HomeHome  FAQFAQ  SearchSearch  RegisterRegister  Log in  
Kürd Ulusu'nun Çıkarları; Her Türlü Parti, Kurum, Kuruluş, Örgüt ve Kişilerin Çıkarlarının Üstünde ve Ötesindedir. Her Şey Kürdistan İçin!

Share | 
 

 Devletin, Kürt Hareketi İçinde PKK İle Açtığı Perde Kapatılıyor ve 2. Lozan Antlaşması gerçekleşiyor mu?

View previous topic View next topic Go down 
AuthorMessage
Qubat

avatar

Mesaj Sayısı : 24
Kayıt tarihi : 2010-03-19

PostSubject: Devletin, Kürt Hareketi İçinde PKK İle Açtığı Perde Kapatılıyor ve 2. Lozan Antlaşması gerçekleşiyor mu?   08.10.10 3:21

Devletin, Kürt Hareketi İçinde PKK İle Açtığı Perde Kapatılıyor ve 2. Lozan Antlaşması gerçekleşiyor mu?
Son dönemlerde, derin devlet güçleri ile sivil iktidar güçleri arasında çatışma ve çelişkilerin keskinleşmeye başladığı, anayasa değişikliği aşamasında bu çelişkinin daha keskinleşip derinleştiği aşamada, PKK’nın akıl almaz eylemleriyle derin devlet güçlerinin yanında olduğu çok aşikar biçimde görüldü ve herkes tarafından anlaşılır bir konu olmaya başladı.

PKK’nın bu derin devlet tarafgirliği, Anayasa’da yapılmakta olan 26 maddelik değişiklikte siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıran maddeye bile PKK/BDP oy vermemiş, değişiklik maddelerinden bir tek bu madde BDP milletvekillerinin karşı duruşu, oylamaya katılmamaları ile gündemden düşmüştü.

Anayasa değişikliğinin referanduma sunulması aşaması kampanyası sırasında da, PKK/BDP’nin, sivil iktidarın ve demokrasi güçlerinin karşısında yer alması, PKK/BDP’nin boykot kararıyla zirveye tırmandı.

BDP, boykot kararıyla ilgili kampanyayı yürütürken, Öcalan’ın tutumundan çifte ve hatta üç standartlılık baş göstermeye başladı. Öcalan, BDP’nin hemen boykot kararı vermemesini, gelişmeleri izleyerek bir sonuca varmasını ileri sürerken, BDP’nin tutumunun “evet” ya da “hayır”a dönüşebileceği ile ilgili kanaatler ve yorumlar gelişmeye başladı. Bu tutum, Öcalan’ın, alabildiğince pragmatist, kendi merkezli düşünen karakterine uygun düşüyordu. Aynı zamanda Öcalan’ın saf değiştirmesinin de verilerini sunuyordu. Ben de bunu açıkça yazdım.

PKK/BDP’nin boykot yaptığı dönemde bile Öcalan’la görüşmelerin yapıldığını hükümet de red etmedi. Hükümet, garip bir açıklama yaptı. Bütün devlet güçlerinin ve kurumlarının siyasi iktidarın ve halkın iradesini temsil eden hükümetin kontrolü ve denetiminde olmasını savunurken, Öcalan’la devletin görüştüğünü ifade etti. Bu görüşmenin kendi dışındaki bir güç tarafından sürdürülmesi çelişkisini ortaya koydu. Buna da kimseyi inandıramadı.

Dolayısıyla bu konudaki tartışmalar, hükümet, Öcalan’la görüşüyor tespiti üzerinde yorumlanmaya, tartışılmaya, eleştirilmeye başlandı. Doğru olan da buydu. Eğer böyle olduğu kabul edilmezse, durumun vahim olduğu tartışmasız. Çünkü hükümet dışında iktidar odağı diye bir gerçekten bahsedilecekse, o zaman hükümetim milletin egemenliğinden, sivil iktidarın muktedir ve mutlak iktidar olmasından bahsetmesinin bir anlamı da olmaz. O zaman AK Parti sivil iktidarı da çift iktidarlı Türkiye yapısını benimsemiş olur.

PKK/BDP’nin Anayasa Değişikliği konusunda kampanyanın yürüdü son günlerde Kürtçe dil için boykot yapacağını açıklaması, hükümetle olan çelişki ve çatışmayı da daha derinleştirdi. Hükümet de kampanya boyunca BDP’ye karşı alabildiğine sert davrandı. BDP’de hükümete karşı aynı tutumu sürdürdü. Bu karşılıklı ilişkiler hakaret boyutuna ulaştı.

Bütün bu gerçekler ortada iken, Anayasa Değişikliği referandumundan hemen sonra Öcalan’la görüşmelerin daha kapsamlı bir çerçevede yürütüldüğü, bu görüşmelerin ileri bir düzeye de geldiği, Hakkari’deki 9 Kürdün öldürülmesiyle, hükümetin BDP ile olan randevusuyla açığa çıktı. Bu olay üzerine bu randevunun iptal edildiği, ya da ertelendiği açıklandı. Bu gelişme, kamuoyunda şaşkınlıkla karşılandı. Bu görüşmenin kısa bir süre sonra gerçekleşeceğinin ifadesine uygun olarak da süreç işledi, Hükümet ve BDP görüşmesi gerçekleşti. Bunun yanında Öcalan’la olan görüşmelerin de devam ettiği açıklandı.

Bu görüşmelerin, AK Parti demokrasisini sorgulayacağı da tartışmasız. Çünkü PKK’nın jakoben, otoriter ve tekçi bir yapıya sahip olduğu, Kemalist düşünce ve siyasi sistem paradigmasının bir ikizi olduğu Kürtlerce saptanmış durumda. AK Parti, kendi Ergenekoncularıyla hesaplaşırken, Kürdistan’da aynı nitelikli bir güçle uzlaşmasının demokrasiyle de bir alakası olamaz.

Bu görüşmelerin başladığı aşamada, Öcalan’ın “Demokratik Türkiye Tezi”nin iflas ettiği, Kürt milletini ve Kürdistan’ı bölen “Demokratik Özerklik” önerisinin yapıldığına şahit oluyoruz. Başbakanın da çok dili, Kürtçe eğitim ve öğretimin bile yapılmayacağını açıkladığına şahit oluyoruz.

Özce Öcalan, PKK/BDP, Kürt ulusunun kendi kaderini kendisinin tayin etmesi konusunda kapsamlı bir program ve projeye sahip değil. Hükümet de Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkından uzak, kolektif haklarını red eden hatta Avrupa Birliği müktesebatı kapsamında olan “azınlıklar” konseptinden bile uzak.

Buna rağmen, görüşmeler devam ediyor.

Düşünün ki İsrail, Filistinlilerin devlet olmasına karşı olduğunu açıkça ifade ediyor, buna rağmen Filistinliler İsrail ile barış görüşmelerine oturuyor. Bu mümkün mü? Filistinliler için en somut son delil: Bilindiği gibi son günlerde, İsrail ve Filistin arasında doğrudan barış görüşmeleri başlamış durumda. İsrail’in, Filistin toprakları üzerinde konut yapımına devam etmesi söz konusu. Bu nedenle Filistinliler barış görüşmelerinden vazgeçeceğini açık bir dille dünya kamuoyuna iletti.

Öcalan ve BDP’nin, Hükümetle olan görüşmeleri, bu düşünülen, her zaman şablon olarak belirtilen, İRA İngiltere, ETA İspanya görüşmelerine benzemediği de, gün gibi açık.

Öcalan ve BDP’nin hükümetle görüşmeleri, Kürt ulusunun çıkarlarını merkez alan görüşmeler değil. Öcalan merkezli ve Öcalan’ı kurtarmaya yönelik görüşmelerdir.

Görüşmenin esas daha tehlikeli ve güçlü bir arka plânı var. Yapılan görüşmeler, hepsi bu arka planı gizlemek içindir.

Gelişmeler ve olaylarca somutlanan bir gerçeklik var. Bu gerçeklik, 1970’lardan sonra Kürt ulusal hareketinin tutuklamalar, katliamlar, cezalandırmalarla engellenemeyeceği anlaşıldı. Bu nedenle, Kürt ulusal hareketinin içerden kuşatılması, Sömürgeci Türk Devleti’nin çıkarlarına uygun bir Kürt çizgisinin geliştirilmesi, Kürt ulusal çıkarlarını gerçekten savunan siyasal güçlerinin ve örgütlerinin tasfiyesinin sağlanması, yeni genç toplumsal/ulusal güçlerin ve dinamiklerin gelişmesinin önünün alınması için, PKK projesi gerçekleştirildi.

PKK’nın bu yapısına rağmen, büyük manipülasyonlar, sömürgeci devletlerin de desteği ile zaman içinde Kürtlerin önemli bir kesimi, değişik sınıf ve tabakalardan unsurlar, Kürdistan’ın bağımsızlığı, Kürt milletinin özgürleşmesi için destek verdi.

Bu geniş destek, tam da Türk Devleti’nin istek ve planlarına uygun bir gelişmeydi. Bu gelişmenin sağlamasıyla, Kürt ulusal güçleri ve örgütleri de rahatlıkla tasfiye edildi. Başka Kürt toplumsal ve sınıfsal ulusal güçlerin yeşermesi ve örgütlenmesi de engellenmiş oldu.

Gelinen bu son aşamada yapılan görüşmeler, Öcalan merkezlidir. Kürtlerin kollektif haklarının kazanılmasına yönelik görüşmeler değildir. Öcalan’ın kendi olumsuz tarihsel misyonunu, yeni koşullara uygun yerine getirme planıdır.

Gelişmeler, 1974 yılında Türk Devleti’nin Öcalan’la açtığı entegralist ve Kürt ulusal hareketini bağımsızlık çizgisinden uzaklaştırma ve Türk Devleti içine akıtma perdesinin kapatılması aşamasına gelindiğine işaret ediyor.

Öcalan’ın İmralı’ya gelişinden sonra savunduğu düşünceler ve tespit ettiği siyasetler sonucu belirlenen 2. Lozan Dönemi dediğimiz dönemin, sonuna gelindiğini de ifade ediyor.


Devlet, Öcalan’ı kurtarma merkezli ve Kürtlere verdiği bireysel hak kırıntıları ile Kürtlere yeni bir Toplumsal Sözleşme/Anayasa kabul ettirmek istiyor.

Bu perdenin kapatılması, Kürt ulusal hareketine bir darbe gibi düşülmesine rağmen, Kürt ulusal hareketinin de hayrına yol açacak. Öcalan ve taraftarları deşifre olacak, PKK saflarında Kürdistan’ın bağımsızlığı için hayatını ortaya koyan insanların ayrışması kaçınılmaz olacak. Böylece de, Kürt ulusal hareketinde hem yeni bir saflaşma sağlanacak, hem yeni tarihsel toplumsal ulusal güçlerin tarih sahnesine çıkması sağlanacak, hem de bu güçlerin dünyanın ve toplumun koşullarına uygun örgütlenmesi gerçekleşecektir.

Devletle işbirliği içinde olan PKK elitiyle Kürtlüğün sevdalıları ayrışacaktır.

Kürt Ulusunun bağımsızlığı, egemenliği, iktidarı için mücadele eden Kürt insanı, Kürt siyasi çevreleri, aydınları, kanaat önderleri, PKK içindeki Kürdistan bağımsızlığının sevdalıları, bu oyuna gelmemeli. Karşı çıkmalı.

Sorunun PKK’nın silahlandırılması olarak lanse edilmesi, devletin asıl planın gizlemek içindir. Kürt ulusal hareketi kendi iradesi ile yeni mücadele biçimine göre, kendisini yeniden yapılandırmayı ve örgütlemeyi gerçekleştirmelidir.

Üniter ve Türk devlet-ulusu paradigması çerçevesinde Kürtlere kabul ettirilmek istenecek anayasaya Kürtler, onay vermemelidir. Kürtler, en azından Federal bir devlet, federal devletin anayasası, kendilerinin iktidarını ve egemenliğini sağlayacak kolektif hakların kazanılması çerçevesinde hareket etmelidirler.

PKK silahlı güçlerinin, “sınır dışına çekilmesi” stratejisi ile Güney Kürdistan’a çekilmesinin sağlanması, Kürtler için bir tuzaktır. Kürtler bu tuzağa düşmemelidir.

Amed, 26. 09. 2010

İbrahim GÜÇLÜ
ibrahimgyuclu21@gmail.com
http://www.rizgari.com/modules.php?name=Rizgari_Niviskar&cmd=read&id=2136
Back to top Go down
 
Devletin, Kürt Hareketi İçinde PKK İle Açtığı Perde Kapatılıyor ve 2. Lozan Antlaşması gerçekleşiyor mu?
View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1
 Similar topics
-
» Özel mesaj geldiğinde müzik çalması
» Site içinde Forumu kullanmak
» Atasözü ve Deyim Çevirileri
» Gölgelerin Peşinde
» Link Efekti

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Bixêr û bi Ehla! * Welcome! * Hos Geldiniz! :: Peşarî | Politika-
Jump to: