HomeHome  FAQFAQ  SearchSearch  RegisterRegister  Log in  
Kürd Ulusu'nun Çıkarları; Her Türlü Parti, Kurum, Kuruluş, Örgüt ve Kişilerin Çıkarlarının Üstünde ve Ötesindedir. Her Şey Kürdistan İçin!

Share | 
 

 Modern Sanatın Temel Felsefesi, Antikitenin Gizeminde Saklıdır!

Go down 
AuthorMessage
Jandil

avatar

Mesaj Sayısı : 80
Kayıt tarihi : 2010-01-13

PostSubject: Modern Sanatın Temel Felsefesi, Antikitenin Gizeminde Saklıdır!   13.01.10 22:40

Modern Sanatın Temel Felsefesi, Antikitenin Gizeminde Saklıdır!

Sanatçıyı, sanatsal üretime götüren birçok etmen vardır. Bunlar, toplumsal yapılanmadan coğrafi konuma ve hatta iklime kadar sıralanabilir. Ancak baş etmen sanatçının içinde bulunduğu toplumun tarihsel ve kültürel yapısıdır diyebiliriz. Kimi zaman evrensel çizgiye ulaşan sanatçıların da etkilendigi baş etmen budur. Son yüzyılın dünya ve özellikle Batı sanatında bunun birçok örneklerine rastlanır. Genel anlamıyla modern sanat akımları olarak adlandırılan son yüzyılın sanatsal çıkışları, kendi bakış açılarıyla nesnel dünyayı yorumlamayı denemişlerdir. Ben bu çıkışlardan, özellikle gerçeküstücülük (sürrealizm) ve kübizmin belli bir etki alanı oluşturduklarına inanıyorum. Her iki akımın da yüzü antikiteye dönüktür ve arayışları bu yöndedir.

Gerçeküstücülük, nesneyi metafizik bir yorumla ortaya koyarken, kübizm onu bilimsel bir yaklaşımla analitik ve sentetik düzeyde ele alır. Ancak her ikisinde de gerçek olanın arayışı sözkonusu olup, özünde birbirini tamamlayan arayışlardır diyebiliriz. Bunu açıklamak gerekirse; genel anlamda sürrealistler, yaşadığımız nesnel dünyada hiç rastlamadığımız ya da mümkün olmayan bir takım kurgularla resim yaparlar. Çekmece bacaklı zürafa, erimiş saat imgelemi, gökyüzüne açılmış pencere, aynaya doğru bakarken, ensesini gören adam gibi imgelemler, bu tür resimler için verilecek örneklerden bazılarıdır. Burada ruhsallık ön plana koyulmaktadır.

Kübistler ise; yine bildik tanıdık bir nesneyi tuval yüzeyine aktarırlarken zihinselliği ön plana koyar ve şöyle derler: Nesneye zihinsel yaklaşıldığında, onu bedenimizin gözleriyle gördüğümüzden farklı görür ve bundan dolayı nesnenin zihinde varolan bütün yönleri tuval düzlemine aktarılmış olur. Bunun anlamı eşzamanlı görünümdür. Şimdi bu her iki anlayışın temelinde yatan antik dönem etkileri üzerinde duralım: Kübizmde varolan temel felsefe, nesneye çok yönlü bakış üzerinde kurulmuştur. Kübistler böyle yaklaşmayı bilinçli bir tercih ve felsefe olarak benimsemişlerdir. Antik uygarlıkların, resim ve rölyeflerinde, kübistlerin felsefesini besleyen yaklaşımlar mevcuttur, ancak onların, böyle bir tercihi bilinçli yaptıklarını sanmıyorum. Şimdi Mısır rölyeflerindeki insan figürlerini anımsayalım: Başlar cepheden, ayakların yandan yapılması, onların perspektif yöntemini bilmemelerinden kaynaklanır. Ama ilginçtir ki, binlerce yıl önceden kalma arkaik şeyler, insanlığın son yüzyıllık sanat yaşamında, modern çıkışlara kaynak olmaktadır. Buradaki gizemin felsefesi açığa çıkıyor ve geçmişin gizemli yapıtları bugünkü sanatın temeli olabiliyor. Burada vurgulamak istediğim şudur ki; son yüzyılın en büyük sanat akımları, felsefelerini yine antikite üzerine kurmuşlardır. Bu akımların en önemlilerinden olan Sürrealistler de yine antik imgeler kullanarak resimleri daha etkileyici kılan, mistik atmosferler oluşturmuşlardır. Örnegin: antik kent veya mekanların içine bir heykel ve insan figürü koyup, onların güneş altında yansıyan gölgelerle birlikte, resmedildiğini düşünün. Bu, insanı tarifsiz bir fizikötesi duygulanıma götürür. Bunun anlamı insanın kendini geçmişin içinde aramasıdır.

Kendi resimlerimde buna bir yakınlığın olduğunu söyleyebilirim. Antik tarihe karşı bir özlemim çocukluğumdan beri vardır. Bu duygulanımlarımı resim yoluyla açığa çıkarmaya çalışıyorum. Daha önceki çalışmalarımı Antik Yunan uygarlığının etkisinde kalarak yapmıştım. Yeni çalışmalarım ise Mezopotamya’ya ait mitolojik veya diğer şeyleri içeren rölyeflerden bir çıkış niteliğindedir. Böyle bir çalışmaya yönelmemin nedenleri üzerinde biraz durmak istiyorum: Yazımın başında da söyledigim gibi, modern sanat akımlarının felsefi duruşu, antikitenin sağladığı kaynak üzerinde gelişmiştir. Resimlerimde buna benzer bir çıkış yaptığıma inanıyorum. Genel sanat anlayışımda akademik düzeyde anatomi kurallarına hep bağlı kaldım ve modern sanat adına yapılan deformasyonları genellikle samimi bulmadım. Çünkü, resim alanında alışılagelen figür deformasyonları, sayılmayacak düzeyde ressamın türemesine ve bu yönlü kiç resimler üretmesine neden olmaktadır. Bu da, sanatın gittikçe içini boşaltan ve sadece ticari meta üretkenliğine yönlendiren bir olgu haline gelmiştir. Yıllardır bu tuzağa düşmemek için direnen sanatçılardan biri olduğumu söyleyebilirim. Bu durumda yapacağım çıkış nasıl olmalıydı? Bunun cevabını, yaşadığımız toprakların binlerce yıl öncesine dayanan uygarlık kalıntılarında veya onların arasında düşleyerek aradım. Ve düşündüm ki; eğer günümüz sanatında mutlaka deformasyon gerekiyorsa, işte size Mezopotamya’nın antik rölyefleri; onların bozulmamış hali, bugünün bozulmuş anatomisidir. Belki büyük bir iddiadır, ama buna rağmen bu düşüncemde ısrarlı olduğumu belirtebilirim. Çünkü, bitmişligin sıfır noktasından sonrası yeni bir başlangıçtır. Bu bitmişlikten kısır döngüyü kastediyorum ve bu da sanat tarihinde sıkça rastlanan bir olgudur. Son yüzyılda ışık hızıyla ileriye atılan bir çok sanatçı, bakıyorsunuz eskiye dönmüş ve yeni bir başlangıç yapmıştır. Sanatın son altı yüzyıllık macerası içinde, nesneyi estetik objeye dönüştürme pahasına çılgınca bir gidişat vardır. Bunun en bariz örnekleri Ekspresyonistler ve Kübistler’de ortaya çıkmıştır.

Resimlerimi oluştururken bazı zorlamalara gerek duymadan, çağa uygun şeyler yarattığıma inanıyorum. Bu çıkışımı, Mezopotamya ve Anadolu topraklarında iz bırakan büyük uygarlıkların görsel ögelerinden yapmaya çalışıyorum. Bilindiği gibi bugün, yeryüzünde halkların ve kültürlerin en çok yok edilmek istendiği ve kiminin de sadece kalıntılarının kaldığı tek yer, Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasıdır. Barbarlığıyla, hümanizmiyle, kültür ve uygarlıksal gelişimiyle bu bölgenin tarihi bizim tarihimizdir. Onu bilmek, ona sahip çıkmak ve kendi yaratımlarımızın kaynağı yapmak bizim öncelikli hakkımızdır.

Bu coğrafyaya ait bir sanatçı olarak, mirasımızın korunmasında bir katkım olsun istiyorum. Bundan sonra da, resimlerimde bu temayı gündemde tutmayı sürdüreceğim. Çünkü, benim düşlerimin, heyecanlarımın, acılarımın, sevinçlerimin ve aşklarımın coğrafyası sevgili Mezopotamya ve Anadolu’dur.

Nuri Aslan
Haziran 2000
Back to top Go down
 
Modern Sanatın Temel Felsefesi, Antikitenin Gizeminde Saklıdır!
Back to top 
Page 1 of 1
 Similar topics
-
» Sanat eğitimi ve yaratıcılık
» Jeet Kune Do - Bruce Lee'nin dövüş sanatı
» CALL OF DUTY 6(MODERN WARFARE 2)FULL OYUN İNDİR!!!
» Kant' ın felsefesi
» Basitçe Temel Bir HTML Sayfa Oluşturmak

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Bixêr û bi Ehla! * Welcome! * Hos Geldiniz! :: Huner | Ҫande | Wêje | Sanat | Kültür | Edebiyat-
Jump to: