HomeHome  FAQFAQ  SearchSearch  RegisterRegister  Log in  
Kürd Ulusu'nun Çıkarları; Her Türlü Parti, Kurum, Kuruluş, Örgüt ve Kişilerin Çıkarlarının Üstünde ve Ötesindedir. Her Şey Kürdistan İçin!

Share | 
 

 Metin Aktaş'la kültür ve edebiyat üzerine

View previous topic View next topic Go down 
AuthorMessage
Admin

avatar

Mesaj Sayısı : 129
Kayıt tarihi : 2010-01-12

PostSubject: Metin Aktaş'la kültür ve edebiyat üzerine   08.03.10 12:53

METİN AKTAŞ



KÜLTÜR BİR ULUSU, HALKI OLUŞTURAN, ONU DİĞER ULUSLARDAN, HALKLARDAN FARKLI KILAN TEMEL NİKELİKLERDEN BİRİDİR



Kovara Lekolin ü Legerine BİR Dergisi 12 sayı

1- Kürtler, ulusal kimliğin inşasında dil ve edebiyatı nereye yerleştiriyorlar? Daha doğrusu ulusal kimliğin oluşmasında dil ve edebiyat neden etkili araçlardandırlar? Bunların gücü nerden kaynaklanıyor?

— Kültür bir ulusu, halkı oluşturan, onu diğer uluslardan, halklardan farklı kılan temel niteliklerden biridir. Sorunuza yanıt vermek için Kültürün ne olduğunu anlamamız lazım. Birçok insan kültür deyince okumuş, aydın, bilgili, görgülü insan anlar ülkemizde. Oysa kültür çok daha geniş çok daha derin bir kavramdır. Kültür insan toplumuna özgü bilgi, inanç ve davranışlarının bütünü ile bütünün parçası olan maddi nesnelere, toplumsal yaşamın dil, düşünce, gelenek, işaret sistemleri, semboller, kurumlar, yasalar, aletler, teknikler gibi her türlü maddi ve tinsel öğeyi kapsar. Görüldüğü gibi kültür bir ulusun, halkın sosyal yaşamının bütün alanlarını kapsar. Yani kısacası kültür bir halkın sosyal yaşam ve düşünce tarzıdır. Halkımızın arasında yaygın olan inanca göre kültür yada bazı kültürel öğeler(Örneğin din, gelenek görenekler) insanın sonradan sosyal hayat ve üretim Faaliyeti içerisinde edindiği edimler değil biyolojik(yaradılışta var olan) öğelerdir. Bu noktayı önemli bulduğum için biraz açmakta yarar var. Eğer kültürü veya bazı kültürel öğeleri insanın sosyal, üretim Faaliyetleri içerisinde edindiği alışkanlıklar olarak görmez onların yaradılışta insana verilmiş nitelikler olarak görürsek kültürün, yada bazı kültürel öğelerin değişmezliğine inanırız ki işte bizim toplum olarak en önemli hatalarımızdan biri bu noktada başlar. Kültür Yaradılışta var olan bir şey değil insanın üretim ve sosyal hayat içerisinde edindiği ortak özellik olduğuna göre toplumun üretim tarzının, sosyal yaşamının değişmesiyle birlikte değişen bir şeydir. Bir toplumun üretim tarzı, sosyal hayatı değişmeye başlayınca yeni üretim tarzı, sosyal hayat yeni bir kültür yaratır. Yaşadıkları kültürü biyolojik bir varlık olarak özümsemiş bizim gibi topluluklar yeni üretim tarzının ve yeni sosyal yaşamın yarattığı yeni kültürü kabul etmekte zorlanırlar yeni kültürü hayatlarına sokmakta direnç gösterirler. Ve bu gün tam olarak ta bizim yaşadığımız bu. Ülkemiz de feodal üretim tarzı dağılıp yerini kapitalist üretim tarzına bırakmaya başladığında kapitalist kültür insanlarımızın hayatlarına girmeye başladı. Beklide hayatlarına giren bu yeni kültüre en şiddetli tepki veren, red etmeye çalışan halklardan biriyiz biz. Yeni bir üretim, sosyal yaşam içerisinde eski üretim tarzının sosyal yaşamın kültürünü sürdürmeye çalışırız. Böyle olunca da hayatımızda karşıtlıklar, çelişkiler, uyuşmazlıklar başlar. Bu durum sadece bizim toplumumuza has bir olay değil. Bu gün en gelişmiş toplumların hayatlarında bile binlerce yıl önce tarih sahnesinde çekilmiş üretim tarzının yarattığı kültürün öğeleri vardır. Bu durumda bize gösteriyor ki bir kültürü yaratan üretim tarzının yok olmasıyla o kültür yok olmuyor bir alışkanlık halini alarak uzun yıllar insan ve toplum yaşamından nesilden nesile geçerek varlığını sürdürüyor. Bu gün kapitalist üretim tarzının egemen olduğu bir üretim Faaliyeti içerisinde yaşayan bir halk olarak sosyal yaşamımızda egemen olan kültürün binlerce yıl öncesine ait üretim tazının yarattığı kültür olduğunu söyleyebilirim. Bunun nedeni kültürün direncinden çok bizim toplum olarak kültürü biyolojik bir varlık olarak özümsemiş olmamızdandır. Biz kültürü böyle gördüğümüz için böyle inandığımız için bizde değişimler, yenilenmeler birçok topluma göre daha ağır daha sancılı yaşanır. Burada kısaca açıklamakta yarar gördüğüm bir nokta var. Sanılmasın ki geçmişten günümüze gelen her kültüre karşıyım. İnsan yaşamını kolaylaştıran insanların farklılıklarıyla barış içerisinde bir arda özgürce yaşamını sağlayan kültürü gelecek kuşaklara taşımak gerekli ama bu gün yeni üretim tarzıyla çelişen günlük yaşamımızı kolaylaştıran değil zorlaştıran kültürü de hayatımızdan çıkarmak lazım. Mesela kan davaları. Mesela kadın infazlar. Mesela başlık parası. Mesele aşiret örgütlenmeleri. Örnekler çoğaltılabilinir. Kültürü biyolojik bir varlık olarak gören bizim gibi toplumlarda kültürler içe kapanıktır. Dışarıdan gelen her türlü kültürü kabul etmez direnç gösterir. Oysa dışımızda başka halkların, ulusların kültürlerine kendimizi kapatmamız ne doğru nede mümkün olan bir şeydir. Tarihin her döneminde halklar biri birinin kültürlerinden bir şeyler alıp vermiş biri birlerinden etkilenmişlerdir. Bu etkileşim iki şekilde olmuştur. Zor, şiddet ve asimilasyonlarla sağlanan etkileşim ve entegrasyonla sağlanan etkileşim. Zor, şiddet ve asimilasyonla sağlanan etkileşim hep halklara, insanlara acı çektirmiş sosyal barışı sağlamadığı gibi halklar arasındaki dayanışma bir arda yaşama kültürünü de öldürmüştür. İnsanlık tarihi boyunca yaşanmış asimilasyon olayları incelendiğinde asimilasyonun halklara acı, gözyaşı, ölümden başka bir şey vermediği görülmüştür. Dolayısıyla kültürlerin etkileşiminde asimilasyon tercih edilecek bir yol değil. Ret edilmesi insan yaşamında silinmesi, yok edilmesi gereken bir yoldur. Ne yazık ki bu gün ülkemizde gerek devlet gerek siyasal partiler gerek halkın önemli bir kesimi hala ülkemizde yaşayan farklı etnik kimliklerde, inançlarda, kültürlerde yurttaşlarımızın asimilasyonla yok edilmesini savunmaktadır. Ülkemizde tek ırktan, tek mezhepten bir ulus yaratmak için yüz elli yıldır bu topraklarda yaşayan farklı etnik kimliklerde ve inançlarda, mezheplerde yurttaşlarımıza uygulanan asimilasyon politikasının ülkemizde yaşayan insanlara yaşattığı acıların tanığıyız. Bütün yaşanmış bu korkunç trajedilere rağmen hala ülkemizde ki farklı etnik kimliklerde, kültürlerde, inançlarda yurttaşlımızı asimilasyonla yok etmeyi savunmak gerçekten ülkemiz için acı, acı olduğu kadar utanç verici bir durum.

Kültürlerin asimilasyonla etkileşimine, yok edilmesine karşıyız ama aynı şekilde kültürlerin entegrasonuna tarafız. Çünkü entegrasyon farklı kültürleri zorla, baskıyla temel yaşam haklarını gasp ederek yok etmeyi amaçlamaz, farklı kültürlerin farklılıklarıyla barış içerisinde bir arada özgürce yaşayarak kaynaşmasını bir arada yaşama kültürünü kazanmasını sağlar. Ülkemizde yüz elli yıldır süren asimilasyon baskısı altında ezilen bazı kültürler asimilasyona olan tepkilerinden dolayı entegrasyona karşı çıktıkları olur ama bu doğru bir davranış değil. Ekonominin bölgesel olmaktan çıkarak ulusal bir karakter almasıyla ulusal kültürler doğdu, ekonominin ulusal karakterden global bir karaktere dönüşmesiyle birlikte uluslar üstü insanlık camiasına hitap eden bir kültür doğdu. Bu gün bütün ülkelerde yerel ulusal kültürlerle evrensel kültün arasında kavga sürmekte. Birçok ulus birçok halk evrensel kültürden korkarak dışında, dışarıda gelen her türlü kültüre karşı durmaktadır. Bu hem mümkün olmayan hem de zararlı olan bir davranıştır. Global dünya global ekonomi önüne geçilmez bir şekilde global bir kültür yaratacaktır. Burada bizim yapabileceğimiz şey global kültüre, global ekonomiye karşı çıkmak sınırları global kültüre, global ekonomiye kapatmak değil global kültürle yerel ulusal kültürün bir arada yaşayacağı bir sentez yaratmaktır. Bunun yolu da entegrasyondur. Şüphesiz entegrasyonla farklı kültürler birbirlerinden bir şeyler alıp verecek zamanla ortak bir kültüre doğru evirileceklerdir. Bu süreç iradi olmadığı zorla yapılmadığı için desteklememiz gereken bir süreçtir. Çünkü son tahlilde hiçbir kültür sonsuz değildir, her yeni doğan kültür eski kültürlerin enkazı üzerinde doğar ve onun külleri içerisinde büyür. Kültür konusundaki düşüncelerimi böyle özetledikten sonra şimdi sorunuza yanıt vereyim. Eğer kültür konusunda ki bu düşüncelerimi açıklamamış olsaydım birçok okuyucu söylediklerimi anlamamış olabilirdi.

Dil ve edebiyat bir ulusun bir halkın en önemli öğelerinden biridir. Edebiyat bir dilin kullanılmasının zenginleştirilmesinin önemli araçlarından biridir. Dolayısıyla bir dille zengin bir edebiyat yaratılmamışsa o dil yeterince zenginleşmemiş yeterince yetkinleşmemiştir demektir. Edebiyat ve dilin ulusal kimliğin inşasındaki rolü çok büyüktür. Edebiyat bir dili, kültürü toplumun bütün kesimlerine ulaştırma tanıştırma araçlarından biridir beklide en önemlisidir. Kürtlere gelince Kürtler henüz edebiyatın gücünü anladıklarını, edebiyatı yeterince önemsediklerini söyleyemem. Kürtler başka alanlara harcadıkları emeklerinin yüzde biri kadarını edebiyata harcamış olsalardı bu gün çok daha ileri bir noktada olurlardı. Edebiyat yalnızca bir ulusun, halkın bireylerini kaynaştıran ortak noktalarda bütünleştiren bir araç değil aynı zamanda da o ulusun, halkın sosyal yaşamını, kültürünü diğer halklara ulaştıran bir araçtır. Kürtler yüzlerce yıldır baskı altında yaşayan kültürleri asimilasyonlarla yok edilmeye çalışılan mazlum bir halktır, ama Kürtler bu güne kadar bu durumlarını insanlık camiasını edebiyatla anlatmayı başaramadılar. Bu yüzdendir ki bu gün bu kötü durumdadırlar. Şüphesiz ki Kürtlerin yüzlerce yıldır baskı altında olmaları onların edebiyatta yetkinleşmesini engellemiştir ama Kürtlerin edebiyatta yetkinleşmemesinin tek nedeni budur diyemeyiz; Kürtlerin kendi sosyal yaşamlarından, kültürlerinden üretim tarzlarından, doğal yaşam alanlarından da kaynaklanan sebepler vardır. Bu yazının konusu olmadığı için bu sebepleri burada açıklama gereğini duymuyorum; bu ayrı bir çalışmanın yazının konusu.

2- Bugünkü genel duruma bakıldığında Kürt milliyetçiliğinin birleşik bir Kürt hukuki-siyasal kimlik yaratmakta başarısız olduğu söylenebilir. Bu durumun Kürt edebiyatı üzerindeki etkisi nedir? Yani birleşik bir ulusal kimliğin yaratılamaması açık ve belirli bir Kürt edebiyatı ayrımı yapmayı zorlaştırıyor mu?

— Sorunuzu tam olarak anlayamadım. Birleşik bir Kürt ulusundan kastınız İran Türkiye, Suriye ve Irakta yaşayan Kürtlerin birliğiyse bu uzun bir araştırma tartışma konusu olmasına rağmen yinede bu konuda birkaç söz söylemek isterim.( Ben bir siyasetçi değilim. Bu yüzden lütfen sözlerimi bir siyasetçinin sözleriymiş gibi değerlendirmeyin.) Bilindiği gibi uluslar kapitalizmin ürünüdür. Yani uluslar kapitalizmin doğuşuyla doğmuşlardır ve kapitalizmin gelişmesiyle birlikte gelişip büyümüşlerdir. Bir ulusu oluşturan dört önemli öğeden ikisi olan ekonomik birlik ve ruhi şekillenme birliği kapitalizmin doğmasıyla birlikte gelişir. Ortak bir kapitalist Pazar içerisinde birleşmeyen kaynaşmayan aynı etnik kimlikte insanların bir tek ortak ulus oluşturma süreçleri tamamlanmaz. Ortak bir kapitalist Pazar insanları bir araya getirerek onlara ortak bir ruh kazandırır. Bu açıdan da ortak bir kapitalist Pazar ulusların oluşmasında serpilip büyümesinde olmazsa olmaz bir şarttır. İran, Suriye, Türkiye, Irak Kürtleri farklı kapitalist pazarlar içerisinde bulundukları için ortak ulusal ruhi şekillenme ortak ulusal öğelerin gelişmesi engellenmiştir. Milliyetçi duygularla ulusular oluşmaz. Belki milliyetçi duygular uluslaşmanın faktörlerinin oluşmasında etkili olur ama asıl olan ulusu oluşturan ortak bir kapitalist pazardır. Aynı etnik kökenden olan İran, Irak, Türkiye, Suriye Kürtleri ortak bir kapitalist Pazar içerisinde yaşamadıkça ortak bir ulus oluşturma sürecini tamamlayamazlar. Edebiyat bu farklı ülkelerde yaşayan Kürtlerin biri birini tanıma şartlarını yaratır ama bu yalnız başına yeterli olamaz. Bu açıdan Kürtler hayallerin peşinden koşmaktansa daha gerçekçi projeler üretip hayata geçirme çabalarında olurlarsa çok daha iyi yaparlar. Şüphesiz kapitalizmde uluslaşma sürecinin başlamasıyla her halkın, ulusun bir “milli iddiası” oluşur. Ama ulusların tarihi incelendiğinde milli iddiaların mutluluk getirdiği tek bir ulus görmediğimiz gibi “milli iddiaların” ulusları ve insanlığı nasıl korkunç felaketlere sürüklediğini iki dünya savaşıyla yaşayıp gördük. Bütün Arap kökenli devletleri bir ulus çatısı altında toplamaya çalışan Nasır ve Saddam’ın sonunu biliyoruz. Söylediklerimi şöyle toparlayabilirim. Irak İran Türkiye, Suriye’de yaşayan Kürtleri bir çatı altında toplama düşüncesi ( bu günkü koşularda) gerçekleşme olasılığı olmayan bir ütopyadır. Gerçekçi gerçekleşme olasılığı bulunan politikaysa bu dört ülkede yaşayan Kürtlerin yaşadıkları ülkelerin halklarıyla birlikte özgür eşit yaşayacakları ortak bir yaşam kurmasıdır. Bu yaşamın nasıl olunacağına bu ülkelerde yaşayan halklar karar vermelidir. Bir ülkede yaşayan Kürtler başka bir ülke de yaşayan Kürtlerin kaderlerini belirleme talepleri olmamalı. Dört ayrı devletin içerisinde yaşayan bütün Kürtlerin partisi olmak hayalden öteye Kürtlere zarar verebilecek ütopik bir düşüncedir. Şüphesiz global dünya global ekonomi, global kültür zaman içerisinde ulusları birebirinden ayıran sınırları yok edecek bütün uluslardan, halklardan insanlar bir tek dünya pazarı içerisinde yaşamaya başlayacaktır. O zaman beklide bu gün birçok ulustan “milli iddiayı” savunan insanların idealleri gerçekleşecektir. “Milli idealler” için ulusların biri birlerini boğazlamasında hiçbir ulusun kazancı yoktur. Bu bütün uluslar için bir felakettir.

Toparlarsak farklı devletlerin içerisinde yaşayan Kürtler için tek ortak bir hukuk yaratmak mümkün olmadığı gibi uygulama alanı olmayan ütopik bir ütopya olur. Dört devletin sınırları içerisinde yaşayan Kürtler için ortak bir yaşam alanı yaratılmayabilinir ama Kürt diliyle ortak bir edebiyat yaratılabilinir. Çünkü edebiyat sınır tanımaz.

3- Siyasi ve coğrafi birlikten yoksunluk, öte yandan Güney Kürdistan hariç, hala Kürtlerin kendi anadillerinde eğitim yapma ve bunu özgürce kullanma hakkının tanınmamış olması, Kürt dilini ve bu dilin Kürtler arasında standartlaşması önüne ne gibi engeller koyuyor? Bu engelleri aşmanın bir yolu var mıdır?

— İkinci soruya verdiğim yanıtta anlattığım gibi Kürtlerin farklı iktisadi ve siyasal iktidarlarla yönetilen ülkelerin sınırları içerisinde yaşamış uluslaşma sürecine tek bir ortak kapitalist Pazar içerisinde girmemiş olmaları farklı lehçelerden oluşmuş Kürt dilini bütün Kürtlerin anlayabileceği ortak bir karakter kazanmasını engellemiş kürt lehçelerinin aralarındaki farklıkları derinleştirmiştir. Eğer Kürt edebiyatı gelişmiş olsaydı bu boşluk eksiklik kısmen telafi edilirdi ama edebiyatta yeterince gelişmediği için bu boşluk doldurulamadı. Bu yazıda birçok kez vurguladığım gibi Kürt dilinin, edebiyatının gelişmemesinin asıl nedeni yüz yıllarca üzerinde uygulanan ağır asimilasyoncu politikalar olmuştur. Kürt dilin üzerinde ki bu asimilasyoncu politikalar son bulduğunda Kürt dili ve edebiyatı daha da gelişecek zenginleşecek Kürtçenin farklı lehçeleri arasında ki yakınlaşma artacaktır. Edebiyatın bunda rolü büyük olacaktır ama altını çizerek söylüyorum Kürt dili lehçeleri arasındaki yakınlaşamayın sağlayacak temel faktör tek bir ortak ekonomik Pazar, ortak hayattır. Bir dilinin kullanım değeri olmadıkça yaşam olanağı kalmaz. Bir dili yaşatmak geliştirmek istiyorsak ona kullanım değeri kazandırmalıyız. Yani dil bir ihtiyaç halini almalı. Bunun yoluda dilin bir ihtiyaç olduğu kurumsal yapıların oluşturulması yaratılmasıdır. Birçok kimsenin anlattığı gibi feodalite ve feodal kurumlar Kürt kültürünün yaşmasının kaynağı değil Kürt kültürünün gelişmesinin önünde ki en büyük engeldir. Çünkü uluslar ortak bir kapitalist pazarın ürünüdür Kapitalizm geliştikçe ulusal duygular ulusal kültür gelişir, zenginleşir. Yeri gelmişken tekrar vurgulamakta yarar var. Feodal kültürü koruyup yaşatmak ulusal gelişimi sağlamaz engeller. Bu böyle biline. Bu nedenle son yıllarda ulusal kültür diye feodal kültüre sahip çıkıp, onu yaşatmaya kalkan politikacılar büyük bir politik hata yaptıklarını söylemeliyim. Devletin yüz yıldan fazla bir zamandır ısrarla bölgede feodal ekonomiyi ve feodal kültürü koruyup yaşatmaya çalışmasının arkasındaki politik neden bu. Bu politikaya dikkat edilmeli feodal ekonomi ve feodal kültürün korunup kollanmasından vazgeçilmelidir.

Kürt dili lehçeleri arasında tercih sorununa gelince bana göre bir lehçeyi diğer lehçeleri yok edecek kadar önemsemek yada tercih etmek doğru değil. Kürt dili lehçelerinin özgürce yaşama kanallarını açıp Kürt dili lehçelerinin entegrasyonla eriyip birleşmelerini sağlayacak ortamı sağlamak gereklidir. Karşı olduğumuz asimilasyon politikalarını Kürt dili lehçelerinden biri veya bir kaçı için istemeye, uygulamaya kalkmak çok yanlış ve af edilmez bir hata. Böyle bir politika farklı lehçeleri konuşan Kürtleri birleştirmeyeceği gibi ayrıştırır. Son yıllarda Kürtler bir lehçeyi diğer lehçeleri yok sayacakları kadar önemseyip öne çıkarmaya başladılar. bu durum diğer lehçeleri konuşan Kürtler arasında rahatsızlık yaratmaya başladı. Bu duruma dikkat edilmezse ileride bu rahatsızlık daha büyüyeebilir.

4- Avrupa’da 19.yüzyılda milliyetçi düşüncenin yükselmesiyle beraber özellikle roman türünün ulusal kimliğin inşasında önemli bir rol üstlendiğini görüyoruz. Bu rolde romanın farklı yaşamları ve değer yargılarını, ulusa ait bir kültürel imaj altında homojenleştirdiği söylenebilir. Bizim gibi toplumlarda genelde edebiyatın, özelde de romanın böyle bir rolünden bahsedilebilir mi?

— Batı toplumlarda uluslaşma süreciyle edebiyatın özelliklede roman çok geliştiğini toplumların değişimi ve gelişimi üzerinde etki yarattığını biliyoruz. Aynı şeyi uluslaşma süreciyle birlikte Türklerinde yaşadığını söyleyebiliriz. Uluslaşma süreciyle birlikte gelişen Türk edebiyatı ve romanı tamamen bir ulus yaratma politikasının aracı olmuştur. Ve roman milliyetçilerin politik silahına dönüşmüştür. Kürtler için bunu söylemek mümkün değil. Türkiye’de yaşanmış bu deneyime baktığımızda Kürtler için milliyetçi bir edebiyat, milliyetçi bir roman istemekte doğru değil. Edebiyat Kürt dili kültürünü kullanabilir ama bence milliyetçi olmamalı düşünebilen, sorgulayabilen, farklı uluslardan, halklardan insanlarla bir arada yaşama hoşgörüsüne sahip olabilen aydın bir Kürt yetiştirmeli. Milliyetçilik hiçbir halka mutluluk getirmemiştir ki Kürtlere getirsin. Kürt dilini ve edebiyatını kullanan yazarlar Türklerin geçtikleri yollardan geçmek zorunda değiller. Çağımızda kültürel, ulusal sorunlar sadece dilini konuşma kültürünü yaşama sorunu değildir. Aynı zamanda bir sınıf sorunu bir sosyal adaletsizlik, eşitsizlik sorunudur da. Bir insanın mutlu olabilmesi, özgürce yaşayabilmesinin tek koşulu dilini özgürce konuşması, kültürünü yaşaması olsaydı bu gün Kürt halkıyla birlikte iç içe yaşayan Türk halkının çok mutlu olması gerekirdi. Dilini özgürce kullanmasına rağmen kültürünü özgürce yaşamasına rağmen bu gün Türk halkı hiç mutlu değildir. Türk halkıyla aynı şartlarda yaşamış olmasa da bu gün dilini konuşabilin, kültürünü yaşayabilen Güney Kürdistan da yaşayan Kürtlerin çok mutlu olduklarını söylemek doğru değil. Bu durum bize gösteriyor ki bir halkın, bir ulusun tek talebi dilini özgürce konuşmak kültürünü özgürce yaşama talebiyle sınırlı olmamalı. Milliyetçi edebiyat halkın diğer taleplerini dikkate almadığı, hatta inkâr ettiği için tercih edilecek bir yol değil. Yararlarından çok zararları olacaktır halka. Dolayısıyla artık ulusal edebiyat diyince milliyetçi edebiyatı anlamaktan vazgeçilmeli. Bir ulusun edebiyatı milliyetçi edebiyatla sınırlı olmamalı.

5- Kürtler arasında eski bir tartışma olduğu için sormak istiyorum. Acaba Kürt ulusal edebiyatını belirleyen şey aidiyet mi yoksa dil mi? Daha açık bir deyişle egemen diller (Arapça, Farsça, Türkçe) içinde kendini ifade etme ile Kürtçenin bir lehçesiyle kendini ifade etme arasında ne gibi ayrımlar vardır? Kendine ait bir edebiyatı belirleyen şey nedir?

— Bütün halkların, ulusların edebiyatlarında olduğu gibi Kürt edebiyatını yekpare bir bütün olarak görmek düşünmek doğru değil. Çünkü Kürtler yekpare bir tek, bütün değiller: farklı sosyal sınıflardan, katmanlardan farklı inanç guruplarından oluşmuşlardır Kürtler. Durum böyle olduğu için Kürtler içerisinde yaşayan bu farklı sosyal sınıflar ve katmanlar, inanç gurupları edebiyatta kendilerini ifade ediyorlar. Sorunuza gelince bence Kürt kökenli yazarları hem aidiyet hem de dil etkilemekte. Asimilasyon sonucu anadillerini unutmuş Kürt kökenli birçok yazar romanlarını Türkçe, Farsça, Arapça diliyle de yazsa Kürt kökenli oluşuna duyduğu aidiyeti dikkate almaktadır. Birçok insan bu yazarlara Kürt edebiyatı içerisinde görmez. Bence bu doğru değil. Farklı dillerle de yazsalar kürt kökenli bu yazarlar Kürtleri anlattıkları için bunların yaptığı edebiyat Kürt edebiyatı içerisinde sayılır. Dünyada bunun örnekleri çok: mesele Kırgız asıllı Cengiz Aytmatov romanlarını Rus diliyle yazdığı halde Kırgız kökenli olduğu için, Kırgız halkının yaşamını anlattığı için Kırgızlar onu Kırgız edebiyatının bir parçası olarak görürler. Kürtler uzun yıllardır baskı altında yaşayan bir halk oldukları için Kürt kökenli yazarlar yaa dillerini kullanma özgürlüğüne sahip olamadıkları için yada asimilasyon sonucu ana dillerini unuttukları için Kürtçeyle yazamadılar. Son yıllarda bu alanda gözle görülür bir çaba var ama Kürt dilinin asimilasyon süreci çok ileri noktalara ulaştığı için eserleri okunmuyor satılmıyor. Kürtçe yazan yazar Mehmet Uzun’un romanlarının Kürtçe baskısıyla Türkçe tercüme baskısı bu gerçeği gösteriyor. Güney Kürdistan’da Kürtçe dilin Federal Kürdistan’ın resmi dili olmasından dolayı bundan sonra Güney Kürdistan’da Kürtçe yazılmış edebi eserlerin satışı artacaktır.

Türkçe, Farsça ve Arapçanın Kürt dili üzerindeki etkilerine gelince; Kürtler, farsalar, Araplar uzun yıllardır aynı coğrafyada iç içe yan yana yaşamaktadırlar. Hayatın her alanında olduğu gibi edebiyat alanında da biri birinden etkilenmemeleri mümkün değildir. Ancak Kürtçenin başına gelen ortak yaşamın yarattığı bir etkileşimden çok egemen kültürün zorla asimle etme ilişkisidir. Durum böyle olduğu için yüz yıllardır Kürtleri asimilasyonlarla yok etmeyi amaçlayan Arap, Fars ve Türkler kültürlerini, dillerini zorla Kürtlere dayatmışlardır.

6- Milliyetçilik ve dil… Başka bir deyişle ulus inşasında edebiyat ve kalem erbabının rolü… Kürt milliyetçiliğinin oluşmasında, bu milliyetçiliğin tasavvurları içinde, dil ve edebiyatın etkisi ne derecededir ve bu etki diğer uluslarınkinden farklılıklar göstermekte midir?

— Bu gün Kürtleri derinden etkileyen bir milliyetçi Kürt edebiyatından söz etmek mümkün değil. Yukarıda da açıkladığım gibi milliyetçilik beklide mili duyguları güçlendirmede etkili olur ama yararlarından çok zararları olur. Son yıllarda Kürtlerde de güçlü bir milliyetçi dalganın gelişmeye başladığını görüyorum. Örneğin hangi Kürt politikacıya sorsan size şöyle der” Bu ülkede bütün sorunların temeli Kürt sorunudur. Kürt sorunu çözüldüğünde bütün sorunlar çözülür.” Görünüşte çok masum hane bir söz değil mi? Şüphesiz Kürt sorunu acil çözülmesi gerek bir sorundur. Bu konuda hiç birimizin söyleyeceği sözü olamaz. Burada doğru bulmadığım nokta Kürt sorunun öneminden acili yetinden yola çıkarak diğer sorunları yok sayacak noktaya varmaktır. Bu gün toplumsal adaletsizlik, sınıflar arasındaki farklılıklar, işçisizlik. Çevre, eğitim sorunu, bölgesel savaşlar gibi sorunlar üzerinde kafa yorup acil çözüm üretmemiz gereken sorunlardır. Bir sorunu başka diğer bütün sorunları yok sayacak kadar önemsemek doğru bir davranış değildir. Kürtler bir an önce bu gerçeği anlamalı yeni politikalar üretmelidir. Dillerini konuşmak kültürlerini yaşamakla insanoğlunun sorunları çözülmüş olsaydı bu gün yeryüzünde yaşayan ulusların, halkların büyük çoğunluğu mutlu bir hayat sürmüş olmaları gerekirdi. Ama gerçek hiçte öyle değil.

7- Kürt milliyetçiliğini ve onun kimlik taleplerini tarihsel bir anakronizm olarak görenler de var, onu 20. yüzyılda özellikle kendini ezen kimliklere karşı bir tepki olarak görenler de… Size göre Kürt dilinin yazılı kaynakları, özellikle Kurmanci, Hewrami ve Sorani lehçelerinde yazılmış Kürt klasik şiiri -ki bunlar yazıldığında bu coğrafyada Türkçe, Arapça ve Farsça bugünkü gibi “idari diller” idiler- Kürt kimliğini ve milliyetçiliğin köklü bir işareti ve güçlü bir arzusu olamaz mı?

— Kürtlerin bütün halklar gibi dillerini özgürce konuşma, kültürlerini yaşama hakkı vardır. Ergeç Kürtler bu haklarını elde edeceklerdir. Kürtlerin dilini, kültürlerini asimilasyonla, baskıyla, jenositle yok etme çabaları beyhude çabalardır. Kürtlerin varlığının inkâr edilmesi Kürtlerde şiddetli bir karşı tepkinin doğuşuna neden oluyor. Bu tepki edebiyatta dâhil hayatın her alanında his edilmeye başlandı.



Kovara Lekolin ü Legerine BİR Dergisi 12 sayı

http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=News&file=article&sid=35063
Back to top Go down
http://serxwebun.forumieren.com
 
Metin Aktaş'la kültür ve edebiyat üzerine
View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1
 Similar topics
-
» Tanzimat'tan Bugüne Uzanan Türk Edebiyatı'nın Dönemleri
» Metin 2 cilere özel portal
» Romantizm ÖzeLLikLeri ve TemsiLciLEri
» Metin 2 Demirci Hilesi (Programlı)
» Halk Edebiyatı

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Bixêr û bi Ehla! * Welcome! * Hos Geldiniz! :: Huner | Ҫande | Wêje | Sanat | Kültür | Edebiyat-
Jump to: