilmişti. Tekle’nin adamları onun

cesedini çalarak Lorîstan’a kaçırmış ve Şehrê Kurd yakınlarındaki Zerde adlı köye gömmüşlerdi. Bu olaydan sonra Hülagü’nün fermanı üzerine Fedlawîlerin tahtına, esir alınmış olan Şemseddîn Alp Erxûn (1259-1274) çıkarılır. 15 yıl boyunca Lorîstan’ı yöneten bu melik, ülkesinde adalet ve eğitime önem verdi. Moğolların talan etmiş olduğu yerleşim birimlerini yeniden onararak yapılandırdı. 1274′te ölmesi üzerine tahta oğlu Yûsif Şah (1274-1286) geçti. Moğol hükümdarı Abaka Han ile iyi ilişkiler geliştiren Yusif Şah, kısa bir süre sonra Xuzistan, Kuhgilweyh, Fîrûzan ve Cerbadqan gibi mıntıkaları da topraklarına kattı. 1286′da öldüğünde yerine İlhanlı İmparatoru Ergun Han’ın onayıyla I. Atabeg Efrasîyab geçti (1288-1296). Daha önceki Fedlawî hükümdarlarının aksine Efrasyab, bir zalimdi. Babasının atamış olduğu bütün valileri tutuklatarak kimilerini işkenceyle öldürdü. Halkın üzerine bir karabasan gibi çöken bu atabeyin zülmünden korunmak için taht ortağı olan amca çocukları dahi İsfahan’a kaçtılar. Bunları yakalamak için gönderilen ordu, Ergun Han’ın ölüm haberi üzerine bölgedeki İlhanlı kalelerine saldırıp hakimiyeti ele geçirdi Efrasiyab adına hutbe okutarak Moğollar karşısında bağımsızlık ilan ettiler. Taht boşluğundan faydalanan Efrasiyab, Tebrîz’i ele geçirmek için harekete geçti ve Keruhrude Kalesi’ndeki Moğol güçlerini büyük bir saldırıyla dağıttı ve şehirde bunu kutlamak için gösteriler düzenledi. Fakat bu zafer sarhoşluğu kısa sürdü çünkü Moğollar güç toplayarak geri döndü ve Efrasiyab’ın neredeyse bütün askerlerini öldürdüler. Efrasiyab elleri bağlanarak bir ata bağlandı ve Tebrîz’e götürüldü. Burada hakkında ölüm kararı verilmesine rağmen Lor Kürtlerinden Xatûna Kîrmanî’nin Gayhatu Han’dan ricası üzerine affedildi ve tekrar Lorîstan’a gönderidi. Buradaki ilk işi de kendisini desteklemeyen bir amca oğlunu öldürmek oldu. İlhanlı tahtına Mahmud Gazan’ın çıkması üzerine kendisine bağlılık bildiren Efrasiyab, bir süre sonra İlhanlılar ile tekrar sorun yaşamaya başladı ve hükümdarın fermanıyla boğazına kement geçirilerek öldürüldü. Bunun üzerine tahta, Mahmud Gazan Han’ın isteği üzerine Yusif Şah’ın oğlu, Efrasiyab’ın kardeşi Melîk Nusreddîn Ehmed (1296-1333) çıkarıldı. Ağabeyinin aksine ılımlı bir hükümdar olan Ehmed, kısa sürede ağabeyinin olumsuz intibasını sildi ve Lorîstan’da yenileme çalışmaları başlattı. Bölgedeki Kürt aşiretleriyle bağlarını kuvvetlendirdi, hizmete yönelik bir yönetim benimsedi ve 38 yıl boyunca adaletiyle ülkesini yönetti. 1333′te ölmesi üzerine tahta oğlu Rukneddîn Yusif Şah oturdu. Babasının izinden giderek adaletiyle örnek oldu ve kendisine adaletin babası manasına gelen “Abû dadê” adı verildi. 1340 yılında öldü ve yerine oğlu Muzaffer Efresyab geçti (1340-1355). II. Efresyab, ülkesini huzur ve adaletle 15 yıl boyunca yönetti ve İlhanlılar’ın bölgeden silinmesine fiilen yardımcı oldu. Ölümü üzerine kardeşi Şemseddîn Pêşeng (1355-1378) tahta geçti fakat Fedlawîler bu tarihten başlayarak gerilemeye başladılar. Pêşengîn ölümünden sonra Melîk Pîr Ehmed (1378-1408) tahta geçti. Bu dönemde Timur saldırıları başladı ve Fedlawîler, Fars tarafında kalan topraklarının büyük bir kısmını kaybettiler. Daha sonra sırasıyla Ebu Seîd (1408- 1417) ve Şah Husên (1417-1423) tahta çıktılar. Fedlawîler bu dönemlerde de Fars Muzafferan’larının sürekli saldırılarına uğradılar. 1423 yılında Şemseddîn Peşeng’in torunu Mîr Xiyaseddîn, bir saldırı ile amcasının oğlu olan Şah Hûsen’i öldürdü ve tahta geçti. Bu sırada Timur’un askerlerinden Mirza Şahrux’un oğlu İbrahim, Xiyaseddîn üzerine büyük bir ordu gönderdi ve Melîk Xiyaseddîn ülkesini terketmek zorunda kaldı. Böylece, Güney Kürdistan, Lor Kürdîstan’ı ve Fars bölgesinin büyük bir kısmında 276 yıl boyunca hüküm süren bu Kürt devleti 1424′te yıkılmış oldu. Devletin Melîk Hezar Esp döneminde genişlemesi ve teşkilatlanmasını tamamlamış olmasından dolayı Hezar Esp Devleti (Hazarhaspid, Hezarhespana) olarak da bilinen Fedlawî Kürt Devleti’nin sınırları

içerisinde Hec Elî Siyahpuş, Mir Newroz Mîrderikî, Pirşanê Perîşan gibi önemli felsefeci, şair ve müzisyenler yetişti.


SORAN KÜRDİSTAN PRENSLİĞİ [1830]

Mir Muhammed, 1810′da Şîrwan ve Biradost beyliklerini birleştirerek Rewanduz’da yeni bir egemenlik alanı oluşturdu. 5 kişilik askeri konseyin yönetiminde 50 bin kişilik bir ordu kuran Mir Muhammed, başkent Rewanduz şehri olmak üzere mirlik düzeyinde çeşitli faaliyetlerde bulundu. Kürtler arasında Mirê Kor olarak da bilinen Mir Muhammed, 1816′da Havlokan’da kurduğu silah fabrikasında kılıç, hançer, top gövdesi, fişek, top tekerleği, ve diğer mühimmatlar üreterek düzenli ordu üzerinde çalıştı ve 1830′da Osmanlı Devleti’ne karşı bağımsızlık ilan etti. Osmanlı’nın Bağdat valisi tarafından resmen tanınan hükümet, kendi adına bir Kürdistan Dinarı bastırdı. İlk yıllarında Osmanlı’nın hafife aldığı Soran Kürdistan Prensliği 1833′te bölgedeki Ermeni ve Yezidi Kürtlerle de ittifak kurup Diyarbakır ve Mardin’deki Osmanlı egemenliğine de son verince Osmanlı orduları kumandanı Reşit Paşa bir kuvvetle Mir Muhammed’in ordularına küçük çaplı saldırılar düzenlemeye ve Kürdistandaki bazı yerleşim birimlerini yağmalamaya başladı. Yaklaşık beş yıl süren sürtüşmeler sonrası yapılan müzakereler, Osmanlı’nın, Kürtlerin bağımsızlık fikrine ne denli karşı olduğunu ortaya koydu. Şeyhülislam Molla Hadi’nin ‘Kürtlerin Osmanlıyla savaşmalarının ümmete ihanet olduğu’ yönündeki fetvası sonrası bazı Kürt aşiretlerinin geri çekilmesiyle Mayıs 1838′de başlayan kanlı çarpışmalar, 13 Ağustos 1838′de Mir Muhammed komutasındaki Kürdistan ordusunun, bir İngiliz yüzbaşısının komutasındaki Türk-İran kuvvetlerinin ortak saldırısı sonucu Rewanduz yakınlarında yenilgiye uğramasıyla son bulacaktı. Bu yenilgiden sonra çok sayıda Kürt yerleşim birimi yağmalandı ve Rewanduz’un büyük bir kısmı ele geçirilerek yakıldı. Mir Muhammed halkına zarar verilmemesi koşulu ile Sivas eski mutasarrıfı Reşit Paşa’ya teslim oldu ve tutuklanarak İstanbul’a götürüldü. Kendi adına Kurdistan Dinarı basan bu Kürdistan Prensi, Osmanlı Padişahı II. Mahmud tarafından şeref konuğu olarak karşılandı ve Topkapı Sarayı’nda ağırlandı. İstanbul’a gelişinden yirmi gün sonra Mir Muhammed ve arkadaşları için Trabzon’a sürgüne gönderilme kararı çıktı. İstanbul’da Kürtler tarafından uğurlanan Mir Muhammed, himayesindekilerle birlikte, sürgün yolunda öldürülerek cesetlerine bilinmeyen bir yere gömüldü.

BOTAN HÜKÜMETİ [1842]

1803 yılında Cizre’de dünyaya gelen Bedirxan Bey, 18 yaşında (1821) Botan Emirliği’nin başına geçti. Bedirxan Bey çok genç yaşta olmasına rağmen, çevredeki Kürt beylerine iktidarını kabul ettirdi. Osmanlıya asker ve vergi vermeyi reddetti ve bağımsız bir ordu kurup kendi emirliğinin içerisine yeni topraklar katarak genişlemeyi sürdürdü. Kısa bir süre içerisinde Bitlis, Hakkâri, Muş, Van ve Kars Kürt beyleriyle ittifak sağlayarak Osmanlı eğemenliğine karşı Peymana Pîroz’u (Kutsal Anlaşma) gerçekleştirdi. Bu birliğe Doğu Kurdistan’ın en büyük Kürt beyliği olan Erdelan Beyliği’ni de dahil ederek, aşiretlerden ortak bir ekip kurdu ve kaleleri gözden geçirip yeni kaleler inşaa etti. Kurulan ordunun askerî gücü arttırılarak, Cizre’de biri barut diğeri tüfek üreten iki atölye kurdu. Yerli uzmanların yetişmesi ve modern savaş taktiklerini öğrenmeleri için Avrupa’ya öğrenciler gönderdi. Ermeni ve Asurilerle antlaşmalar imzalarak onların güçlerini yanına aldı ve Kürtler için gayri müslimlerle evlenmeyi serbest bıraktı. Osmanlı’nın aldığı vergiden çok daha az bir oranla vergi aldığı için halkın sempatisini topladı böylece civar halkların topraklarını da beyliğine kattı. En büyük hayalinin Karadeniz ile Van Gölünü tıpkı yine o zaman yapımı konuşulan Süveyş gibi bir kanalla birleştirerek denizlere açılmak olduğu söylen Bedirxan Bey, ticaretin gelişmesini sağlamak için Van Gölü’nde deniz taşımacılığını geliştirdi ve modern gemi inşa tekniklerini öğrenmeleri için de 140 öğrenciyi İngiltere’ye gönderdi. Nihayet 1842 yılında bağımsızlık ilan eden Bedirxan Bey, Cizre’yi başkent yaptı Kurdistan bayrağı çekildi. Kürt liderler, Kurdistan hükümetini koruyacaklarına ve Bedirxan Bey’i destekleyeceklerine dair and içtiler. Süreç, Kürt coğrafyasının Osmanlı’dan ayrılması doğrultusunda gelişiyordu. Bu da İstanbul’un yanı sıra bölge üzerindeki çıkar dengelerini sarsacağı için Avrupa devletlerini ürkütüyordu. Batılı misyonerlerin teşvikiyle, Asuriler, Bedirxan Bey ile olan anlaşmalarını bozarak ona olan desteğini geri çektiler. Bu noktadan hareketle, batılı devletlerin sultan üzerindeki baskıları, Osmanlı yöneticilerini Bedirxan Bey’e karşı harekete geçmeye teşvik etti. Mereşal Hafız Paşa, görüşmeler yoluyla Bedirxan Bey’in Osmanlı hakimiyetini tanımasını sağlamakla görevlendirildi. Ne var ki Bedirxan Bey görüşmeleri kabul etmedi ve ne yapıldıysa sultandan gelen teklifleri reddederek Kurdistan’ın bağımsızlığını vurguladı. Tarih, 6 Haziran 1847′yi gösterdiğinde Osmanlı ordusu üç koldan başkente saldırıya geçtiler. Harput, Urfa, Diyarbekir, Erzurum, Bağdat ve Musul bölgelerinde bulunan askeri güçler de bu taarruza katıldılar. Osmanlıların sayıca üstünlüğüne rağmen Bedirxan Bey’in kuvvetleri ilk çarpışmada üstünlük elde ettiler. Fakat Bedirxan Bey’in yeğeni ve önemli komutanlarından Yezdan Şer’in esir düşmesi neticesinde gizli cephanelerin yerleri ortaya çıkmış ve silah fabrikası Osmanlılarca ele geçirilmişti. Bu arada Kars, Van ve Muş’ta da Kürt aşiretleriyle Osmanlı askerleri arasında küçük çaplı çatışmalar meydana geliyordu. Bir sonraki çatışmada Kürt beylerinin yardıma geç ulaşması sonucu Bedirxan Bey, kendi birliğiyle Eruh Kalesi’ne çekilmek zorunda kaldı. Osmanlıların kale kuşatması görüşmelere zemin hazırladı 27 Temmuz 1847′de Bedirxan Bey, hiçbir askerine dokunulmaması şartıyla teslim oldu. Bedirxan Bey ve ailesi önce İstanbul’a daha sonra da Girit adasına sürgüne gönderildi. Aşırı nemden dolayı hastalanan Bedirxan Bey, Kürdistan’da ölmek istediğini

sultana bildirdiyse de bu isteği kabul görülmedi ve Şam’a sürüldü. Son yıllarını burada yaşayan Bedirxan Bey, 1868′de burada öldü.

MAHABAD KÜRD CUMHURİYETİ [22 Ocak 1946]

İran’ın 1941 yılı Eylül ayında İngiliz ve Ruslardan müteşekkil itilaf kuvvetleri tarafından işgal edilmesi, İran’ın Kürtler ve aynı yönetim altında yaşayan Azeriler üzerindeki otoritesinin çökmesine yol açtı. Kürtlerin yaşadığı bölgelerde bu çöküşün en ciddi sonuçlarından biri Ruslar karşısında yenilen ve geri çekilmek zorunda kalan İran kuvvetlerinin geride bıraktığı askerî mühimmatın Kürtlerce ele geçirilmesi oldu. Bu gelişme, Şah Rıza rejimi tarafından zulme uğramış, liderleri zehirlenmiş, asılmış ya da toplu olarak göçe zorlanmış Kürtlerin konumunu bir anda değiştirmekle birlikte bölgedeki dengeleri de alt-üst etmeye yetmişti.İngiliz-Rus işgali sonrası Doğu Kürdistan, Rus Hakimiyet Bölgesi, İngiliz Hakimiyet Bölgesi ve Kürtlerin denetimindeki bir ara bölge olmak üzere üçe bölünmüştü. Denetimsiz kalan bu bölgede güç toplayan Kürtler, Rus ve İngilizlerle görüşerek, İran’ın bölgedeki hakimiyet bağını tamamen ortadan kaldırmak için çeşitli girişimlerde bulunmakta gecikmediler. İran idaresinin bölgedeki zayıflığı Rusların, Celalî, Şîqaq, Herkî ve diğer birçok aşiretle lokal ilişkiler geliştirmesinin önünü açmıştı. Kürtlerin talepleri Ruslar tarafından ilk başta olumlanmadıysa da ilerleyen zamanlarda Kızıl Ordu’ya tahıl temini ve bölgede güvenliğin Kürt birliklerince sağlanması şartıyla Ruslar, Kürtlere İran ile aralarındaki meseleyi çözme izni verdiler. İngilizler ise Şeyh Mahmud Berzenci’den deneyledikleri sorunlardan dolayı Kürt taleplerine her seferinde olumsuz yanıtlar vermekteydi. Nitekim Kürdistan, bölgedeki diğer ülkeler için de hassas bir konuydu ve İkinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Britanya, Ortadoğu’da bir risk almak istemiyordu. Denetimsiz bir bölgenin oluşması Kürt aşiretleri için önemli hâkimiyet alanları meydana getirmişti. Örneğin Şah Rıza ile girdiği mücadele sonrası topraklarını terk etmek zorunda kalan Banî Beyzade aşiretinin liderlerinden Hama Reşit Beg, saygı duymadığını söylediği Irak-İran sınırını geçerek, topraklarına dönmüş ve taraftarlarının yardımıyla Bane ile Zerdeşt bölgelerini kapsayan yarı-özerk bir otorite kurmayı başarmıştı. Yüksek rütbeli bir İran subayını öldürmesine ve isyancı olarak ilan edilmiş olmasına rağmen İran Hükümeti, Hama Reşit’i bölgenin yarı-resmî valisi olarak tanımak zorunda kalmıştı. Yine aynı şekilde Mehmud Axayê Senê’nin kurmuş olduğu hakimiyete İran güçleri müdahele edememişti. 1942 yazında Hama Reşit Beg ile Mehmud Axa arasında ihtilafların ortaya çıkmasıyla İran, Mehmud Axa tarafında yer aldı ve Hama Reşit’in yok edilmesi için gerekli mühimmatı sağladı. Yenilen Hama Reşit, tekrar Irak sınırının diğer tarafına sürüldü. Bir yıl geçmeden İran, kuvvetlerini Mehmud Axa’nın üzerine yöneltti ve sınırın diğer tarafına sığınana kadar peşini bırakmadı. Bu olayların neticesinde zayıf düşen Kürt birlikleri İran ordusu karşısında tutunamadı ve 1945 Eylül’ü itibariyle Saqiz - Bane - Zerdeşt hattının güneyindeki tüm Kürt bölgelerinin denetimi

tekrar İran Hükümeti’nin eline geçti. Geriye kalan bölgelerde yine güçlü bir Kürt varlığının söz konusu olması hasebiyle İran daha çok ilerleyemeden durmak zorunda kaldı. Hattın diğer tarafında kalan Mehabad şehrinde ise Kürt siyasî çalışmaları önemli sonuçlar doğuracaktı. İşgalin ilk yıllarından beri Kürtlerin siyasi bir varlık gösterdikleri Mehabad şehrinde 16 Ağustos 1943′te bir grup Kürt yurtseveri tarafından Komelaya Ciwanê Kurd (Kürt Gençlik Komitesi) kurulmuştu ve faal bir şekilde bağımsız Kürdistan propagandası yapmaktaydı. Değişen dünya dengeleri onlara bu fırsatı verebilirdi. Bu dönemde Kürdistan için iki önemli girişim dikkat çekiyordu. İlki, Rusların 1942′de nüfuz sahibi bazı Kürtleri Moskova’ya bir kongreye davet etmesi, ikincisi ise Irak ordusuna mensup üç Kürt subayın Kürdistan’ın bağımsızlığının desteklenmesi karşılığında Almanya’ya karşı verilen savaşta Kürt vatandaşlarının silahlı desteğinin önerilmesi oldu. Rusya, İran’daki Kürt politikasını 1944′te uygulamaya koydu ve Komela’nın başvurusu üzerine Mehabad’a Kürdistan-Sovyet Kültürel İlişkiler Topluluğu (KSKT) adıyla bir şube kurdu. Nitekim, öncesinde bir yeraltı örgütü olan Komela, 6 Nisan 1945′te, KTSK’nin binasında yapılan bir törenle tüzüğünü deklere etti. Rızaiye’deki Sovyet Konsolosu ve Sovyet-Azerbaycan Kültürel İlişkiler Topluluğu’nun şefi törenin şeref konuklarıydı. Bu programın en önemli bölümü “Dayika Niştiman” (Anavatan) adlı oyundu. Bu oyunda Kürdistan’ı temsil eden bir yaşlı bir kadın, Irak, İran ve Türkiye’yi temsil eden üç ‘vicdansız’ tarafından tartaklanıyor ve kötü muameleye tabii tutuluyordu. Oyun, ‘Dayika Niştiman’ın oğullarının ortak çabasıyla kurtarılmasıyla bitiyordu. Oyun seyredenleri o kadar etkiliyordu ki hayatları boyunca düşman olmuş kimseler gözyaşları içerisinde birbirlerine sarılıyor ve Kürdistan’ın intikamını almaya hep beraber yemin ediyor, kan davalarından Kürdistan için vazgeçiyorlardı. Bu dramatik oyunun başarısının yanı sıra bu toplantıdaki en önemli olay, elbette ki Kültür Kurumları başkanı Qadi Muhammed’in Komela’ya kabul edilişiydi. Bu kabul edilişten hemen sonra güçlü kişiliği, karizmatik davranışları ve entelektüel birikimiyle örgüt içinde yükselen Qadi Muhammed, yönetimi tek elde bulundurarak bir Kürdistan politikası belirlemeye başladı. Qadi Muhammed, 12-15 Eylül 1945 tarihlerinde çeşitli temaslarda bulunmak üzere kuzeni Seyfî Qadi ve Hecî Baba ile birlikte Bakü’ye gitti. Burada Rus yetkililerle görüşmelerde bulunan heyet, Mehabad’a dönüşü ertesi Mizhê Dimoqratî Kurd (Kürdistan Demokrat Partisi) adlı bir parti kurduğunu açıkladı ve bir bildirgeyle Kürt aydın ve soylularına bildirimde bulundu. Açıklama toplantısına katılan bütün Kürtler, oluşuma tam destek sundular ve ortak bir bilgirge yayınlayarak partiye üye oldular. Kısa bir süre içerisinde Iraktaki Kürtlerle diyalog geliştiren parti yöneticileri, Mustafa Barzanî ve peşmergelerini Mehabad’ta bir tören ile karşıladılar. Tarih, 22 Ocak 1946′yı gösterdiğinde Qadi Muhammed, Çarçıra Meydanı’nda Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan etti. Mahşerî bir kalabalık ve büyük bir coşkunun hakim olduğu tören Kürdistan için bir dönüm noktası niteliğindeydi. Kürdistan Milli Meclisi, 11 Şubat 1946′da Qadi Muhammed’i Cumhurbaşkanlığına, Hecî Baba’yı Başbakanlığa ve General Mustafa Barzanî’yi de Genelkurmay Başkanlığına, Seyfi Qadi’yı ise Kolluk Kuvvetleri Komutanlığına atadı. Aynı gün, yürütme organları, yargı, askerî ve kültür kurumları kabul edildi. Kürdistan Cumhuriyeti Anayasası ile “milletin meşru egemenliği” garanti altına alınarak Kürtçe resmî dil, üstte kırmızı altta yeşil kuşak üzerine bir

güneşin bulunduğu bayrak Kürdistan bayrağı ve Şair Dildar Rauf’un Ey Reqib adlı şiiri milli marş olarak kabul edildi. Bir süre sonra basın yayın örgütlenmesi yapıldı ve 10 Ocak 1946′da yayın hayatına başlamış olan Kurdistan dergisinin yayına devamına ve Kurdistan adlı resmî bir gazetenin çıkarılmasına karar verildi. Kürdistan Milli Meclisi, aldığı kararlar ile eğitim alanında iyileştirme kararı aldı ve genel ve zorunlu ilk öğretimi tesis eden yasalar çıkardı. Fakir ailelerin çocuklarına para yardımı, giyecek ve ders kitapları verildi. Kültürel çalışmaların önemini vurgulayan meclis, ilk olarak iki Kürt şairin, Hejar ile Hêmen’in şiir kitaplarını devlet matbaasında bastırdı. Kısa bir süre içerisinde Kürt okulları kuruldu ve Kürtçe eğitime başlandı. Hawar ve Hilale adıyla iki yeni dergi yayınlandı. 10 Mart’ta ise Sovyetlerin göndermiş olduğu bir verici istasyonu ile Mehabad Radyosu yayın yapmaya başladı. Bu arada komşu ülkelerin konuyla ilgili tepkileri gecikmedi. Türkiye Başbakanı Mehmet Şükrü Saraçoğlu 6 Mart 1946′da, İran ve Rusya’ya, konuya müdahalelerinin olabileceğine dair birer telgraf çekmiş ve gelişmelerin endişe verici olduğunu belirtmişti. İran ise Kürdistan rahatsızlığını Rus ve İngiliz yetkililere bildirmiş ve Sovyetlerin Kürt gücünü kontrol edememesinin tehlikeli sonuçlar doğuracağını beyan etmişti. Bu gelişmeler karşısında Kürdistan Milli Meclisi, İran Hükümeti’ne bir muhtıra çekerek, ülkedeki Kürt sorunun sadece Kürdistan Cumhuriyeti sınırlarıyla değil, ülkenin tümünde yaşayan Kürtlerle ilgili bir iç sorun olduğunu vurguladı ve karşılıklı müzakereler ile Kürtlerin insani haklarının iade edilmesi istendi. Muhtıra, bir Kürdistan Yüksek Konseyi’nin oluşturulmasını teklif etmekteydi ve bu muhtıranın barışa uzatılmış bir el olarak algılanması gerektiği belirtiliyordu. Tarihler 9 Mayıs 1946′yı gösterdiğinde ABD, İngiltere, Türkiye ve İran’ın baskıları sonucu Sovyetler, Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti’nden desteğini çektiğini Moskova Radyosu’ndan duyurdu. Bunun üzerine ertesi gün Kürdistan Savaş Konseyi, ABD, İngiltere, Türkiye, İran ve S.S.C.B’ye birer ihtar çekerek Kürdistan’ın bağımsızlığı ve milli eğemenliği vurgulandı. ABD ve SSCB’nin bu konuyla ilgili görüş ayrılıkları Soğuk Savaş’ın başlangıç merhalelerinden birini oluşturdu. Bir anda yalnızlaşan Kürtler, serinkanlı davranmak durumundaydılar. Qadi Muhammed, 1 Haziran 1946′da Fransız Basın Ajansı’na açıklamada bulundu ve İran Hükümeti’nin İran genelinde demokratik yasaları uygulamasını, Kürtlerin dil, eğitim ve kültürel haklarını tanımasını istedi. Fransız muhabirin Qadi Muhammed’e merkezi hükümetle çatışma tehlikesi ve yabancı müdahale ihtimali ile ilgili bir soru sorması üzerine, Kürdistan Cumhurbaşkanı şu cevabı veriyordu: “Kürdistan’daki durum Azerbaycan’daki durumdan çok farklıdır. Ülkemiz hiçbir zaman Sovyet askerlerince işgal edilmemiş ve Rıza Şah tahttan indirildiğinden beri, ne jandarm ne de İran ordu birlikleri Kürdistan’a girmişlerdir. Bu sebeple biz, bağımsızız ve kendi irademize sahibiz. Üstelik kim tarafından yapılırsa yapılsın yabancı bir müdahaleye müsamaha göstermeyeceğiz. […] Ancak bilinmelidir ki Amerikalıları ya da Rusları taklit etmek istemiyoruz, fakat medenî ülkelerin hayvanları durumuna düşmeyi de reddediyoruz…” Ne var ki 10 Aralık 1942′de Sovyetler ve İran arasında bir anlaşma sağlandı ve İran, aynı gün Kaflankuh Geçidi’nden Kürtlerle kader birliği yapmakta olan Azerilere saldırdı ve Tebriz’i geri aldı. Bu, başkent Mehabad’ın düştüğü anlamına geliyordu. İran Birlikleri buradan Kürdistan üzerine yürüdü. Qadi Muhammed’in Tahran’daki kardeşi Sadrî Qadi, İran’da bir parlamenterdi ve bu durum üzerine İran ve Kürdistan Hükümeti arasında uzlaşı sağlamaya çalıştı. Nitekim bir barış antlaşması da imzaladılar. Antlaşma gereği General Mustafa Barzanî ve Seyfî Qadi komutalarındaki birlikler etkisiz hale getirilerek başkentin dışına alınmıştı.

Yaklaşık bir hafta boyunca İran ve Kürt hükümetleri herhangi bir sorun çıkarmadan kentte sükûneti sağladılar. Fakat 17 Aralık’ta Qadi Muhammed ve kuzeni Seyfî Qadi da dahil olmak üzere Kürdistan Milli Meclisi’nin tüm üyeleri tutuklanarak hapse atıldı. Kentte karışıklık baş gösterdiyse de İranlılar olaya hâkim olmakta gecikmediler ve Mehabad’ın denetimini ele geçirdiler. 30 Aralık 1946′da Qadi Muhammed’in kardeşi Sadrî, Tahran’daki evinde tutuklandı ve Mehabad’a getirildi. Usulsüz ve yetkisiz bir mahkeme kuruldu ve Qadi Muhammed, Seyfî Qadi ve Qadi Muhammed’in kardeşi Sadrî ölüm cezasına çarptırıldı. Qadi Muhammed, kardeşinin haksız yere cezalandırıldığını ve bu cezanın affedilmesi gerektiğini ısrarla belirttiyse de karar değişmedi ve üçü de 31 Mart 1947′de sıkı koruma altına alınan ve Bağımsız Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti’nin ilan edildiği Çarçıra Meydanı’nda idam edildiler. Kürdistan Cumhuriyeti’nin yıkılması ve Qadi Muhammed’in asılması bütün Kürtler tarafından üzüntüyle karşılandı. Türkiye ve Irak’ta Kürt bölgelerinde geniş tedbirler alındı. Diyarbakır, İstanbul, Süleymaniye, Bağdat gibi şehirlerde ancak küçük protestolar düzenlenebildi. İran’da sıkıyönetim ilan edildiyse de Luristan’ın Urumabad kasabasında infazlara bir tepki olarak 11 Mayıs 1947′de şiddetli bir ayaklanma baş gösterdi. İran askerleri halkın üzerine ateş açtı ve 65 Kürt bu olaylarda hayatını kaybetti. Barzani ve peşmergeleri Irak Kürdistanı’na geçti. Burada sert bir müdahale ile karşılaştılar ve daha önce Irak ordusunda görevli olan ve Barzani’ye katılan 4 Kürt subay bir zaman sonra tutuklandı. 19 Mayıs 1947′de İzzet Abdülaziz, Mustafa Xoşnav, Muhammed Mahmud, Hayrullah Abdülkerim adlı bu peşmergeler Bağdat’ta idam edildi. General Mustafa Barzanî, 27 Mayıs’ta yanlarında peşmergeleriyle Moskova’ya doğru yol aldı. İdamlar üzerine Avrupa’daki Kürtler başta olmak üzere protestolar yapıldı. Avrupa’daki Kürt öğrencilerin yayın organı Kürdistan’ın Sesi’nde ABD, İngiltere ve Irak sert dille eleştirilirken İran için “Haşhaş müptelası monarşist faşistler” ifadesi kullanıldı. Uzun süre ses getiren protestolar ile Qadi Muhammed, Kürdistan’ın ‘ebedî muzaffer’i ilan edildi. Irak’ta idam edilen subaylardan Hayrullah Abdülkerim’in son sözleri Avrupa’daki elçiliklerin binalarına siyah çelenk üzerinde iletildi: ‘Düşmanlarımıza ölüm, Yaşasın Kürdistan!’

Kaynakça 1. Mehrdad R. Izady, Bir El Kitabı Kürtler, Ağustos 2004 2. Wadie Jwaideh, Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi, Eylül 2004 3. Elphinston, W. G. "Kurds and The Kurdish Question", Journal of the Royal Central Asian Society, Temmuz, 1948 4. Rosvelt, Archie. "The Kurdish Republic of Mahabad", The Middle East Journal, Temmuz, 1947 5. Lambton, Ann. Landlord and Peasant in Persia. Oxford Universty Press, 1953 6. The Daily Express, 16 Mart 1946 7. Stepanov, V. "A Visit to the Kurds" New Times, 8 Haziran 1949 8. Dengê Kurdistan, Sayı 2, Ağustos 1949 9. Adamson, David. The Kurdish War (Londra, 1964) 10. Bermon SoviII, The Royal Air Force, The Middle East and Disarmament, 1919-1934 (Michigan State Universty, 1972) 11. Challiand, Gerard, People Without a Country (Londra, 1980) 12. Eagleton, William, The Kurdish Repuhlic of 1946 (Ox¬ford University Press, 1963) 13. Nuri Paşa İhsan, La Revolt d’Agri Dagh (Universty of Texas Prss, 1989) 14. Roosevelt, Archibold, "The Kurdish Re¬public of Mahabad," The Middle East Joıımal, cilt I, sayı 3 (Temmuz 1947) 15. Safarastian, Arshak, Kurds and Kurdistan (Londra, 1948) 16. Van Bruinessen, Martin, Ağa, Şeyh ve Devlet, (İstanbul, 2003)
Back to top Go down
 
Tarihte Kürt Devletleri
View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1
 Similar topics
-
» DÜNYAYA YENİDEN GELSEYDİNİZ KİM OLMAK İSTERDİNİZ
» Tarihte Kürd Direnişleri

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Bixêr û bi Ehla! * Welcome! * Hos Geldiniz! :: Mêjû a Kurdistan | Kürdistan Tarihi-
Jump to: