HomeHome  FAQFAQ  SearchSearch  RegisterRegister  Log in  
Kürd Ulusu'nun Çıkarları; Her Türlü Parti, Kurum, Kuruluş, Örgüt ve Kişilerin Çıkarlarının Üstünde ve Ötesindedir. Her Şey Kürdistan İçin!

Share | 
 

 Letya-21 (Çilekeş Kürd Kadınlarının durumu)

View previous topic View next topic Go down 
AuthorMessage
Jandil

avatar

Mesaj Sayısı : 80
Kayıt tarihi : 2010-01-13

PostSubject: Letya-21 (Çilekeş Kürd Kadınlarının durumu)   19.02.10 23:28

21


Günler geçmiş, yaz tatili yaklaşmış Letya okulunun ikinci sınıfının sonuna gelmişti. Yakında 25 yaşına girecekti ama hayatında daha doğru dürüst ne izine, ne de deniz kenarına gitmişti. Ailesi ile yaşadığında her sene Dersim’e gitmişledi. Ortaokul'dayken sınıfıyla bir kez Berlin’e gelmişliği vardı. Kürdistan dağlarından, Frankfurt am Main ve Berlin’den başka da dünyanın hiçbir yerini bilmiyordu.

Vincent 26 yaşıyla çok yer gezmişti. Bazen sene de iki üç kez izine giderdi. En çok uğradığı adalardan biri İbiza’ydı. İbiza’nın parti szenesi enterasandı ve dünyaca tanınıyordu. Ana sezonda Clubbing, House, Techno, Trance, Progressive Superlatif müziği hiç eksik olmazdı. Dünyanın çoğu tanınmış plak firmaları yaz sezonunda burada çadırlarını açarlardı.

En büyük kulüpler, en vahşi parti szenesi, en iyi DJ’ler, en keskin hypelar burada yapılırdı. Gelen izleyicilerin çoğu İspanyol ve İngilizlerdi ama Fransız, Alman ve İtalyanların yanında Auvustralya’dan Güney Amerika’ya kadar katılımcı vardı.

İbiza’nın merkezi olan La Martina semtinin dar sokaklarında bir bardan bir bara, bir kulüpten bir kulübe gidilir, yazın güzel ve güneşli havasında delicesine eğlenilirdi.

Vincent, Letya’ya:

“Belki İbiza’dan sen pek hoşlanmazsın, çünkü gelen izleyicilerin içinde pazıları şişkin bodybuilding yapmış cok a-sosyal tipler de var ama biz daha çok alternatif kulüplere gideriz” diyerek ikna etmeye çalışıyordu.

Letya ise İbiza’yı zaten tanımıyordu ve Vincent’e:

“Neden olmasın? Doğrusu İbiza’yı sadece görmek ve bilmek içinde olsa gitmek isterim.” dedi.

Bu sohbetten hemen sonra aynı akşam internet üzeri kendilerine İbiza’ya birer uçak bileti ve altı haftalığına bir yazlık ayarladılar. Letya’nın zaten izin için birikmiş yeterince parası vardı ve Vincent’in ise zaten para sorunu yoktu.

İbiza’da kiraladıkları odada her şey vardı. Duş, temiz yataklar ve mutfak. Sabahları uyandığında bazen kahvaltıya gider bazen de alış-veriş yapar balkonda uzunca oturur keyif ederlerdi. Öğlene doğru sahile gider geç saatler de merkezde bir yerlerde akşam yemeği yer ve kaldıkları yere gelirlerdi. Bir iki saat uyuduktan sonra gece kulüp turuna çıkarlardı. Letya için bu izin inanılmaz bir şeydi, çünkü tamamen başka bir dünyada yaşıyordu sanki.

Aşağı yukarı altı yedi tane szene sahili vardı. Buralarda öğleden sonra sabahlara kadar açık havada partiler verilir ve eğlenirlerdi. Günün birinde Letya ve Vincent saat 14:00’te 'Es Cavallet' sahiline vardılar. Vincent anadan doğma çırılçıplak soyununca Letya:

“Vincent ne yapıyorsun?' diye şaşkınca sordu.

Vincent:

“Burası bir çıplaklar sahilidir ama istemiyorsan sen bikinini soyunmayabilirsin!” diye karşılık verince Letya, biraz çevresine baktı ve gördükü hemen herkes anadan doğma çırılçıplak. 'Hımm!' dedi kendi kendisine ve insanların anadan doğma denize girmeleri kendini ilkin şaşırtmışsa da sanki dünyanın en normal şeyiymiş gibi artık algılamaya başladı. 'Bunlarda nitekim insandı' diyordu. 'İnsanlar ilkin Cennet’e çırıl çıplak değil miydi?' Ama anadan doğma çırıl çıplak olmayı Letya estetik bulmuyordu. İnsanın üzerinde bir parça textilin olması daha cazibeliydi.

Letya ve Vincent sabah saat dörtte doğru ya deniz kenarında sabahlıyor, ya da herhangi bir kulübe gidiyorlardı. Bir keresinde sabaha doğru 'Amnesia' denilen bir kulübe gittiler. İnsanlar sanki çıldırmış, kendinden geçmişti. Orada birçok İtalyan ve İngiliz tanıdırlar, sohbet ettiler, doyasıya eğlendiler. Letya çok garip, exantrik insanlar ile karşılaşmasına rağmen artık hiçbir şey kendisini şaşırtmıyordu. Letya bu szeneya öylesine alıştı ki, onun artık bir parçası haline geldi. Bol, bol dans etti, eğlendi durdu.

Akşama doğru ya 'Café del Mar' ya da 'Café Mambo'ya oturup güneşin batmasını seyrediyorlardı. İbiza sanki bir Cennet’ti ama Letya hep üzgündü. Vincent her ne kadar Letya ile yakından ilgileniyorduysada çare etmiyordu. Letya, en çok Kürt kadınlarını düşünüyordu. 'İşten başka bir dakika bile eğlenmeyen Kürt kadınları!' diyordu kendi kendisine. Avrupa kadını gerçekten neredeyse her istediğini yapmada özgürdü. Bu özgürlüğü Kürtlere, Kürt kadınına da istemek neden çok görülüyordu?

Letya sahilin kenarında yüz üstü bataniyenin üzerine yayılmış, Vincent’te sırtını kremliyordu.


Letya aniden;

“Biliyor musun Vincent? Kadın toplumun duygularını, düşüncelerini, anlayışlarını, kültürünü, ahlakını, bilincini yansıtan öznelerden biridir. Bir toplumu çözümleyebilmenin önemli boyutlarından biri de o toplumun kadınına yaklaşımını bilinçe çıkarmaktır.”

Vincent Letya’nın bu ani çıkışına:

“Hayır ola! Feminist mi oldun?”

Letya bir balık gibi sırtüstü döndü ve;

“Kadınlar bir toplum için bu kadar önemliyken, ne yazık ki kadının konumu yeterince anlaşılamamış ve birçok toplulukta kadın geri plana itilmeye çalışılmıştır.”

Vincent şaşkın şaşkın;

“Doğru ama Batı’da kadınlar kısmen özgürdür yoksa?”

Letya yüzünde bir tebessümle;

“Kürtler de aslında eskiden kadın birçok konuda geri planda durmamış ve tutulmamış aksine yaşamın birçok alanında aktif rol oynamasına rağmen feodalist adet ve töreleri yıkamamış, kendisini erkek eğemenliğinden tümden kurtaramamış biliyor musun?

Kürt kadınını sosyal yaşamda değerlendirildiğin de, toplumda saygınlığı belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor ama bu durum onun maalesef toplumunda ona yönelik baskıcı zihniyetleri ortadan kaldırdığı anlamına gelmez. Toplumda saygın bir yere sahip olan kadınlar aynı zamanda kabile ya da aşiret hayatında da önemli bir yere sahipti. Kürt kadını, baskıcı zihniyete rağmen kabile hayatındaki bütün önemli olaylara katılabiliyor ve hatta zaman zaman bazı kabileler de önderlik bile yapıyordu.”

Vincent:

“Ya öyle mi? Doğrusu senden başka ben Kürt kadını tanımıyorum. Tekrar Berlin’e gittigimizde artık bu konuda internette ne bulursam okuyacağım.”

Letya:

“Geleneksel Kürt kadını çoğu Orta Doğu kadınlarından yönetim bazında etkindi ve aynı zamanda evinin hanımıydı. Aile içinde etkinliği oldukça fazlaydı ve fikirleri önemsenir, saygı duyulurdu. Bu nedenle Kürt kadını, evine bağlı bir yapıya sahip olmak ile tanınıyordu.

Hem göçebe hem de yerleşik aşiretlerde Kürt kadını, iş alanında da aktif bir rol alıyor ve aile ekonomisine katkıda bulunuyordu. Üretimde, birinci derecede etkisi vardı. Kürt Kadını, aynı anda çok sayıda işin üstesinden gelebiliyordu. Evin her günkü işinden başka yakacak tedariki, hayvanları sağmak, yağ, peynir yapmak; şal, kilim, çadır dokumak, çorap örmek kadınlara düşen görevlerin başlıcalarıdır. Tarla işlerinde de erkekle birlikte çalışıyor. Kürt kadının boş vakti olmadığından düğünler ve etkinlikler hariç eğlenme diye bir kelime tanımaz; hiç işi bulunmadığı vakit iplik büker; kese, bel kuşağı, saç bağı dokur."

Vincent:

“Oh! Gerçekten mi? Kürdistan’da kahve, kulüb kültürü yok mu?”

Letya gülümsedi ve kendini toparlamaya çalıştı:

“Var ama erkeler için. Kadınlar genellikle evlerde buluşurlar, sohbet ederler. Kürt toplumun da kadın ve erkek, iş alanında eşit konumdaydı; erkekler tarlalarda çalışır, sürüleri güder, toprağı sürer, meyve ağaçlarına veya tütün tarlalarına bakar, ürettiklerini komşu pazarlara taşır; kadınlar ise meyveleri ve tütünü kurutur, halı dokur veya farklı ev işleriyle uğraşırlar. Yani erkek ve kadın arasında önemli ölçüde bir işbölümü söz konusu ama eğlenmede öyle değil.”

Vincent:

“Anlamadım. Nasıl yani?”

Letya:

“Bunların yanı sıra Kürt kadının, toplumda sağlam bir karaktere de sahip olduğuda söylenir ama sömürgeci ve feodal baskıyla maalesef bu önemli özellik süreç içerisin de yitirilmiş. Kürtler, kızlarını oldukça disiplinli yetiştirirler. Kürt kızları her zaman ciddi ve kendinden emindir. İnsanlardan uzak değil, aksine sosyaldırlar.

Ne varki bu gerçeklere rağmen Kürt kadını, yoksul ve emekçi olarak, kadın olarak ve Kürt olarak dünyadaki diğer kadınlardan üç kat daha fazla eziliyor ve sömürülüyor.”

Vincent:

“Oh! Sahi mi söylüyorsun? Senin ama bir Avrupalı kadından farkın yok.”

Letya gülümsedi ve;

“Sen bakma bana. Ben bir istisnayım. Petrol, su ve madenleriyle çok zengin ülkelerin de yoksulluk, Kürt kadınlarının en önemli sorunudur. Kürdistan’daki gelenekler, Kürt kadınının bağımlı mirastan pay almaması ve mülkiyetin erkeğe ait olması, iş-üretim hayatındaki gerilik, kadının yoksulluğunun daha da büyük olduğunun göstergesidir. Kürdistan’daki kadınların %45'nin okuma-yazması olmadığını örneğin biliyor muydun? Zaten sömürgeciler tarafından yapılan okullarda amaç sadece sömürgeciliğin dilini ve kültürünü öğrenmek, Kürt dili ve kültürünü de asimile ederek ortadan kaldırmaktır. Diğer yandan Kürt feodal insan tipi tarafından kız çocukları evlenip dışarı gidecek kişi olarak görülüyor. Kürdistan’da okuyan kızların sayısı %17.5'tir. Diğer yandan gerici değer yargılarıyla kız çocuğunun bedensel gelişiminin eve kapatılmasıyla sonuçlanması, erken evlilik, ev işlerine küçük yaşta katılması gibi sebeplerle, kız çocuklarının eğitimi toplum ve aileler tarafından da sınırlandırılıyor.”

Vincent:

“Peki sağlık hakkında neler biliyorsun? Kürdistan’da sağlık sigortaları vs. var mı?”

Letya “Hayır! Hiçbir şey yok!” dedi ve ekledi;

“Memurlar ve maddi durumu biraz iyi olanlar dışında kimsenin sağlık veya sosyal sigortaları yoktur. Var olan tek sigorta çocuklardır. Bulaşıcı hastalıklar, yetersiz beslenme, kansızlık, su taşımanın yarattığı bel ve beden rahatsızlıkları, çok çocukluluğun getirdiği kadın hastalıkları Kürt kadınları arasında yaygın sağlık sorunlarını oluşturuyor. Kırsal alanda yaşayan kadınların sağlık hizmetlerine erişimi oldukça sınırlıdır. Bu sınırlılık, maddi imkansızlık, doktora gitme konusunda geleneksel değerlerden - erkek doktor olması, yerel kadın, şıh ve hocalardan yararlanılması- kaynaklanan sorunlardan ve kırsala özgü yeterli sayıda sağlık kuruluşu olmamasından kaynaklanıyor. Kırsal kadın için doktora gitmek, yapılacak hiçbir şey kalmadığında en son çare olarak görülüyor. Doğum, düşük ve bebek ölümlerinin oranı ise çok yüksektir.”

Vincent:

“Desene Kürtlerin Afrikalılardan pek fazla farkı yok. Oysa ben en azından Türkler tarafından işgal edilmiş Kuzey Kürdistan’da durumun bu derece vahim olduğunu bilmiyordum.”

Letya “Hımm!” dedikten sonra söyle devam etti;

“Kürtlerin durumu birçok üçüncü dünya ülkelerinden iyidir, çünkü çoğu köylüdür ama Türkler son 30 yılda gerilla savaşını bahane ederek balığı avlamak için denizi kurutma misali Kürtleri Batı Türkiye’ye asimile etmek için zorlan göçe zorladı.

Kürdistan’da kadınlar daha çok yeniden üretimin konusunu oluşturan çocuk bakımı, yemek, temizlik, vb. işleri yapıyordu. Kadın emeğinin görünür bir değer yaratmaması, erkeklerin para ve mülkiyet kazandıran işler yapması, "kadın işi ve erkek işi" ayırımı ve kadın emeğinin değersiz kılınması yönündeki gerici işbölümünün en yaygın olarak Kürdistan illerinde yaşanıyor. Tabi bu durum sadece Kürdistan ile sınırlı değildir. Üretim ilişkileriyle orantılı bir olay.

Vincent hayretle Letya’ya bakıyordu ve;

“Peki Kürt erkek ilişkileri nasıl? Yani nasıl birbirlerini buluyor ve evleniyorlar?”

Letya:

Kadınların %37'si, 15 yaşın altında evleniyorlar. Evlilik kararları genellikle aile büyükleri tarafından alınıyor. Bu oran kentlerde %29 iken, kırsal alanda %40'a kadar çıkıyor. Bu evliliklerin %20'sinde kadının rızası dahi alınmıyor.

Vincent:

“Yapma yahu, bu çok korkunç!”

Letya:

“Evet hem de nasıl? Bölgede hala birçok erkek-kadın ve çocuğun nüfus kağıdı bile yok. Bu tabi sömürgecilikten kaynaklanıyor ve geri kalmışlıkla alakası yok ama kan bedeli karşılığı evlenme, ailelerin kız ve erkek çocuklarının berdel denilen çapraz evliliği, imam nikahı, akraba evliliği, beşik kertmesi, başlık parası, çok eşlilik, çok çocukluluk ise oldukça yaygındır. Sadece imam nikahıyla evlenenlerin oranı kentte %14, kırda ise %31’ civarındadır. Kırsal alanda kadınların %52'sinin, kentte ise %39'unun kocalarıyla aralarında akrabalık bağı bulunuyor. Başlık parası kentteki evliliklerin %47'sinde, kırsalda ise %70'inde geçerliliğini koruyor. Kadınların boşanması ve mirastan pay alması, halen ender görülmekte ama kadının kocasının evinden ancak ölüsünün çıkacağı yönündeki gerici değer yargısı, ekonomik bağımsızlığın olmayışı, mülkiyetin tamamen erkeğin olması yönündeki gerici gelenekler, kadını hem ömür boyu, hem günlük yaşamında eve hapsediyor. Ayrıca Kürdistan’da yaygın olan dinsel yargılar da kadının bağımlı ve edilgen konumunu ağırlaştırıyor. Kürt kadını, kocasına ve ailenin tüm büyüklerine ve erkeklerine bağımlı kılınmış bir kere.”

Vincent:

“Doğrusu ne söylüyeceğimi bilemiyorum. Bu yüzdelikleri, nereden aldın? Bunlar eski sayılar olmasın mı?”

Letya gülümsedi ve “Hayır!” dedi, “daha dün internette okuduğumdan çoğu sakız gibi beynime yapışmış. Bir aşağı bir yukarı maalesef durum bu.

Kürdistan’da kırsal alanda en yaygın aile tipi % 64 oranı ile çekirdek ailedir. Bununla birlikte ailelerin ekonomik bütünlüğünün devam etmesi ve birleşik aile olarak yaşam tarzı hala çok egemen bir durumdur. Kürt kadını bu nedenle, çoğu kez gelin-kaynana hiyerarşisi ve diğer aile büyüklerinin hiyerarşik baskısı altındadır. Çok eşlilik yörede, zorunlu ve olağan bulunarak büyük ölçüde normal karşılanmaktadır. Erken evlenme çocuk sayısını artırıcı yönde bir etki yapmaktadır. Ortalama çocuk sayısı 5.1'dir. Bu rakamın üstündekiler çok çocuklu olarak kabul edilmektedir.”

Vincent:

“Doğru ya! Ortalama çocuk sayısı bildiğim kadarıyla Almanya’da 1.3’tür.”

Letya “Evet, aradaki farkı görüyor musun? Bazı Kürtler habire çocuk yapıyor ama çocuklarını nasıl geçindire-cekleri hakkında hiç düşünmüyorlar. Bu aslında büyük bir sorumsuzluktur ama ben doğrusu Kürtlerin oldukça çoğalmasından yanayım ki, Kürt nesili hiç tükenmesin,” dedikten sonra hafifce gülümsedi.

Bu seferde Vincent seslice güldü ve Letya’nın başını okşayarak “milliyetçi damarın mı tuttu yine!” dedi.
Letya “Hayır! ben ciddiyim. Kürtlere her zaman savaşacak insan lazım. Bu nedenle Kürtlerin çoğalması Kürtlerin yararınadır. Kürdistan Toprakları Fransa kadar 550 kilometrekare ile Fransa veya Almanya kadar büyüktür. Oraya daha milyonlarca Kürt sığar."

Vincent “şaka yapıyorsun değil mi? Vatikan 0,44 kilometrakare, 932 kişilik nüfusu ile dünyanın en küçük şehridir. Ama belki haklısın Vatikan’ın Arap, Fars ve Türkler gibi düşmanları yok.”

Letya “neyse” dedi. “Evliliği sormuştun.”

“Evlilik içi şiddet, Kürt kadının yaşadığı ciddi bir sorundur. Hatta bu şiddet, sadece kocasının değil, çoğu kez kendi oğlu dahil tüm aile erkeklerinin şiddeti olarak ortaya çıkıyor. Şiddete uğrayan kadınların oranı kırsalda %54, kentte %44 civarındadır.

Vincent:

“Ailede şidet ha! Ama bu maalesef dünyanın her yerinde var.”

Letya:

“Biliyorum. Benim daha çok demek istediğim; kırsal alanda, varsıl ya da yoksul farkı olmaksızın, üretim sürecinin içinde yer alan kadının karar verme sürecine katılımı hane içindeki işlerle sınırlı kalıyor. Toplumsal kararlarda kadının rolü yukarıda bahsedildiği gibi eskiye nazaran sömürgeci sistem altında çok sınırlıdır. Geleneksel cinsiyetçi rol dağılımı, ayrıca kadının eğitim düzeyinin düşüklüğü de bu süreci pekiştiriyor. Karar vermede söz sahibi olamama her kesim kadın tarafından hissedilen, ancak kırsal alan kadınlarında daha belirgin olan bir gerçektir. Siyasi tercihlerde evin erkeği belirleyici oluyor. Ancak son yıllardan itibaren, siyasal-demokratik aydınlanma bu durumda ciddi bir değişiklik yarattı.”

Letya biraz su içtikten sonra devam etti;

“Kadının erkeğin namusu olarak nitelenmesi yönündeki gerici ahlak anlayışı, onun bireysel kadın kimli-ğinin, duygu ve düşüncelerinin yadsınması sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle, törelerin çizdiği sınırların dışına çıkan, az ya da çok bireysel kararlarının peşinden giden kadınlar, bunun bedelini çok ağır ödemek zorunda kalıyorlar. Töre cinayetleri, bölgede kadınlarını tehdit eden en önemli sorunlardan biridir.

Vincent:

“Peki köylerden kentlere gelen kadınların durumu hakkında da bilgin var mı? Köyden kente gelen kadınlar veya insanlar nasıl yaşıyorlar? Doğrusu merak ediyorum.”

Letya:

“Dil ve kimlik sorunu, göç, kadın yaşamında en ağır sonuçlarını doğurmuştur. Kürt ailesi sömürgeciler tarafından zorla boşaltılan köylerinden veya çatışmalardan kaçarak kent varoşlarına sığınmak zorunda kalmışlar. Yaşanan en ağır yoksulluk, işsizlik, kültür çatışması, çocukların eğitim sorunları, modernleşme içinde kimlik bunalımı gibi birçok ağır sorunla karşılaşan Kürt kadını, bu sorunlarla baş etmede hazırlıksız kalmakta ve aileyi taşıyıcı güç olarak ağır bir yükün altında eziliyorlar. Özellikle kentlerde büyük bir yoksulluk ve işsizlikle karşı karşıya kalan Kürt ailesi, hırsızlık, çetecilik, uyuşturucu, fuhuş gibi sorunların sosyal tehdidi altında yaşıyor. Çocuklar sokaklarda her türlü tehlikelerle boğuşarak çalışmak zorunda kalıyorlar.

Kürdistan’da yaşanan kadın intiharları, toplumsal bunalımın sadece bir yanını dışa vuruyor. İntiharlar, Kürdistan’da sosyal, ekonomik, cinsiyetçi koşullarla birlikte genel şiddet ortamının özel bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Kürdistan’ın kapalı toplum yapısı, ataerkil aile yapılanması, sömürgeci ve aile içi şiddet, feodalizm ve dinin ağır etkileri, geleneksel değer yargılarındaki katılık nedeniyle kadında güvensizlik ve umutsuzluk, çaresizlik psikolojisini derinleştiriyor. Başlık parası karşılığında veya istek dışı evlilikler, okula gönderilmeme, dar ilişkilere hapsedilme kadın için karabasan olmayı sürdürüyor. Zorunlu göçün yarattığı nüfus yığılması, zorunlu kentleşmenin aynı ölçüde iş, eğitim, kültürel ve kentsel kurumlarla tamamlana-mayışı toplumun geneli için büyük sorunlar yaratıyor. Potansiyel suçlu muamelesi, çatışmalar ve faili meçhullerin yarattığı genel şiddetin toplumsal bir travmaya dönüşmesi, çözümü olmayanlar için intihar bir çözüm oluyor. Gençlerle, geleneksel değerlere bağlı yetişkinler arasında çıkan kültür çatışması uyumsuzluğu ve sorunları daha da derinleştiriyor. Yoğun aile ve çevre baskısı, küçümsenme, dışlanma, sınır ve kalıplara hapsedilme, eğitimsizlik, özellikle genç kadınlarla, sosyal yapı arasında çatışma yaratıyor ve bu çatışmanın yükünü omuzlayacak kurumsallıklar olmayınca büyük bir bunalım ortaya çıkıyor. Çözüm gücü olmayan, alternatif geliştiremeyen kadın, ölümle yüzyüze geliyor.“

Vincent bunları duyunca ağzı açıkta kalmıştı. Letya bir yudum su aldıktan sonra kaldığı yerden devam etti;

“Mücadele, kadının statüsünü değiştirmeye yol açtı ve sorgulama başlıyor. Her büyük sosyal ve siyasal hareket gibi, Kürt uyanışı da kadınları kitleler halinde içine katmıştır. Kürt sorununda hak eşitliği, Kürt dilini ve kültürünü sahiplenme mücadelesi kadınlar içinde de geniş bir yankı buldu. Kürt kadınları özellikle Newrozlar, Kürtçe eğitim, barış ve genel siyasi af eylemlerinde öne çıktılar artık. Kürt kimliğini, kültürünü ve dilini sahiplenmede, Kürt aydınlan-masında kitlesel bir kadın hareketi olarak ortaya çıktığınıda söyleyebilirim.”

Vincent ilkin düşündü sonra o da bir yudum su içti ve;

“Peki bu mücadele Kürdistan’ın sömürgeci-feodal yapısını ne derece kırdı? Herhangi geniş bir gelişmeden sözedebilir miyiz?”

Letya:

“Elbette bu mücadele; aynı zamanda kadınların da geri feodal-aşiretçi toplumsal yapılanmanın ve kadını dar sınırlara hapseden aile yapısının kırılması, değiştirilmesi, modernleşme, demokratikleşme özlemlerinin de ifadesini bulduğu bir mücadele alanı oldu. Kendi cinsiyetçi-ataerkil-feodal zincirlerini kırma isteği kadınlarda daha büyük kitlelerle siyasal mücadele alanına atılma sonucunu doğurdu. Kadınlar kitlelerle mücadele içinde yer aldıkça, kadın ve aile sorunu demokratik hareketin de özel olarak eğilmek zorunda kaldığı bir alan oldu. Bu karşılıklı ilişki; sonuçta, Kürt kadının yaşam tarzında, modernleşmesinde ve siyasallaşmasında ciddi bir farklılık ve atılım yarattı.

Siyasi mücadele içine giren Kürt kadını, bunun bedelini de en ağır şekilde ödemek zorunda kaldı. Yaşam ve özgürlük hakkının ortadan kaldırılmasının dışında, gözaltında cinsel taciz ve tecavüze uğrama gibi cinsel saldırılara da maruz kaldı. Sömürgecilerin gerillaya karşı yarattığı “iti ite kırdırtma” amaçlı köy koruyucu ya da diğer sömürgeci güvenlik güçlerinin tecavüzüne dair örnekler, yine bir kısım cesur ve öncü kadının girişimleriyle kamuoyuna taşındı. Şiddet ortamında korkunun sonucu bazen hamile kadınlar çocuğunu düşürdü, bazen korkudan dili tutuldu. Cinsel şiddet ve özellikle tecavüz yoluyla kadının aşağılanması, geri gelenekçi yapı içinde kadının baskılanması, toplumdan tecrit edilmesi ve böylece uyanış içindeki kadının mücadelesine ve kadın kimliğine ağır bir saldırı niteliği de taşıyor diyebiliriz.“

Vincent yüzünde bir tebessümle;

“Yani kitlesel Kürt kadın hareketi, bu ihtiyaca cevap verecek örgütlülük arayışlarına da girmiş ve kimi örgütlenmeler geliştirmiştir diyebilir miyiz?”

Letya:

“Evet, evet! Elbette! Baro Kadın Komisyonları, Kürdistan’daki kadın sorunlarına saptayıcı, modernleştirici, değiştirici yöntemlerle eğiliyor, özellikle ceza ve medeni yasa bakımından eşitlik mücadelesi, kadınların aydınlatılması, şiddet karşısında başvuru yollarının geliştirilmesi yönünde ciddi bir çalışma ortaya koymakta ama bu çalışma maalesef yeterli değil."

Vincent:

“Peki siyasal olarak Kürt Kadın Hareketi hangi aşamadadır?

Letya:

“Uyanış içindeki Kürt kadını demokratik siyasi partiler de örgütlenmede ciddi mesafeler katetmiş, çeşitlilik içinde, talepler üzerinden parçalı kimi örgütlenmeler geliştirmiş durumdadır ve zaman zaman bu hareketi Demokratik Kadın Platformu olarak birleştirmeye çalışıyorsa da bu şimdilik yetersiz kalıyor. Ancak; siyasal-kültürel-sosyal tam hak eşitliği, cinsiyetler arası eşitlik, sosyal yapının demokratikleştirilmesi, Kürt emekçi-yoksul kadınlarının iş ve ekmek talebinin yükseltilmesi için birleşik-demokratik bir emekçi kadın örgütlenmesinin yaratılması ihtiyacı var önümüzde. Kürt kadın hareketini daha da ileri taşıyacak bir güç olarak kendini dayatıyor.

Kürdistan kadınları açısından metropollerde ve Kürt illerinde çalışma; ortak temel özellikleri yanında ayrışan yanları da bulunmaktadır.

Ev kadınları için öne çıkan talepler yoksulluk, kuma, berdel, eğitimsizlik, iş ve gerici geleneklere, töre ve dinsel sınırlamalara karşı mücadele talepleridir. Genç kızlar toplumsal uyum, kimlik arayışı, eşitsizliğe, gerici gelenek ve değer yargılarına karşı mücadele, ulusal uyanış, sınıf talepleri uğruna mücadele, gerici eğitim sistemine karşı mücadele talepleri gün be gün yükseliyor ama sömürgeci sistem, özellikle büyük Kürt metropollerin de sosyal değişim, nüfus yoğunlaşması, işsizlikle beslenen arayışlar kafe kültürü, günü-birlik ilişkiler, uyuşturucu, genç kızların hayalleri ve özlemlerinin sömürülmesi ile yozlaştırılmasının dışında bir seçenek sunmuyor. Bu tehlikelere karşı mücadele; genç kızların sosyalleşme ve demokratik kültürle buluşmasının olanaklarını yaratma da önem taşıyor elbette.”

Vincent “anlıyorum ...” dedi.

Letya akar su gibi devam etti;

“Kürt halkı yüzyıllardır baskı, zulüm sarmalı içerisinde kalıp insani tüm değerleri elinden alınmaya çalışılmıştır. Bu nedenledir ki Kürt halkı, sürekli olarak tüm imkânlarını seferber ederek haklarını elde edebilmenin haklı çabasını ortaya koymuştur. Bu çabalarda kadınlar da önemli bir duruş sergileyerek sosyal alanda, siyasal alanda, politikada yerini almış ve adını tarihe yazdırabilmiştir ama ne yazıkki buğüne kadar tam kurtuluşunu sağlayamamıştır.”

Vincent “evet! Bu çok acı bir gerçek” dedi.

Letya, artık Vincent’e Kürtler hakkında hiçbir şey anlatmak istemiyordu, çünkü kendi moralı zaten bu nedenle hep bozuktu ve Vincent’in moralınıda kendi sorunlarıyla bozmak istemiyordu ama Vincent çok anlayışlıydı ve Letya’yı çok iyi anlıyordu.

Vincent Letya’ya hep 'şimdilik yapılacak hiçbir şeyimiz yok! O zaman şimdiki zamanın tadını çıkaralım, kimbilir belki yarın bir meteroid dünyaya çarpar ve bütün yaşam bir saniye içinde yok olur gider!' diyordu.
Letya, Vincent’in bu tür düşüncelerine çok gülüyordu ama Vincent’te de tabii hak veriyordu. Öte yandan bir toplumda eğer kadın ve erkek eşit haklara sahip değildiyse o toplumun gelişmesini mümkün görmüyordu. Bu nedenle Kürdistan’da, Batı’da 1968’ler de olduğu gibi bir zihniyet devrimini şarttı ama Kürtler bunu sömürgecilik altında nasıl yapacaktı? Kuşkusuz asıl sorun buydu.


Bu yazı Alan Lezan'ın "Letya" adlı kitabınından aktarılmıştır.
http://alanlezan.com
http://alanlezan.net
Back to top Go down
 
Letya-21 (Çilekeş Kürd Kadınlarının durumu)
View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1
 Similar topics
-
» iLk ßuLu$mada kadınLarı etkiLeme yoLLarı (:
» manga çilekeş senin gibi
» Kadın Aklı Erkek Aklı ( 2009 & Vizyon )
» Kadının Elini Neden Öpersiniz
» Yöresel Kıyafetlerimiz

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Bixêr û bi Ehla! * Welcome! * Hos Geldiniz! :: Jîn | Kadın-
Jump to: