HomeHome  FAQFAQ  SearchSearch  RegisterRegister  Log in  
Kürd Ulusu'nun Çıkarları; Her Türlü Parti, Kurum, Kuruluş, Örgüt ve Kişilerin Çıkarlarının Üstünde ve Ötesindedir. Her Şey Kürdistan İçin!

Share | 
 

 Özetle Kemalizm nedir?

View previous topic View next topic Go down 
AuthorMessage
Jandil

avatar

Mesaj Sayısı : 80
Kayıt tarihi : 2010-01-13

PostSubject: Özetle Kemalizm nedir?   13.01.10 15:43

Özetle Kemalizm nedir?

Bu ara gündemi Kemalizm ile ilgili tartışmalar süslüyor, iyi de oluyor. Türkiye ve Kürdistan’da hiç bir olgu Kemalizm dışında değildir. Daha doğrusu gerek ideolojik gerek sosyolojik ve gerekse ekonomik sakatlığın temeli, Kemalizm kavramıyla neredeyse özdeşleşmiş haldedir.

Garip bir şekilde sağcısı, solcusu, liberali, muhafazakârı tarafından bazen kalkan, bazen ideolojik temelde sahip çıkılan bu muammayı (Kemalizm) doğru tanımlamak oldukça önemli. Aslında Kürtler ve diğer toplumcular uzun zamandır birçok yönüyle konuyu kendileri açısından açıklığa kavuşturmuşlardır, güncel tartışmalar bilinenleri detaylandırmaktan öte bir şey değil. Fakat ülkede her siyasi akımı bu denli etkileyen, karmaşıklaştıran, oyuna getiren ve nihayetinde halkları neredeyse paranoya kıvamında tutmayı beceren bu muammayı eldeki verilerle apaçık mahkûm etmek, yanılgılı taktik yaklaşımları tekrarlamamak, günümüz açısından hayati bir mesele.

Sorunsalı kısa ve öz biçimde anlamaya çalışacağız. Olay ve olgulara insanların yüklediği anlamlar farklı olmakla birlikte, algılayış da farklıdır. Bunun temel nedeni insanın karmaşık yapısından kaynaklanıyor.

Çevremizde olan-biten her şeye maddi ve manevi ihtiyaçlarımıza cevap olma temelinde yaklaşırız. Her toplumsal değişim, görüş, felsefe ve akım kendi iç dünyamızın, ihtiyaçlarımızın, hesaplarımızın teorileştirilmesinden başka bir şey değildir. İnsanlık doğduğundan bugüne dinlerden tutun toplumsal sistem projelerine kadar her şey, bütünen bir var olma çabası, kendi fantezilerimizin, istemlerimizin, ihtiyaçlarımızın ürünü oluyor. Bu nedenle sık vurgulandığı gibi “ kendini tanıyan, evreni tanır “ denmektedir. Fakat her şey o kadar kolay değil tabii. Çünkü dünyanın en zor şeyi insanın kendisini tanıması, kendisini gerçekleştirmesidir.

Yaşadığımız bütün bu karmaşa, dengesizlik, savaşlar, kıyımlar, direnişler, iyilik ve kötülükler insanın karmaşık yapısının sonucudur. Freud “ uygarlık, hasta insanların eseridir “ derken çok hassas bir konuya temas etmiştir. Her hangi bir şey herkes için aynı şey değildir. Buna toplumsal görüşlerde dâhildir. Örneğin din olgusunu kavrayış biçimi neredeyse herkese göre değişir. Buna ek olarak, liberalizm, kapitalizm, sosyalizm, faşizm kavramları da kişiye, toplumsal kesimlere göre değişir. Bununla birlikte birçok insanın genelde hemfikir olduğu özgün akımlarda yine o akımın destekçileri tarafından farklı algılanır. Örneğin Marksizm gibi. İslam da güncellik arz etmesi açısından ilginç bir örnektir. Marksizm birbirine zıt olan birçok insana zemin olabilmiştir. Troçki, Stalin, Lenin, Che, Fidel, Mao vb. Siz kendine Marksist diyen dünyanın en hümanist romantiklerine de rastlarsınız, en gaddar yöneticilerine de. Yine İslam da öyledir, Yezit ile karşılaştığınız gibi, Enes bin Mâlik ve Said-i Kürdi ile de karşılaşırsınız. En sapkın insandan tutun en hümanist insani da bulabilirsiniz İslamda. Liberalizmin babası John Locke, David Hume ve takipçileri Adam Smith ile David Ricardo’nun şimdiki liberallerle hiç bir alakaları olmadığı gibi kapitalizmi çığırından çıkaran liberal yatırımcılarla da ilgisi yoktur. Faşizmin beslendiği en etkili akım pozitivizmdir örneğin, ama aynı pozitivizm olguları aklın yoluyla (bir yönüyle) kavrama açısından insanlığa katkı da sunmuştur. Demek istediğim herhangi bir paradigmayı benimseyenler içinde bile o paradigmayı algılayış biçimi çok farklı olmaktadır. Durumun sanıldığından daha karmaşık olması, insanın doğasının da sanıldığından karmaşık olmasıyla bağlantılıdır.

Herhangi bir paradigmanın yapısal bozukluğu toplumlara uygulandığında önemli ölçüde tahribe neden olur ama en büyük tahribin o paradigmanın savunucularının arasındaki algılama farklılığından kaynaklandığını unutmamak gerekir. Marksizm(Komünizm),liberalizm ve bir toplumsal model olarak son dönemlerde kendini hissettirmeye çalışan İslam yapısal bozuklukları nedeniyle önemli ölçüde toplumsal tahribata neden oldular fakat en büyük tahribin bu paradigmaların uygulayıcılarının içinde iktidarı elinde tutan (genelde kötülüğe meyleden) insanlar, klikler tarafından yapıldığı gözlenmektedir. Marksizm, Stalin ve benzer sapkınların elinde oyuncak haline geldi, iktidar aracı olarak kullanıldı, liberalizm yamyam İngiliz ve Amerikan yatırımcılarının dayanağı oldu, İslam hakeza öyle, İran gibi bir rejimin mayası haline getirildi.

Simdi bu çerçevede Kemalizm hangi yapısal bozukluğu olan paradigmanın tamamen bozulmuş ürünüdür, ona bakacağız. Aslında Kemalizm diye bir doktrin veya paradigmadan bahsetmek yanlış olur çünkü öyle değildir. Yukarda bahsettiğimiz akımların (Marksizm-komünizm, Liberalizm, İslam)sosyal, siyasal, ekonomik ve hukuksal önermeleri, kendi içinde tutarlı bir felsefi dayanakları vardır, bu nedende paradigmadırlar, toplumsal modeldirler. Oysa Kemalizm böyle değildir. Kemalizm istenmeyen bir yan üründür. Hiç bir tutarlılığı hiç bir toplumsal model önermesi yoktur. Tamamen kişinin (Atatürk’ün)çıkarlarına endekslenmiş, kırma, pragmatik bir faşizm türüdür. Ekonomisi küçük kent kapitalizmine, hukuku temelde İtalyan, Alman faşizmine az biraz dönemin İsviçre anayasasına, sosyalitesi Selanik mahalle kültürüne, siyaseti ise çıkarlarıyla örtüşen tuhaf bir milliyetçiliğe dayanır. Kişiliği yoktur, ahlaki ve felsefi dayanaktan yoksundur. Bu nedenle iktidarı elde etmek ve elinde tutmak için sürekli birbiriyle çelişen söylemlerde, vaatlerde bulunmuştur. Aslında Taha Akyol çok iyi özetlemiştir, “ Atatürkçülüğün temelinde, Kemalizm’in bütün tariflerinde şu üç unsur mutlaka vardır. Bunlar, pozitivizm, milliyetçilik ve otoriterliktir.” diyen Akyol Kemalizmi net tarif etmiştir. Pozitivizm + milliyetçilik + otoriterlik = Faşizmdir. Bilindiği üzere Atatürk ile aynı dönemde yaşayan Hitler ve Mussolini’de bu formülle hareket etmiştir. Bunların batıcılığı, modernliği, pahalı ipek elbiseler giyip, klasik müzik dinlemekle sınırlıdır. Bilime (dönemin bilimi, pozitivizme)önem verirler, oldukça deneycidirler. Hitler, pahalı ve güzel giyinmeyi seven, felsefe okuyan, klasik müziğe bayılan ayrıca iyi resim yapan biriydi. En büyük hayali mimar olmaktı. Dini inancı yoktu, bilime çok önem verirdi. İnsan üstünde muazzam deneyler yaptıran, ilaçlar geliştiren, tekniği çok seven biriydi. Bu yönleriyle son derece pozitivistti. Almanlar halen onun deneylerinin, tekniğinin, yaptırdığı yolların nimetlerinden faydalanmaktalar. Ama aynı Hitler’in insanlığa ve kendi ırkına neler çektirdiğini sanırım bütün dünya bilir. Dünyada bütün gelmiş geçmiş faşistler, otokratlar, liderler, diktatörlerin hepsi pozitivisttir. Bu kavramın üstünde çok durmak gerekir çünkü Türkiye solunu oyuna getiren Atatürk’ün pozitivistliğidir. Bizim sol, pozitivizmi, bilime düşkünlüğü, ilericilikle, insanlıkla eş tutar. Bu nedenle radikal solun bir kısmı hariç Atatürk’e pozitivistliğinden, yarım yamalak laikliğinden dolayı sempati duyar. Hitlerin laikliği ve pozitivistliğinin Atatürk’ün laikliği ve pozitivistliğinden daha tutarlı olduğunu bilmezler. Yine Hitlerin anti-emperyalist söylemlerinden de bihaberdirler. Atatürk’ün anti-emperyalistliği iktidarını kurana kadardır, bu da zaten anti-emperyalizm değildir, çıkar savaşıdır. Kürtlere yaptığını bir kenara koyun. Kendi yol arkadaşını asan adam Kürde ne yapmaz? Iste Kemalizm dedikleri şey bu tuhaf cinnet halidir.

Bu güne kadar sağı ve solu yukarıdaki formüle göre şekillendirmeye çalışan Kemalist Cunta Cumhuriyeti varlığını böyle devam ettirmek istiyor. Halen alevinin önüne ne idügü belirsiz laikliği, solun önüne pozitivizmi ve koca bir yalan olan anti-emperyalistliği, sağın önüne milliyetçiliği, otoriterliği, müslümanın önüne diyaneti atarak bunların toplamı olan faşizmini çaktırmadan yürütmeyi düşünüyor. Kürde ve bir kısım radikal sola da sürekli namluyu gösteriyor. Bu nedenle o memlekette ne sağ ne sol ne de İslam, eksisiyle, artısıyla kendi iç tutarlılığı içinde gelişemiyor ve toplum gruplar halinde klinik vakıa durumunda. Liberalizm ve demokrasinin ise esemesi yok. Tipik faşizm halleri anlayacağınız.

Kişisel çıkarlarına dayalı iktidar amacını gizle, pragmatik davran, her kesimi tavlayacak sözler et, demokrasi kavramına bir kulp tak, tukaka et veya sadece kendin için iste, kendi amacına hizmet eden her şeyin teorisini yap, iktidarı paylaşmak isteyeni hainlikle suçla vs vs. Bütün bu pratikler Kürdün iç politikasına da yabancı değil elbet, ilerde bunlarda daha kapsamlı bir şekilde irdelenecektir.

Velhasıl hiç bir tutarlılığı ve ciddiyeti olmayan, genel anlamda zaten yapısal bozukluk taşıyan pozitivizmin yanlış ellerde kullanımı sonucu ortaya çıkan faşizmin, en kalitesiz ürünü olan Kemalizm ve türevlerinin, artık takati kalmamıştır ve aşılacaktır. Şimdiki insanlığın anlaması gereken şudur; hiç kimse, hiç bir ideoloji, hiç bir sistem dokunulmaz, tabu değildir. Liderler ve “izm” ler çağı bitmiştir. Bunu dayatanlar kendi faşizmini gizlemek isteyenlerdir. Daha yaşanılır bir dünya, bir ülke; bütün toplumsal dinamiklerin haklarını garanti altına almış, güçler ayrılığını ve bunların arasındaki dengeyi hukukun üstünlüğüyle güvencelemiş bir sistemle mümkündür.

Daha aydın ve sağlıcakla kalın.


Cengiz Taş
18.11.09
cengiztas@hotmail.fr

Kaynak: Kürdistan-Post
Back to top Go down
 
Özetle Kemalizm nedir?
View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1
 Similar topics
-
» sevinç nedir?
» Tecktonik nedir ?
» Anime nedir..........(Tarihi gelişimi)
» Uprock Nedir?
» Buyruk nedir?

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Bixêr û bi Ehla! * Welcome! * Hos Geldiniz! :: Peşarî | Politika-
Jump to: