HomeHome  FAQFAQ  SearchSearch  RegisterRegister  Log in  
Kürd Ulusu'nun Çıkarları; Her Türlü Parti, Kurum, Kuruluş, Örgüt ve Kişilerin Çıkarlarının Üstünde ve Ötesindedir. Her Şey Kürdistan İçin!

Share | 
 

 Dilimiz Kürtçe

View previous topic View next topic Go down 
AuthorMessage
Admin

avatar

Mesaj Sayısı : 128
Kayıt tarihi : 2010-01-12

PostSubject: Dilimiz Kürtçe   13.01.10 22:05

Dilimiz Kürtçe

Kürtçe, bugün Türkiye, İran, Irak, Suriye, Sovyetler Birliği, Lübnan gibi değişik devletlerin sınırları içinde yaşamakta olan Kürtlerce konuşulur. Avrupa ve Amerika'da bulunan Kürt işçileri ve politik mültecilerinin miktarı da yüzbinlerle ifade edilmektedir ki bunlar da anadillerini konuşmaktadırlar. Toplam Kürt nüfusunun ne kadar olduğu, Kürtlerin büyük bir bölümünün yaşadığı Türkiye gibi devletlerin gerçekleri gizleme gayretleri yüzünden ne yazık ki kesin rakamlarla tesbit edilebilmiş değildir. Ancak birçok kurumun ve bilim adamının belirttiğine göre yeryüzünde yaşıyan Kürtlerin miktarı 20 milyondan az değildir.

Elbette Kürtçenin asıl konuşulduğu yer Kürtlerin kendi ülkesidir. Bu ülke de bugün Türkiye'de ağza alınması yasak olan Kürdistan'dır. Değişik tarihlerde Kürtlerin yaşadığı bu ülke başka adlarla da adlandırılmıştır. Örneğin ünlü Türk yazarı Kaşgarlı Mahmut'un 1074'te yaptığı haritada Kürtlerin ülkesi Arapça olarak "Erdu'l-Ekrad" diye kaydedilmiştir ki bu "Kürtlerin Memleketi" anlamına gelir. Fakat en azından Selçuklular ve Osmanlılar döneminde Kürtlerin ülkesi için Kürdistan adının kullanıldığını biliyoruz.

Kürtçe, Kürdistan'ın dışında da özellikle yukarıda adı geçen devlet sınırları içindeki değişik bölgelerde konuşulmaktadır. Örneğin İran'da Horasan ve Tahran'da; Sovyetler Birliği'nde Ermenistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Türkmenistan'da; Türkiye'de Ankara, Konya, İstanbul, Adana ve İzmir'de; Irak'ta Bağdat'ta; Suriye'de şam'da azıms*****yacak miktarda Kürtçe konuşan nufus vardır.

Bugün bu kadar geniş bir alanda konuşulan ve Hint-Avrupa dilleri ailesinin İran-Aryen dalının kuzeybatı grubuna mensup olan Kürtçenin kökeni, bazı araştırmacılara göre Zerduştun kutsal kitabı olan Avesta'da kullanılan dile ve Medce'ye kadar uzanır.

Bugünkü Kürtçenin kendi içinde değişik lehçeleri vardır.

LEHÇELERİMİZ

Kürtçenin başlıca lehçeleri şunlardır:

1) Kuzey Kürtçesi veya Kurmanci lehçesi: Türkiye sınırları içindeki Kürtlerin büyük bir bölümü ile Suriye, Lübnan ve Sovyetler Birliğindeki Kürtlerin tümü, Irak ve İran Kürtlerinin ise bir bölümü tarafından bu lehçe konuşulur. Kurmanci lehçesi yeryüzundeki Kürtlerin çoğunluğunca konuşulan bir lehçedir.

2) Merkezi Kürdistan'da konuşulan Kırmanci lehçesi: Bu lehçeye zaman zaman Güney Kürtçesi (Kırmancî Xwarû) veya yanlış olarak "Sorani" de denir (biz bu yazımızda ifade kolaylığı açısından bu lehçeye Güney Kürtçesi diyeceğiz).

Bu lehçe Irak ve İran'daki Kürtlerin çoğunluğunca konuşulur.

3) Kırdki, Zazaki veya Dımıli (Dımılki) adlarıyla bilinen lehçe: Bu lehçe Türkiye sınırları içinde kalan Kürtlerin bir bölümünce konuşulur. En çok konuşulduğu yer, Dersim, Çewlig, Xarpêt, Dıyarbekır, Ezırgan illeri ile Sêwreg, Gumgum (Kela), Motki gibi ilçelerdir. Bu lehçenin en çok konuşulan iki şivesi, Dersim şivesi ile bizim Çewlîg-Dîyarbekır-Sêwreg şivesi diye adlandırdığımız şivesidir.

4) Gorani lehçesi: Hewrami lehçesi olarak da adlandırılan bu lehçe Kırdki (Zazaki, Dımılki) lehçesine yakın bir lehçe olup Irak ve İran Kürdistanı'nda az sayıda Kürt tarafından konuşulur.

5) Güney Kürdistan'da konuşulan diğer Kürt lehçeleri grubu: Bu grubun Kermanşahi, Lekki, Lürri, Sencabi, Kelhuri gibi değişik adlarla anılan kolları vardır ki bunlar İran ve Irak sınırları içinde bulunan Kürtlerin bir bölümünce konuşulur (1).

ALFABE

Tarih boyunca Kürtçe değişik alfabelerle yazılmıştır. Örneğin Yezidilerin Kutsal kitaplarından Kıtêbê Cılwe'nin Arap alfabesi gibi sağdan sola yazılan farklı ve özgün bir alfabeyle yazılmış bir nüshası 1911'de Viyana'da yayınlanmıştır. Yine bazı komşu halkların, örneğin Süryani (Asuri) ve Ermenilerin de geçmişte kendi alfabeleriyle yani Ermeni ve Süryani alfabeleriyle yazdıkları Kürtçe birçok kitap mevcuttur. İslamiyetin Kürtlere zorla benimsetilmesinden sonra ise diğer birçok Müslüman topluluk gibi Kürtler de Arap alfabesini kullanmaya başladılar.

Bu durum yaklaşık olarak l930'lara dek devam etti.

Sovyetler Birliği sınırları içindeki Kürtler, önce bir dönem Latin harflerini temel alan bir alfabe, daha sonra ise bugün Sovyetler Birliğinde kullanılan Kiril harflerini temel alan bir alfabe kullanmaya başladılar. Sovyetler Birliği'ndeki Kürtler bugün de Kiril harflerine dayanan bu alfabeyi kullanmaktadırlar.

Irak ve İran Kürtleri ise günümüzde Arap harflerini temel alan ve Kürtçeye uyarlanmış olan bir alfabe kullanmaktadırlar.

T.C. DÖNEMİNDE KÜRTLERİN ÜMMİLEŞTİRİLMESİ VE ALFABE SORUNU

Osmanlılar döneminde Türkler gibi Kürtler de Arap alfabesini kullanıyorlardı. Fakat T. C.'nin kuruluşundan birkaç yıl sonra resmi olarak Latin harfleri benimsenince, zaten az olan okuma yazma oranı bir anda sıfıra düştü. Devletin uyguladığı eğitim politikasıyla zamanla Türkiye genelinde Türkçe okuma yazma oranı arttıysa da Latin harflerinin benimsenmesiyle Türkiye'de Kürtler ve dilleri yasaklanan azınlıklar açısından çok ilginç bir durum ortaya çıktı. Kürtçe'nin okunup yazılması despotça bir tutumla ve gayri insani yasalarla yasaklandığı için yukarıda belrittiğimiz gibi bir anda sıfıra düşen Kürtçe okuma yazma oranında daha sonraki yıllarda da değişme olmadı. Bunun tek istisnası Kürdistandaki medreselerde Kürt diliyle geleneksel dinsel eğitim gören "feqî"ve "melle"ler idi. Bunlar, Arap alfabesini bildikleri için bu alfabeyle yazılmış olan eski Kürtçe kitapları okuma olanağını korudular. Bunların dışında T. C. döneminin Kürt kuşakları yüzlerce yıllık bir birikimin ifadesi olan yazılı Kürt ürünlerini okuma olanaklarını yitirdiler. Geçmiş kuşaklarla yeni kuşaklar arasındaki kültürel köprüler bu anlamda yıkıldı. Çünkü artık Kürtçe okumak ve yazmak yasaktı. Yasakları göze alsalar bile yeni kuşaklar Arap alfabesini bilmedikleri için eskiden yazılmış olan bir Mem û Zîn'i, bir Melayê Cizîrî'yi, bir Hezanlı Ehmedê Xasî'yi artık okuyamıyorlardı. Hatta Kürtçe konuşmak bile bir ara yasaklanarak konuşanlar para cezası vermeye mecbur edildi. İşte devlet o günden bugüne Türkiye'deki Kürtleri ümmi bir durumda tutmaya çalışıyor, bunun için ne gerekiyorsa yapıyor. Osmanlı sultanlarının bile düşünmediği bu barbarca uygulama sayesinde genel olarak Türkiye'de Kürtler bugün ümmidir. Kürt kökenli aydınlar, yazarlar, profesörler bile artık bugün anadillerinde bir mektup yazamıyacak durumdadırlar. Verin ellerine Kürtçe bir kitap, okuyamıyacaklardır. Kürt olan bir Yaşar Kemal, bir Ahmet Arif, bir Selahattin Hilav bile muhtemelen böyledir bugün. Yani Türkiyedeki Kürt kökenli aydınlar, anne ve babalarının dili olan Kürtçeyle yazılmış bir hikaye kitabını bile okuyamayacak, anadillerinde bir mektup bile yazamıyacak kadar nevi şahsına münhasır aydınlardır. T. C. yöneticileri bu çağdışı ve iğrenç zorbalığa karşı çıkan insanlarımızı hapislere tıkıp işkenceden geçirerek bu politikalarını bugüne dek sürdürdüler. Bir alfabe yazdı diye insanlar hapislere tıkıldı, Kürtçe bir mektup yazdı diye öğrenciler okullardan atıldı, Kürtçe bir dergi ya da gazete çıkarmak istediği için aydınlara onlarca yıllık hapis cezaları reva görüldü. Ama bütün bunlara rağmen direnen ve bir çaba içinde olan insanlarımızın sonu gelmedi.

T.C. kurulduğu yıllarda yurt dışına çıkmak zorunda bırakılan bazı Kürt aydınları Suriye ve Lübnan'a gitmiş, orada özellikle Kürt dili ve kültürü üzerine yoğun çalışmalara başlamışlardı. Aralarında Celadet ve Kamuran Bedirxan kardeşlerin de bulunduğu bu aydınlar, Latin harflerini temel alan Kürt alfabesiyle 1932'de şam'da Hawar dergisini çıkarmaya başladılar. Bunu 1942'de çıkan Ronahi (Aydınlık) dergisi ile 1943'te çıkan Roja Nû (Yeni Gün) gazetesi, onun eki biçiminde çıkan Stêr (Yıldız) gazetesi ve birçok Kürtçe kitabın yayınlanması izledi. Hawar dergisinin Latin harflerini temel alan bir alfabeyle çıkışı, özellikle Kurmanci lehçesi açısından bir dönüm noktası sayılır. Çünkü Hawar'ın çıkışından itibaren Suriye Kürtleri de bu alfabeyi kullanmaya başladılar. Nihayet aynı alfabe geç de olsa Kuzey Kürdistanda da tanınıp benimsenmeye başladı. Suriye ve Kuzey Kürdıstan'da yaşayan Kürtler bugün Hawar'da kullanıldığını belirttiğimiz Latin harflerini temel alan alfabeyi kullanmaktadırlar.

Osmanlıların son döneminde örneğin 1908'den 1920'de kadarki 12 yıllık süre içinde sadece İstanbul'da on kadar Kürtçe dergi ve gazete ile bir o kadar da kitap yayınlandığı halde yukarıda sözünü ettiğimiz baskı politikası nedeniyle Cumhuriyet döneminin ilk kırk yılı boyunca yani 1960'a dek bir iki kıpırdanma sayılmazsa denilebilir ki Kürtçe yayınlar çıkamaz oldu. Fakat yukarıda da değindiğimiz gibi özellikle 1960'tan sonra bazı insanlarımız bu barbarlığa karşı herşeyi göze alarak Kürtçe bazı dergi, gazete ve kitaplar yayınlamak suretiyle bu sessizliği bozdular. Dicle-Fırat gazetesi (1962), Deng (Ses) dergisi (1963), Roja Newe (Yeni Gün) gazetesi (1963) ve Yeni Akış dergisi (1966) ile Kemal Badıllı'nın Kürtçe Grameri (1965), Musa Anter'in Kürtçe-Türkçe Sözlük'ü (1967) ve M. Enin Bozarslan'ın Kürtçe Alfabe'si (1968) gibi kitaplar bu dönemde çıkan yayınlara örnek verilebilir. 1975-1980 döneminde ise hem Kürtçe dergi ve gazetelerde hem de Kürtçe kitapların yayınlanmasında gözle görülür bir artış oldu. Bu gelişme, 1980 askeri darbesiyle yeniden bir durgunluk dönemine girdi. Bugün ise bu durgunluğun aşılması doğrultusunda sevindirici ve ümit verici bir çaba sarfedildiği görülmektedir.

Türkiye'de Latin harflerinin kabulünün ardından Kürtler ve özellikle Müslüman azınlıkların anadillerinde ümmileştirilmeleri politikası ve devlet zoruna dayanan bu politikanın yaptığı tahribatlar, kültür tarihi açışından uzun uzadıya araştırılıp teşhir edilmelidir. Bu konuda ne yazık ki buğüne dek ciddi bir çalışma yapılmamıştır. Böylesi çalışmalar, Kürt olsun Türk olsun demokrat ve ilerici aydınların önünde duran görevler arasındadır.

YAZILI KÜRTÇE

Dil konusundaki çalışmalarıyla tanınan ünlü yazar şemsettin Sami (1850-1904) Kamusü'l A'lam'da -buğünün Türkçesiyle aktardığımız- şu cümleleri yazalı neredeyse yüz yıl oluyor:

"Her ne kadar Kürt alimleri ötedenberi Arapça ve Farsça ile meşgul olup kendi dillerine önem vermediklerinden Kürtçenin edebiyatının bulunduğu iddia olunamazsa da, eskidenberi bu dilde de birçok şiir söylenmiştir ve bu dilin de Farsça gibi Arap harfleri ile yazılması kolay olduğundan bazı divanlar ile başka edebi kitapları vardır. Avrupalılar Kürtçenin dilbilgisini bile olanaklar ölçüsünde kaydetmiş ve kendi dillerinde dilbilgisi ve sözlükler yayınlamışlarsa da bizim İslam dillerinde henüz bu dilin dilbilgisi ve edebiyatına ait hiçbirşey yazılmamıştır."

"Kürtler genellikle cesur, cengaver ve becerikli adamlar oldukları gibi ilim ve terbiye konusunda da yeteneklidirler."

Şemsettin Sami'nin o zaman işaret ettiği iki nokta bugün de aktüalitesini yitirmiş değildir. Bunlardan birincisi Kürt aydınlarının büyük bir bölümünün kendi anadillerine karşı takındıkları umursamaz tutum, ikincisi de söz söyleme yetkisini ellerinde taşıyanların Kürtçe konusundaki aymazlıklarıdır. Ama Şemsettin Sami de "Kürtçenin edebiyatının bulunduğu iddia olunamaz" derken yanılmıştı çünkü tüm olumsuzluklara rağmen Kürtçe'de küçümsenemiyecek bir edebiyat vardı. Aşağıda Kürtçenin değişik lehçelerinde yayınlanan edebi ürünlerden sadece birkaçını hatırlatmakla yetineceğiz.

Çeşitli kaynaklar yukarıda sözünü ettiğimiz lehçelerden sonuncu grubun yazılı edebiyatının bulunmadığını belirtirler. Buna karşılık 11. yüzyılda yaşayan ve bazı tarihi kaynaklara göre Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey ile görüşürken ona "Ey Türk..." diye hitabeden Baba Tahirê Uryan'ın şiirlerinin Lürri Kürtçesiyle yazıldığını belirten kaynaklar da vardır. Örneğin Dr. Zebihullah Safa'nın İran Edbiyatı Tarihinde, Baba Tahir'in Lürce bir beytinin İstanbul kütüphanelerinden birinde bulunduğu belirtilir. Sedîq Sefîzade Borekayî'nin 1982'de Tahran'da yayınlanan Bozorganê Yersan adlı kitabında ise Baba Tahir'in Gorani lehçesiyle yazılmış şiirlerinden örnekler yer alır.

Gorani lehçesi

Baba Tahir'i saymazsak bile yazılı Kürt edebiyatının tarihi hayli eskilere uzanır. Kürtçenin bilinen en eski edebi ürünleri Gorani lehçesiyle olup kimi kaynaklara göre bu lehçede dokuzuncu yüzyıldan itibaren yazılan ürünler mevcuttur (2). Gerçekten de bu lehçeyle yazılmış zengin edebi mirasa sahibiz. Ehl-i Hak mezhebinin dinsel metinlerinin dili de Gorani lehçesi olduğundan bu lehçeyle yazılmış olan dinsel birçok yazılı ürün de vardır. Son yıllarda bu lehçenin birçok değerli ürünü yayınlanmış bulunuyor. Bir fikir vermek için bunlardan birkaç tanesini hatırlatmakla yetineceğiz.

1700-1759 yılları arasında yaşamış olan şair Xanay Qûbadî'nin şîrîn û Xusrew (şirin ile Hüsrev)'i 1975'te 874 sayfalık dev bir eser biçiminde Bağdat'ta basıldı.

19. yüzyıl şairlerinden Feqe Qadirî Hemewend'in 789 sayfalık divanı 1980'de yine Bağdat'ta yayınlandı

Haci Nuri Eli İlahi adıyla da bilinen Nuri 'Eli şah (doğum tarihi: 1895), Kur'an'ı mesnevi tarzında Gorani lehçesine çevirdi (3).

Osmanlı Padişah'ı Abdülmecit'in iradesiyle Kürtçe, Arapça ve Farsça şiirlerini içeren bir divanı 1844'te İstanbul'da basılan Nakşibendi tarikatı'nın Halidi kolunun kurucusu Mewlana Xalid (1777-1826)'in Gorani lehçesiyle yazılmış şiirleri bulunduğu gibi, Selçuklu sultanı II. Kılıçarslan'ın oğullarına ders de veren, işrakiye ekolünün temsilcisi ünlü filozof şehabeddini Suhreverdi (1155-1191)'nin bu lehçeyle yazılmış şiirlerinin bulunduğunu belirten kaynaklar da vardır (4).

Kurmanci lehçesi

Kürtçe'nin eski ve güçlü edebi ürünlere sahip diğer bir lehçesi de Kurmanci lehçesidir. Kurmanci lehçesinin 15. yüzyıldan itibaren yazılmış olan güçlü bazı edebi eserleri bize kadar ulaşmıştır. Bu lehçeyle yazan usta Kürt şairleri arasında ilk akla gelenler Elîyê Herîrî (1425-1495), Feqîyê Teyran (1590-1660), Melayê Cizîrî (1570-1640) ve Ehmedê Xanî (1650-1707)'dir. Bunların kimi eserleri bugüne dek defalarca basılmıştır. Örneğin Melayê Ciziri'nin şiir divanı 1904'te Berlin'de, 1958-1959'da Qamîşlî'de, 1964'de Hewlêr (Erbîl)'de, 1977'de Bağdat'ta, 1982'de Tahran'da, 1987'de Stokholm'de basıldı. Ehmedê Xanî'nin Mem û Zîn adlı ünlü eseri ve çevirileri ise 1947'de Halep'te, 1935'te Süleymaniye'de, 1954'te ve 1968'de Hewlêr (Erbîl)'de, 1960'ta Bağdat'ta, 1962'de Moskova'da, 1969'da Munih'te, 1957 ve 1977'de Şam'da, 1968, 1969 ve1975'te İstanbul'da, 1977'de Baku'da yayınlandı. Türkçe'ye ilk kez 1730'da çevrilen Mem û Zîn, daha sonra M. Emin Bozarslan tarafından yeniden çevrildi.

Günümüze kadar ulaşan yüzlerce Kürtçe kitabın yanısıra, bazı kaynakların sözünü ettikleri kimi Kürtçe eserler ise ne yazık ki günümüze ulaşamamış veyahut henüz günyüzüne çıkmamıştır. Bunlara bazı kaynaklarda Kürtçe şiir yazdığı belirtilen Abdussamed Babek (ölüm tarihi:1019 veya 1020) ile Diyarbekirli bayan şair Sırrı Hanım (1814-1877) örnek verilebilir (5). Kimi yazarlar Osmanlı edebiyatının ünlü isimlerinden Nef'i (1572-1655) ve Nabi (1642-1712)'nin de Kürtçe şiirlerinin bulunduğunu belirtirler (6). Son yıllarda Irak, İran, Sovyetler Birliği ve bazı Avrupa ülkelerindeki kütüphanelerde yapılan araştırmalar sayesinde buralarda yüzlerce elyazması Kürtçe kitap bulunmuştur. Bu güne dek Türkiye'deki kütüphanelerde bulunabilecek Kürtçe elyazmalarını tesbit edici çalışmalar yapılmadığını da bu vesileyle hatırlatalım. Böylesi araştırmaların henüz günyüzüne çıkmamış bazı Kürtçe eserleri ortaya çıkarma olasılığı vardır. Bizce bu olasılık gözönüne alınarak bu tür araştırmalar mutlaka yapılmalıdır.

Güney Kürtçesi

Prof. Qenatê Kurdo'nun belirttiğine göre 1911'de Viyana'da yayınlanan Yezidilerin kutsal kitabı Kitêbê Cilwe, Kürtçenin Güney lehçesiyledir. Ona göre bu kitap 11-12. yüzyıllarda, O. L. Vilçevski'ye göre ise 17. yüzyılda yazılmıştır.

Fakat bu lehçedeki ilk önemli edebi ürünler 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren verilmeye beşlandı. Bir bölümü zaman zaman İstanbul'da da yaşayan ve Kürtçe'nin yanısıra Arapça, Farsça ve Türkçe gibi değişik dillerde de şiirleri bulunan bu dönemin Güney Kürdistanlı şairleri arasında Nalî (1797-1856) ve Hacî Qadirî Koyî (1816-1894) ile Lügat-ı Naci gibi Türkçe sözlüklerde Türkçe beyitlerine rastlanan ve Namık Kemalle hicviyyeli atışmalarıyla da tanınan ünlü şair Şêx Rizay Talebanî (1837-1910) anılabilir (Herekol Azîzan, bunlardan Nalî'nin mezarının İstanbuldaki Eyüp/Eba Eyyubi Ensari mezarlığında, Hacî Qadirê Koyî'nin mezarının ise İstanbuldaki Karacaahmet mezarlığında bulunduğunu yazar). Elaeddîn Seccadî'nin yazdığına göre, adı geçen şairlerden Hacı Qadırî Koyî'nin Kürtçe şiir divanının elyazma bir nüshası Muhammed (Mehmet) Mihri Hilav'ın yanında kalmıştır. Bilindiği gibi kendisi de bir Kürt yazarı olan Muhammed Mihri, 1919'da İstanbul'da çıkan Kürdistan dergisinin sorumlusuydu (Muhammad Mihri ünlü yazar ve çevirmen Selahattin Hilav'ın babasıdır).

Yirminci yüzyılın başlarında bir süre İstanbul'da yaşayan Güney Kürdistanlı şair ve yazarlardan bazılarının daha sonra Kürt edebiyatının ünlü adları arasında yer aldığını görüyoruz. Örneğin İstanbul'da hukuk öğrenimini yapan ve 1909'da Çolemerg kaymak************************ 1918'de Amasya sancağının mutasarrıfı (7) olan ünlü Kürt şair ve yazarı Pîremêrd (Hecî Tewfîq), 1925'te Nejad ve Vedat adındaki iki oğlunu temelli Türkiye'de bırakıp Güney Kürdistan'a döndükten sonra Süleymaniye'de önce Jiyan daha sonra da Jîn gazetesini çıkarmaya başladı (bu Kürtçe gazetelerden Jiyan 553 sayı, Jîn ise 1700 küsur sayı çıktı).

Bir dönem İstanbul'da Divan-ı Harp başkanlığı yapan ve Türk kaynaklarında Nemrut Mustafa diye geçen Tuğgeneral Mustafa Paşay Yamulkî (1865-1936), memleketi olan Güney Kurdistan'a döndükten sonra Şêx Mehmûdê Berzencî döneminde orada eğitim işleri sorumluluğunu üstlendi, 1922-1926'da çıkan Bangî Kurdîstan gazetesinin sorumlu müdürlüğünü yaptı. Mustafa Paşay Yamulkî'nin Kürtçe şiirleri de 1956'da Bağdat'ta yayınlandı.

Elbette burada sözünü ettiklerimiz, Güney Kürtçesiyle yazan çok sayıdaki şair, yazar ve gazetecilerin sadece birkaçıdır.

Bu lehçede kısa süre içinde çok sayıda edebi ürün verilmiştir.

Kırdki (Zaza, Dımıli) lehçesi

Kürtçe'nin Kırdki, Zazaki veya Dımıli denilen lehçesinde eskiden yazılmış ürünler pek azdır. Bildiğimiz kadarıyla bu lehçeden günümüze ulaşan en eski edebi eser, Lice'nin Hezan bucağından Ehmedê Xasî (döğım tarihi: 1863) tarafından 1898'de yazılan Mewlîd'dir. Bu kitap 1899'da Arap alfabesiyle Diyarbekir'de, 1984'te de Latin harflerini temel alan Kürt alfabesiyle Paris'te (Hêvî dergisinin dördüncü sayısında) yayınlandı. Aynı lehçeyle yazılan bir diğer eser de Siverek'in eski müftülerinden 'Usman Efendîyo Babıj (ölüm tarihi: 1932) tarafından 1903'te yazılan Biyîşê Pêxemberî (Mewlûda Nebî) adındaki kitaptır. 1908'de Pötürge kaymakamı Faiz Begê Bedirxanî tarafından yayınlanmak üzere İstanbula götürülen bu kitap o tarihte yayınlanamadıysa da 1933'te şam'da Arap alfabesiyle yayınlandı. Aynı kitap Latin harfli Kürt alfabesiyle yukarıda adı geçen Hêvi dergisinde yeniden yayınlandı.

Bu lehçeyle son yıllarda özellikle Avrupa'da eskiye oranla giderek daha çok yazılmaktadır.

GÜNÜMÜZDE YAZILI KÜRTÇENİN DURUMU

Özellikle Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmasından sonra Irak'ta okullarda da Kürtçenin okunabilmesi ve bu durumun ağır aksak da olsa günümüze dek sürmesi nedeniyle bugün Irak'ta Güney Kürtçesiyle değişik konularda yazılmış olan pek çok kitap, dergi ve gazete mevcuttur.

Kürtlerin yaşadığı devletlerden Sovyetler Birliği'nde de aynı şekilde ders kitapları dahil hayli Kürtçe kitap yayınlanmıştır.

İran'da da devletin resmi ideolojisine ters düşmemesi koşuluyla Kürtçe kitap, gazete veya dergi yayınlanabilmektedir. Urmiye'de Sirwe adında aylık bir kültür ve edebiyat dergisi çıkmaktadır. Yine Urmiye'de kurulan Selahaddini Eyyubi Yayın Merkezi tarafından Kürt dili, tarihi, edebiyatı ve dinsel konular ile ilgili kitaplar yayınlanmaktadir. Selahaddini Eyyubi Yayın Merkezi tarafından Kürtçe okuma yazmayı öğretmekte kullanılan alfabe niteliğindeki birkaç kitap da yayınlanmıştır. Bunların dışında tümüyle İran İslam Cumhuriyeti'nin resmi ideolojisinin propagandasını yapan Amanc adında Kürtçe bir dergi ile sadece dinsel içerikli Kürtçe kitap yayınlayan kurumlardan sözedilebilir.

Suriye'de Kürtçe resmi olarak yasaktır, dolayısiyle Kürtçe eğitim olanağı yoktur. Kürdistan'ın bu parçasında illegal çalışmak zorunda kalan Kürt örgüt ve gruplarınca çıkarılan politik içerikli birkaç derginin yanısıra sadece dil ve edebiyat konularına ayrılmış birkaç dergi de çıkmaktadır. Suriye yönetimi, Suriye sınırları içinde bulunan Kürtlere en ufak insani hakları, örneğin Kürtçe yayın yapma hakkını bile çok görmektedir.

Avrupa'da Kürtçe


Avupa'da İsveç gibi Kürt çocuklarının okullarda anadillerinde eğitim hakkını kullanabildikleri yerlerde, giderek okuma ve ders kitapları da dahil birçok Kürtçe kitap yayınlanmaktadır. Bütün Avrupa ülkelerinde Kürtçe eğitim için böylesi hak ve olanaklar bulunmazsa da buğün değişik Avrupa ülkelerinde bulunan Kürtler birçok kitap ve periyodik yayın çıkarmakta, bazı yerel radyo istasyonları aracılığıyla Kürtçe yayın yapmaktadırlar. Amerika ve Avustralya'da bulunan Kürtler için de aynı şeyler söylenebilir.

Bu yazımızda Avrupa'da yayınlanan Kürtçe yayınlar üzerinde uzun uzadıya durmayacağız. şu kadarını belirtelim ki özellikle Türkiye'deki malum yasaklamalar nadeniyle Kürtçe okuma yazma olanağı bulamayan Kürtler, bugün bu konudaki susamışlıklarını gidermek için yurtdışında vargüçleriyle çalışmaktadırlar. Özellikle Kürt aydınlarının bu konudaki çabaları artık meyvelerini vermektedir, giderek daha çok verecektir.

Bugün Avrupa'da politik örgütlerinin yanısıra onlarca dernekte örgütlenen Kürt işçi ve politik göçmenlerinin kurduğu onlarca yayınevi mevcuttur. Bu örgütlerin çıkardığı Kürçe gazete ve dergiler ile bu yayınevlerinin yayınladığı Kürtçe kitapların sayısı hergün artıyor. Yani Türkiye'deki Kürtçe okuyup yazma yasağından haberdar olan bazı Avrupalı araştırmacıların "Kürtçe bugün Avrupa'da rönesansını yaşıyor" demeleri boşuna değildir.

Amed

http://www.rojamedya.org/dirok/30099-dilimiz-kurtce.html
Back to top Go down
http://serxwebun.forumieren.com
 
Dilimiz Kürtçe
View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Bixêr û bi Ehla! * Welcome! * Hos Geldiniz! :: Zımane Kurdi | Kürd Dili-
Jump to: