HomeHome  FAQFAQ  SearchSearch  RegisterRegister  Log in  
Kürd Ulusu'nun Çıkarları; Her Türlü Parti, Kurum, Kuruluş, Örgüt ve Kişilerin Çıkarlarının Üstünde ve Ötesindedir. Her Şey Kürdistan İçin!

Share | 
 

 Kızıl Kürdistan'ın Acısı: 100 Bin Sürgün!

View previous topic View next topic Go down 
AuthorMessage
Jandil

avatar

Mesaj Sayısı : 80
Kayıt tarihi : 2010-01-13

PostSubject: Kızıl Kürdistan'ın Acısı: 100 Bin Sürgün!   13.01.10 23:20

Kızıl Kürdistan'ın Acısı: 100 Bin Sürgün!

Kafkasya'daki Kürtler, Kızıl Kürdistan'da yeniden bayrak dalgalanmasını talep ediyor. Sovyet Kürtlerinin yoğunlaştığı ve büyük özlem duyduğu bir coğrafya Kızıl Kürdistan. Bu dönemin canlı şahitlerinin anlatımları çarpıcı bir tarihi ve özgürlük düşünü ortaya koyuyor. Kızıl Kürdistan'ın yeniden diriltilmesi mücadelesi yıkılışından 32 yıl sonra halen Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de yaşayan Mehmet Babayev tarafından başlatıldı. Babayev ve komitesinin uzun yıllar süren Kızıl Kürdistan'ı yeniden diriltme mücadelesi 80'li yılların sonunda yeni aktörler ortaya çıkarıyor. Bu aktörlerin başında ise Wekil Mustafayev, Seido İbo, Kinyasê Hamid, Çekreze Reş, İşxan Aslan, Şeref Aşire, Azize Cewo, Heciyê Cindi, Karleni Çaçani ile Reya Teze Gazetesi çevresinden birçok aydın, yazar ile Ermenistan'da yaşayan birçok Kürt aydını geliyor.

80'li yılların başında başlayıp 1992'de -ki bu yıl Dağlık Karabağ üzerine Azerilerle Ermeniler arasında süren itilafın savaşa dönüşmesi yılıdır- Wekil Mustafayev öncülüğünde toplanan yaklaşık 100 kişilik bir grubun Laçin'e gidip Kürdistan bayrağını dikme, burayı Kızıl Kürdistan olarak ilan etme gibi bir gelişme yaşanıyor. Laçin'e giden grup içinde Kızıl Kürdistan otonom hükümeti ilan eden 15 bakanlıktan oluşan Bakanlar Kurulu da bulunuyor. Grup üyeleri birçok vaat ve sözle giriştikleri bu girişimlerinin sonuçsuz kalmasından ötürü Kürtlerin bir kez aldatıldıklarını anlamaya başladıklarını, bununla Kürtlerin amansız çatışmalar içerisine çekilmek istendiğini, çatışmanın içine girmemesine rağmen yüz bine varan yoksul Kürdün topraklarından olduğunu belirtiyorlar.

Av tüfekli Savunma Bakanı!

1923'te kurulup 1929'da lağvedilmesine rağmen uzun yıllar diriltilme mücadelesi verilen Kızıl Kürdistan'ın tarihe gömülmesi hazmedilemiyor. İşxan Aslan elindeki av tüfeğiyle Kızıl Kürdistan'ın Savunma Bakanı unvanıyla Kızıl Kürdistan toprakları ve 1923'te başkent ilan edilen Laçin'e ulaştıklarında kenti bomboş ve harabeye çevrilmiş bir durumda gördüklerini, bu manzaradan sonra oyunu fark etmeye başladıklarını belirtiyor. O günleri anlatan İşxan Aslan, 'Biz yersiz, yurtsuz Kürtler daha önce bize verilen toprakları geri almak için bir fırsat kolluyorduk. Yani bir ortamını bulup Kızıl Kürdistan'ı diriltmek istiyorduk. Bu bizim hakkımızdı. Çünkü bizim adımızla kurulan otonom bir bölgeydi. Babayev bu konuda uzun süren değerli bir mücadele vermişti. Ve işe giriştiğimiz sürece kadar da devam ettiriyordu. Bizlerden bazıları da 92 girişiminden önce onunla hareket ediyordu. Nereden çıktığını halen anlayamadığımız Wekil, bir anda ortaya çıktı. Rusya'dan gelip bu işe girişeceğini, bunun için bazı dayanakları oluşturduğunu ve bizim onunla hareket edip etmeyeceğimizi sordu. Birkaç gün süren toplantılar gerçekleştirdikten sonra destek vermeye karar verdik' diyor.

Boş vaatlerle kandırıldılar

Wekil Mustafayev girişimine Kafkasya Kürtlerinin çıkarları gereği destek verme kararlarını açıkladıktan sonra bunun muhasebesini yapmaya başladıklarını, Babayev'in yıllarca mücadelesini verdiği Kızıl Kürdistan'ı yeniden diriltmek için Wekil Mustafayev'in nereden ve nasıl ortaya çıktığını düşünmeye başladıklarını dile getiren Aslan, şöyle devam ediyor: 'Bu konuları düşünmeye, tartışmaya başladığımızda önemli bazı bulgulara ulaştık. Ancak ona rağmen destek vermeyi, onunla hareket etmeye ve onunla Laçin'e gitmeye karar vermekten geri durmadık. Ulaştığımız sonuçlar Wekil Mustafayev'in Rusların istemi üzerine böyle bir girişimde bulunmaya başladığını, Ruslardan sonra Ermenilerin istemi ve desteklerinin sözü ile yola koyulduğunu gördük. Bunu kendisi de itiraf ediyor. O dönemde Karabağ'dan sorumlu Ermenistan'ın şimdiki devlet başkanı Robert Koçeryan'dan destek sözü aldığını söylüyor.

Tercümanı kendilerinin seçmek istediğini, ancak Ermeni İstihbaratı'ndan Alixane Meme adlı birinin verildiğini, Mustafayev'in Laçin'e gitme kararına katıldıklarını ve onunla birlikte Laçin'e kadar giderek Kürdistan bayrağını diktiklerini ifade eden Aslan, 'korkunç bir manzara' ile karşılaştıklarını belirterek, şu hususlara dikkat çekti: 'Laçin'e gidince orada Kürtleri göreceğimizi, bizi bekleyen Kürtlerin olduğu, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Rusya, Türkmenistan'dan gelecek Kürtlerin olacağı ve orada bizi bekleyecekleri söylenmişti. Oraya gittiğimizde ise hiç kimsenin gelmediğini ve bırakalım diğer cumhuriyetlerden Kürtlerin gelmesini Laçin'in kendi Kürtlerinin bile bizi beklemediklerini gördük. İsteselerdi de bekleyemezlerdi. Çünkü kent yerle bir edilmişti, bütün evler yakılmış, hayvanlar öldürülmüştü. Kürt kenti, Kürtlerin yaşadığı Laçin'deki evlere yönelik gerçekleştirilen bu saldırıyı Ermeniler Azerilerin, Azeriler Ermenilerin üstüne atıyordu. Yoğun hava saldırılarının altında Laçin'in ortasına bayrağımızı diktik. Saldırılara rağmen bir ay kadar birkaç kişi kaldık. Çünkü bizim arkadaşlarımızın çoğu da bizi bırakıp geri gittiler. Kentte bir biz kalmıştık, bir de kentten çıkamayan birkaç yaşlı, götürülemeyen hayvanlar. Yani bize verilen bütün sözler, vaatler boş çıkmıştı. Baktık olacak gibi değil biz de çıkıp Erivan'a döndük.'

Halen Ermenistan'ın başkenti Erivan'da yaşamakta olan Alixane Meme, yaşananların devlet sırrı olduğunu kaydediyor. Meme, Ermenistan'ın Kürt-æzidî çelişkisi üzerine de oynadıklarını belirterek bununla Ermenilerin bazı Kürtleri kendilerine bağladığını, bu yüzden Kafkasya'dan Kürtlerin sürgün edilmesi sırasında bu Kürtlere dokunulmadığını ve halen birçoklarının devletin çeşitli kademelerinde çalıştıklarını, kendisinin de bu Kürtlerden biri olduğunu söylüyor. Ermenilerin bu yaklaşımlarının belgelere geçtiğinin altını çizen Meme, 'Bu yaklaşımla Ermenistan da diğer uluslararası ve ulusal güçler gibi kendi Kürdünü yaratmak istedi. Belki diğer ülkeler yaklaşımlarını belgelere geçirmedi ancak Ermenistan bunu belgeledi. En önemli belge de pasaport ve kimliklerine Kürt yerine æzidî yazdırmalarına izin vermesidir. Bir de 92 yılında alınan bir parlamento kararında Kürtçe'nin yanı sıra æzidîce diye bir ibare kabul etmeleridir. Yani burada Kürtçe ayrı bir dil, æzidîce ayrı bir dil olarak ele alınıyor. Bu yaklaşımları bir yere kadar sonuç da verdi. Çünkü h�l� Ermenistan'da kendisini Kürt değil de æzidî diye kabul eden insanlar var' ifadelerini kullanıyor. Aldatılmanın Kürtlerin kaderi olduğunu vurgulayan Meme, 'Evet bu olayda da görüldüğü gibi Kürtler aldatılmıştır. Ben o zaman görevimi yapıyordum. Yaşanan olaylar, 92 yılında Laçin'e gidip Kızıl Kürdistan'ı diriltme olayının Rusya ve Ermenistan'ın istemi üzerine olduğu çok açık. Onun içinde hiçbir şey elde edilmedi' diyor.

İnandığımızı yaptık

Çerkeze Reş ile birlikte Eğitim Bakanlığı görevini üstlendiğini dile getiren ve Laçin'e giden grubun içersinde bulunan Azize Cewo ise, sonuçsuz bir girişimde bulunmuş olsalar da halk tarafından davul-zurna eşliğinde büyük gösterilerle Laçin'e gönderilmelerinin gelecek kuşaklara aktarılacak güzel hatıralar olarak kaldığını belirterek, şunları aktarıyor: 'Bizden önce başlatılan girişimi bir başka biçimde devam ettirmek istedik. Başaracağımıza inanarak yaptık. Güzel duygular ve büyük bir heyecanla yaptık. Bu heyecan sadece bizde uyanmamıştı. Bizden çok, başarı bekleyen Kürtleri ülke heyecanı sarmıştı. O yüzden bizleri davul-zurnayla uğurladılar. Ve bizden gelecek haberleri beklediler. Her şeyden çok onların umutlarının kırılmaması için başarmamızı istiyordum. Ama olmadı. Sonuç yine eskisi gibi oldu. Hatta daha kötü oldu. Çünkü Kürtler bu kez eski topraklarından da oldular.'

Gözlerden uzak mülteci Kürtler

Laçin'e giden grubun içerisinde bulunan ve oluşturulan Bakanlar Kurulu'nda Kızıl Kürdistan Eğitim Bakanı olarak görev yapan Akademisyen Dr. Çerkeze Reş, yaşadıklarının iyi hazırlanmış bir tiyatro oyunu olduğunu belirtiyor. Bu oyunu baştan fark ettiklerini, ancak belki de tersine çevirmek için şanslarını denediklerini kaydeden Reş, şunları aktarıyor: 'Biz Kürtler, Kızıl Kürdistan konusunda bir sonuç alamayacağımızı baştan kabul etmeliydik. Çünkü o topraklarda birçok ülkenin gözü var. Ve Lenin'in ölümünden sonra Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ihtilafın giderilmesi için Stalin tarafından feda edilmişti.'

Acıları yeniden anımsatan Reş, şöyle devam ediyor: 'Savaşın başlamasıyla Kürtler iki ateş arasında kaldılar. Normalde Azeri topraklarıydı ve onların koruması gerekirdi. Ermeniler ise bizi oraya o halkı korumak için gönderiyor ve biz gittikten sonra gelip bize yardım edeceklerdi sözde. Ancak bunların hiçbiri olmadı. Bunlar olmayınca iki ateş arasında kalan Laçin, Kelbecar, Zengelan ve Kubatlı kentleri ile bağlı köylerden 100 bin civarındaki Kürt Azerbaycan'ın kumluk bölgesi olan Ceyrandüz Ovası'na göçertildiler. Azeriler bu ovayı Ağcabedi adıyla da anıyorlar. O bölge kumluktur. İnsan yaşayamaz. Kürtlerin sığınabileceği tek orası kalmıştı, onlar da oraya gittiler. Yaşamları göçmen yaşamıdır. Yaptıkları kulübelerde yaşıyorlar. Yani bir yaşam yerinden çok bir mülteci kampına benziyor Ceyrandüz Ovası.' Uluslararası ve ulusal güçlerin hiçbirinin Ceyrandüz Ovası'nda yaşam mücadelesi veren Kürtlerin durumundan haberdar olmadıklarının altını çizen Reş, Kürt kamuoyu ve dünya kamuoyunun bu konuda duyarlı olması ve bir şeyler yapmasının zorunlu olduğunu belirtti.

Babayev'in duyarlılığı

1992 yılında Wekil Mustayev'le Laçin'e giden grubun içerisinde bulunan Kinyase Hamit ise, farklı bir noktaya dikkat çekiyor: 'Savaş başlamadan önce Babayev tarafından Kızıl Kürdistan'ın yeniden diriltilmesi için bazı çalışmalar başlatılmıştı. Birçok girişimde de bulunmuştu. Girişimleri sonuçsuz kalınca Kazakistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Gürcistan, Özbekistan ve Türkmenistan'dan Moskova'ya bir takım gösterilerde bulunmak için binlerce Kürt çağırmıştı. Bu gruplar Azeri, Ermeni savaşı patlak verdikten kısa bir süre sonra Moskova'ya ulaşmışlardı. Savaşla ilgili gelişmeleri öğrenen Babayev Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya'nın içinde olduğu yeni bir oyunun Kürtler üzerinde oynanmakta olduğunu ve eylemlerini, mitinglerini bu oyunu durdurmak için gerçekleştireceklerini açıkladı. Babayev'in iddiasına göre aralarında savaş süren her iki ülke de Kürtleri bu savaşın içine çekerek bir katliamdan geçirmek istediler. Babayev, bu tehlikeyi duyurmak için Kremlin Sarayı önünde mitingler yaptırmaya başladı. Bunu gören Ermenistan devleti aralarında Karleni Çaçani, Heciyi Cindi, Seidi İbo -ki bu daha sonra bizzat Ermenistan Devlet Başkanı'nın hedef göstermesi sonucu öldürüldü-, Azizê Cewo, Emeriki Serdar, Çerkezê Reş ve Kinyas Mirzoyev gibi önde gelen aydınlarımızın aralarında bulunduğu biz yaklaşık 50 kişiyi toplayarak Ermenistan Ulusal TV kanalından böyle bir şeyin olmadığını, Babayev'in yalan söylediğini söyletmeye çalıştılar. O zaman bir tek TV kanalı vardı, o da sistem kanalıydı. Onların bu çabası Babayev'in söylediklerini doğruladı. Yoksa neden panikleyip zaman geçirmeden böyle bir girişimde bulunsunlar ki.'

1992'deki dram

1992 yılında Azerbaycan ile Ermenistan arasında başlayan savaşta Kürtler ve Kürt illerinin hedef haline geldiğini, bu yüzden saldırılardan korunmak için Laçin'e bağlı köylerinden 92 Mayıs ayında göç ettiklerini belirten Adil Lachin, şunları söylüyor: 'Acımasız bir savaş başlamıştı. İki ülke arasında başlayan savaş bizim topraklarımız üzerinde sürüyordu. Bu yüzden yaşadığımız yerler saldırıların merkezi oldu. Yoksul, silahsız ve savunmasız halk bu saldırılara dayanamayıp tek çare olarak oradan göç etmekte gördü. O zaman benim ailem de Laçin'e bağlı bir köyde yaşıyordu. Göç eden Kürtler yönlerini Ağcabedi de denilen Ceyrandüz Ovası'na çevirmişti. 100 bin civarında Kürt oraya göç ederken bazı aileler de Bakü'ye göç ettiler. Bu insanlar Tıdığı, Karanlık Dere ve Mıhdöken sıra dağlarından geçen yolları kullanarak göç etmişlerdi.' 1993 yılı başlarına kadar Laçin, Kelbecar, Zengelan ve Kubatlıya bağlı 800'ye yakın köyün göç etmek zorunda kaldığını ifade eden Adil, boşalmamış Kürt köyü kalmadığını belirtti.

Moskova'da eylem

Moskova'da bir araya gelen Kürt kurumlarının temsilcileri ve sivil toplum örgütleri, Sovyet topraklarında binlerce Kürdün ölümüyle sonuçlanan 1935 ve 1945 sürgününün yıldönümünde bir anma toplantısı gerçekleştirdiler. Kazakistan Kürt Topluluğu eski Temsilcisi Bedire Musa Süleymanov, İkinci Dünya Savaşı ve geriliminin yaşandığı dönemdeki Kürt sürgünlerine dikkat çekti. Süleymanov'un verdiği bilgilere göre II. Dünya Savaşı dönemindeki göçle Kazakistan'a kadar 3 gün sürmesi gereken yolculuk, sağ kalanlarla 1 ay içinde tamamlanabildi. Süleymanov on binlerce Kürdün topraklarından edildiği bu dönemde binlercesinin de yollarda donarak öldüğünü anlattı.

SEYİT EVRAN
Back to top Go down
 
Kızıl Kürdistan'ın Acısı: 100 Bin Sürgün!
View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Bixêr û bi Ehla! * Welcome! * Hos Geldiniz! :: Diaspora-
Jump to: